hayalperestim

En son konular

» Duvar Süsleme
Çarş. Ağus. 25, 2010 10:42 am tarafından againnn

» S.a miLLet.
Salı Kas. 03, 2009 7:27 pm tarafından Ŧøŋđ

» Hangi Müzik Türünü Dinliyorsunuz?
Ptsi Kas. 02, 2009 9:37 pm tarafından beyazmelek

» Merhaba...
Salı Ekim 27, 2009 10:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» bir kız
Paz Ekim 25, 2009 2:33 pm tarafından Ŧøŋđ

» Sizce bu sezon en iyi transferi hangi takim yapti?
Paz Ekim 25, 2009 2:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» Böyle Site Url'si Olur Mu? :D
Paz Ekim 25, 2009 2:31 pm tarafından Ŧøŋđ

En iyi yollayıcılar

coll (1432)
 
PaTRoN (501)
 
TimuRLenG (403)
 
ratKo_pşaşe (327)
 
DarKinq (219)
 
Enjekte (76)
 
De'quell (55)
 
q1sKo (26)
 
D_R_A_G_O_N (14)
 
Yasak (10)
 

    Sultan II. Bâyezıd

    Paylaş
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:06 pm

    SULTAN II. BÂYEZID


    ( BÂYEZID-I VELÎ )

    Modon fetihnâmesinde, "Emiru'l-Mü'minîn Sultanu'l-Guzat
    ve'l-Mücahidîn Nâsiru's-Seriat ve'l-Milleti ve'd-Din Giyâsu'l-Islâm ve
    Muinu'l-Müslimîn Sultan Bâyezid diye anilan Sultan II. Bâyezid, 85l (l447) yilinda
    Dimetoka'da dogdu. II. Bâyezid, Fâtih Sultan Mehmed'in, Gülbahar Hatun'dan dogan
    büyük ogludur. Yedi yasinda iken Amasya sancakbeyligine gönderildi. Sultan II.
    Bâyezid'in zamani, gerek Osmanli cografyasi, gerekse ekonomik hayati bakimindan
    istikrarli ve emniyetli bir devir idi. Gerek bu gerekse ve daha önceki dönemlerde
    yenilmeye degil, genellikle yenmeye alismis bir kütle psikolojisi için, hududlardan
    sadece zafer sesleri degil, refah ve bolluk da beraber girmekte bulunuyordu.


    Osmanli medeniyetinin ahengini meydana getiren muhtelif
    unsurlarin her biri, hem federal ve müstakil hüviyetleri içinde kendi merkezlerine
    bagli, hem de müsterek ana merkezin mali ve mensubu olarak, hatta XVII. ve XVIII.
    asirlarda bile hâla, semâvî bir nükte gibi, latif, ince ve kemalli çehresiyle
    dünyaya yüz göstermekte devam etmekte idi.


    Fâtih Sultan Mehmed vefat ettigi zaman, büyügü Bâyezid,
    küçügü de Cem olmak üzere iki oglu kalmisti. Bâyezid, o dönemde merkezi Amasya olan
    Rum Eyâleti, Cem de merkezi Konya olan Karaman Eyâleti'nin valisi idiler. Daha önce de
    belirtildigi gibi Fâtih'in, Mustafa adinda bir oglu daha vardi. Fakat bu sehzâde
    babasinin sagliginda vefat ettiginden, o sirada Kastamonu Sancakbeyi bulunan Sehzâde Cem,
    ölen kardesinin yerine Karaman valiligine tayin edilmisti.


    Kaynaklarin, uzun boylu, beyaz tenli, melek huylu, genis ve
    açik yüzlü, elâ gözlü, siyah çatik kasli, mutedil sakalli, yüzünde ben bulunan,
    genis omuzlu ve yüksek gösterisli olarak belirttikleri Bâyezid-i Veli, 85l (m. l447)
    yilinda iki bayram (Ramazan - Kurban) arasinda dogmustu. 886 Rebiülevvel'inin 13. (12
    Mayis 1481) günü 35 aslarinda iken, babasinin yerine tahta geçer. Her ne kadar onun
    dogum tarihi ile ligili farkli yillar veriliyorsa da genellikle yukarida belirtilen tarih
    kabul edilmektedir.


    Fâtih Sultan Mehmed'in ani ölümü, tabiî bir hâdise gibi
    karsilanmadi. Ülkede büyük bir siyasî buhranin çikmasina sebep oldu. Fâtih vefat
    eder etmez, Vezir-i Azam ve Mevlânâ'nin soyundan gelmis olan Karamanî Mehmed Pasa, bir
    taraftan Keklik Mustafa adinda bir çavusu, büyük sehzâde Bâyezid'i davet için
    Amasya'ya gönderirken, öbür taraftan da kendi adamlarindan birini Cem Sultan'a
    gönderip yolu uzak bulunan Bâyezid gelmeden önce onu Istanbul'a davet ile bir emr-i
    vaki yapmak istemisti. Fakat Cem'e bu mektubu götüren sahsi, Anadolu Beylerbeyi ve
    Bâyezid'in damadi olan Sinan Pasa yakalayarak öldürür. Vezir-i Azam'in, Konya'da
    bulunan Sehzâde Cem'e gönderdigi mektup ve bu vesile ile Fâti'in ölümünden haberdar
    olan yeniçeriler, ayaklanarak Pendik önlerine demir atmis bulunan birkaç gemiyi zapt
    ederek Üsküdar'a gelirler. Oradan da Istanbul'a geçerek Yahudiler ile zengin halkin
    evlerini yagmalarlar. Yeniçeriler, Fatih'in, bulunmayacagi siralarda Istanbul'da
    hükümet islerine bakmak üzere Silifke'den çagirmis oldugu Ishak Pasa'nin kiskirtmasi
    ile Vezir-i Azam Karamanî Mehmed Pasa'yi da öldürürler. Bu feci hadiseden sonra
    iktidar, bütünüyle Ishak Pasa'nin eline geçmis demekti. Zira Divan, devletin islerini
    tedvir etmekle onu görevlendirdi. Ishak Pasa da kendisine verilen bu genis yetkiyi iyi
    kullanarak asayis ve güvenligi sagladi. Yeniçeriler, Sehzâde Bâyezid'in tarafini
    tuttuklari için, babasi gelinceye kadar, o siralarda Fâtih'in yaninda ve henüz 11
    yaslarinda bulunan Bâyezid'in oglu Korkut'u, 5 Rebiülevvel 886 (4 Mayis l48l) de
    Saltanat Kaymakami ilan ederler.


    Öte yandan devlet büyüklerinden acele davet mektuplari alan
    Bâyezid, maiyetinde 4.000 kisi oldugu halde Amasya'dan yola çikip Üsküdar'a gelir.
    Ertesi gün, oglu Korkut'tan saltanati resmen devr alip l2 Mayis l48l de Osmanli tahtina
    çikar.


    Yeni padisahi, büyük bir tezahüratla karsilayan vüzera ve
    asker, Ishak Pasa'nin vezir-i azam olmasini, onun rakibi olup, terakkilerinin
    artirilmasina muhalefet ettigi söylenen Hamzabeyoglu Kara Mustafa Pasa'nin, azil ve nefy
    edilmesini ister. Yeni padisah, ilk hamlede mesele çikarmamak için, bu istekleri kabul
    eder. O, basinda siyah bir kavuk ve ayni renkte bir elbise giymis oldugu halde Istanbul'a
    girmisti. Topkapi Sarayi'na girerken, kapi önünde saf tutup, kendisini merasimle
    karsilayan Yeniçeriler, subaylari vâsitasiyle bir arzuhal takdim ederek, Karamanî
    Mehmed Pasa'nin öldürülmesi sebebiyle vâki olan kusurlarinin affini ve cülûs bahsisi
    verilmesinin kabul edilmesini taleb ederler. Yeniçerilerin bu istekleri, yeni sultan
    tarafindan kabul edilir.Bu, Osmanli tarihinde Yeniçerilere verilen cülûs bahsisinin
    ikincisi olmustu.(Ilki Fâtih Sultan Mehmed tarafindan verilmisti.) Cülûs bahsisinin
    ikinci örnegi olan bu uygulamadan sonra, her tahta çikista, cülûs bahsisi
    tekrarlanmisti. Bu usûl, zamanla devlet maliyesi için âdeta bir yikim halini
    alaacaktir. Bu bahsisler, ancak üçyüz yil sonra Sultan Birinci Abdülhamid tarafindan
    Rusya ile yapilan savas sirasinda ve birdenbire kaldirilabildi.


    Bâyezid'in, tahta geçisinin ertesi günü, Fâtih Sultan
    Mehmed'in cenaze merasimi icra edilmisti.Namazdan sonra Fâtih'in naasi, kendisi
    tarafindan yaptirilmis olan camiin arkasindaki türbeye defnedilmisti. Tabutun altina
    önce Sultan Bâyezid ve vezirler girmislerdi. Cenaze namazini Seyh Ebu'l-Vefa adiyla
    söhret bulmus olan büyük âlim Konyali Muslihiddin Mustafa kildirmisti. Günümüz
    Istanbul'undaki Vefa semti hâla bu zatin ismi ile anilmaktadir. Cenaze defn edildikten
    sonra bey'at merasimi yapilarak Sultan Bâyezid, resmen Osmanli tahtina oturmus olur.
    Bundan sonra Ishak Pasa'ya sadaret tevcih olunur. Bu arada yeniçerilerin bütün
    isteklerinin kabul edilmesi mahzurlu görülerek daha önce Mustafa Pasa hakkinda verilen
    karardan dönülür. Böylece henüz Üsküdar'da bulunan Mustafa Pasa getirtilerek ikinci
    vezir olarak ilan ve tayin edilir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:06 pm

    II. BÂYEZID DÖNEMININ BAZI IÇ OLAYLARI

    II. Bâyezid, babasi Fâtih Sultan Mehmed'in ölümünden sonra
    Osmanli tahtina oturur oturmaz içerde, bir kismi siyasî, bir kismi da dinî renge
    boyanmis gerçekte dis kaynakli olan siyasî bazi isyan hareketleri ile karsilasir. Bu
    olaylara temas etmeden ve onun sahsiyet ile karekterinin olusmasinda önemli rolü bulunan
    ve bir bakima onun bu özelliklerini canli birer levha gibi önümüze seren faaliyetleri
    görmeden disariya karsi olan siyasetini anlayip takdir etmek mümkün olmazdi. Zira onun
    dis dünya ile olan münasebetlerinde, iç proplemlerin tesiri, sanildigindan daha büyük
    olmustur. Bu sebeple biz de önce iç olaylara temas etmeyi faydali bulduk.


    IÇ KARISIKLIKLAR VE CEM OLAYI

    Ikinci Bâyezid tahta çiktigi zaman, Konya'da vali olarak
    bulunan kardesi Giyaseddin Cem Çelebi'nin muhalefeti ile karsilasir. Zira Cem,
    "mülk-i mevrûs"da hakki bulundugunu iddia ediyordu. O, bu iddiasini da bazi
    delillerle isbat etmeye çalisiyordu. Gerçekten, Cem Sultan'in, saltanat makamini elde
    etmek için giristigi tesebbüs, tedkik edilmesi lazim gelen sebeplere dayaniyordu. Daha
    Fâtih'in sagliginda devlet erkani arasinda her iki sehzâdenin taraftarlari bulundugu ve
    basta Karamanî Mehmed Pasa oldugu halde, bunlardan bir kisminin, Bâyezid'den daha
    meziyetli, daha cesur ve faal bir zat olan Cem'i saltanata layik gördügü
    anlasilmaktadir. Karaman eyaletinde beraber bulunduklari zamandan beri, Cem'i takdir eden
    Gedik Ahmed Pasa'nin, hiç sevmedigi Bâyezid'i padisah olarak görmek istememesi gibi,
    sehzâde Mustafa'nin ölümünden sonra, Fâtih Sultan Mehmed'in de Cem'i Bâyezid'e
    tercih ettigini gösteren delillere tesadüf edilmektedir. Nitekim Kanunnâme-i Âl-i
    Osman (Istanbul l330, s. 32 )'da sehzâdelere yazilacak hükümlerin elkabi bahsinde
    yalniz Cem isminin zikredilmesi ve yazilarda ona "...vâris-i mülk-i
    Süleymanî...oglum Cem edâmellahu bekahu" diye hitab edilerek örnek gösterilmis
    olmasi, herhalde bir tesadüf eseri olmasa gerekir.Gerçi buna dayanarak Fâtih tarafindan
    Cem'in veliahd ilan edildigini iddia etmek mümkün degilse de, ibâreyi büsbütün
    manasiz saymak da dogru degildir. Böyle bir ibârenin isaret olarak kabul edilmesi
    herhalde daha dogru bir kanaat olacaktir. Bütün bunlara ilaveten, Cem Sultan'in bizzat
    kendisi de babasinin erine geçme hakkina sahip olduguna kani idi. Zira kendisine göre o,
    babasinin padisahligi zamaninda dogmus ve bu yüzden Uzun Hasan seferi esnasinda babasina
    vekalet etmisti. Bu da tahtin asil vârisinin kendisi oldugunu gösteriyordu. Buna
    dayanarak o, kendisinin tahta geçmesi icab ettigini söylüyordu. Bu âmillerin tesirinde
    kalan Cem, maiyyetindeki müsavirlerin, özellikle Karamanoglu Kasim Bey'in telkinleri ile
    harekete geçmeye karar verir. Gedik Nasuh Bey'i, maiyetinde Karaman, Varsak ve Turgutlu
    boylarina mensub kuvvetler oldugu halde Inegöl üzerinden Bursa'ya gönderir. Gedik Nasuh
    Bey, 28 Mayis'ta, Ikinci Bâyezid tarafindan Ayaz Pasa komutasi altinda gönderilen iki
    bin yeniçeriyi maglub etmeye muvaffak olur. Bu basarida Bursa halkinin da büyük bir
    payi oldugu belirtilmektedir. Zira halk, yeniçerilerin daha önce yaptiklarini
    unutmamisti.


    Kaplica savasindan üç gün sonra ordugâha gelip, Haziran'in
    basinda Bursa'ya giren Cem, saltanat alameti olarak nâmina hutbe okutmus ve ismine sikke
    bastirmistir. l8 gün kadar da hükümdarlik eden Cem, civardaki sehir ve kasabalara
    saltanatini kabul ettirip, etrafina kalabalik sayida insan toplamak suretiyle kendisini
    Anadolu hakimi saymis ve bu son durumu agabeyine kabul ettirmek üzere ona halalari ve
    Çelebi Sultan Mehmed'in kizi Selçuk Hatun ile devrin ulemasindan Mevlânâ Ayas ve
    Sükrüllahoglu Ahmed Çelebi'den meydana gelen bir elçilik heyeti göndermisti. Ancak,
    Selçuk Hatun'un iki kardes arasinda kan dökülmesine mani olmak üzere giristigi
    tesebbüsler, basarisizlikla sonuçlanir. Zira kendisine Rumeli ile yetinip Anadolu'yu
    Cem'e birakmasi, böylece daha önceki hükümdarlarin birlestirmeye çalistiklari Osmanli
    Devleti'nin yeniden ikiye bölünmesi teklif edilen Bâyezid, bunu kabul etmez. Bu durum,
    Osmanlilardaki "Tek Ülke Tek Sultan" ilkesinin ne kadar köklestigini
    göstermektedir.


    Bâyezid'in, teklifini redetmesi üzerine kuvvetlerini ikiye
    ayirip, Gedik Nasuh Bey emrindekileri Iznik'e gönderen Cem, kendisi de Bâyezid ile
    karsilasmak üzere Yenisehir'e hareket eder. Ancak, Anadolu Beylerbeyi Sinan Pasa'nin
    faaliyeti, Otranto seferinden dönen Gedik Ahmed Pasa'nin Bâyezid kuvvetlerine iltihaki,
    nihayet yakin dostu Afsinoglu Yakub Bey'in ihaneti sonucu Cem, Yenisehir'de yapilan
    savasta maglub olur. Sehzâde Cem'in maglubiyetini hazirlayan sebeplerin basinda, onun
    dostu ve lalasi bulunan Yakub Bey'in ihanetinin geldigi anlasilmaktadir. Gerçekten
    Bâyezid, Bursa üzerine yürürken Cem'in lalasi Yakub Bey'e bir mektup yazarak,
    sehzâdenin Karaman'a kaçmasini önlemesini, kendisine iltihak etmesini, bu takdirde
    Anadolu Beylerbeyligi'ni uhdesine tevcih edecegini ve bosuna Müslüman kaninin
    dökülmemesini bildirecektir.


    Maglub olan sehzâde önce Eskisehir'e, sonra da Konya'ya
    çekilmek zorunda kalir. Kendisini burada da güvende hissetmeyen Cem, annesi Çiçek
    Hatun ile ailesini alip Tarsus'a gider. Onun, Konya'dan ayrilisi esnasinda halkin göz
    yaslari ile kendisini ugurlamasina bakilacak olursa, Konya'lilarin Cem Sultan'i çok
    sevdiklerini söyleyebiliriz. Öyle anlasiliyor ki, Cem, vali olarak bulundugu bu bölgede
    böyle bir sevgiye layik olacak isler yapmisti. Gerçekten o, Larende ( Karaman )'de
    saray, bedesten ve çarsi yaptirmak suretiyle imar faaliyetlerinde bulunmus ve
    "zulmü ref' edip adalet" gösterdiginden halk da yurtlarina dönmüstü.
    Sehzâde Cem, daha sonra Memlûk Sultani Kayitbay'in müsaadesini alinca Antakya yolu ile
    l0 Temmuz'da Haleb'e, oradan da Sam (Dimask)'a gider. Merasimle karsilandigi bu sehirde
    yedi haftalik bir istirahati müteakip l5 Agustos'ta Gazze yolu ile Misir'a gidip
    hükümdarlara mahsus bir törenle Kahire'ye giren Cem, Kostantiniyye Fâtihi'nin oglu
    olarak halk tarafindan büyük bir tezahüratla karsilanir. Onu karsilamaya hazirlanan
    Kahire sokaklari, bastanbasa donanmisti. Memlûk Sultani Kayitbay dahi kendisini sarayinda
    karsilayip kucaklar ve "Sen oglumsun, kederlenme" diyerek onu teselli eder.
    Divitdâr Sarayi, Cem'in emir ve istirahatina verilir.


    Bu istirahat günlerinden istifade eden Cem, Mekke'ye giderek
    hac farizasini ifa eder. Bilindigi kadari ile Osmanli hanedanindan fiilen hacca giden tek
    sehzâdenin Cem Sultan oldugu rivayet edilir. Burada "fiilen" ifadesini
    kullandik, çünkü hanedanin ve sultanlarin büyük bir ekseriyeti "Hacc-i
    bedel" yolu ile haci ifa etmislerdir.


    Bu sirada Cem'i elinden kaçiran Sultan Bâyezid, Konya'ya
    kadar gelip, oglu Abdullah'i Karaman valiligine tayin eder. Bu arada Italya'dan (Otranto)
    dönen ve Yenisehir Ovasi'nda kendisine iltihak eden Gedik Ahmet Pasa'yi takibe yollar.
    Kendisi de Bursa yolu ile Istanbul'a döner. Bursa'dan geçildigi esnada yeniçeriler,
    Cem'in tarafini tuttugu için bu sehri yagmalamak isterler. Ancak padisahin bunlara izin
    vermemesi üzerine sehir yagmalanmaktan kurtulmus olur.


    Cem Sultan'in Kahire'de bulundugu siralarda, Karamanoglu Kasim
    Bey bos durmuyor, Ankara (Engürü) Beyi Trabzonlu Mehmed Bey ile birlikte sehzâdeyi
    Anadolu'da yeni bir maceraya sürüklemek üzere tesvik ediyorlardi. Hatta rivayete göre
    Karamanoglu, Larende (Karaman)'de bulunan Gedik Ahmed Pasa'nin agzindan mektup yazmak
    suretiyle Cem'i ikna etmeye çalisiyordu. Misir'da bos durmak (âtil) suretiyle yasamayi
    nefsine yediremeyen ve böyle bir hayata tahammül edemeyen Cem, Anadolu'daki
    taraftarlarinin yardimi ile saltanati ele geçirmeye muvaffak olacagi zannina kapilmisti.
    Bu sebeple vatanina dönmek için Sultan Kayitbay'dan müsaade istedigi zaman Misir
    hükümdari, devletin ileri gelenlerini toplayarak Cem'in de hazir bulundugu bir meclis
    akdeder. Uzun münakasalar esnasinda, sehzâdenin Anadolu'ya gönderilmesini dogru
    bulmayan Emîr Özbek ile Cem arasinda sert tartismalar olur. Meclis dagildiktan sonra
    Sultan Kayitbay, sehzâdeye vatanina dönme müsaadesi verir. Cem, ailesini Misir'da
    birakarak 27 Mart l482 Sali günü Kahire'den hareketle, 6 Mayis günü Haleb'e girer. Bu
    sehirde, yaninda züemadan ve subasilarindan meydana gelen bir topluluk ile Gedik Ahmed
    Pasa'dan kaçan Ankara Beyi, Trabzon'lu Mehmed Bey, sehzâdenin yanina gelir. Bunlar,
    Anadolu hakkinda Cem Sultan'a bilgi verirler. Cem Sultan, Adana'da Karamanoglu Kasim Bey
    ile bulusarak, ikisi arasinda muvafakat hasil olunca, Karaman ülkesinin Kasim Bey'e
    birakilacagi ve onun da ömrü oldukça Cem Sultan'a itaat üzre bulunacagi esasina göre
    bir anlasma yapilmisti.


    Sultan Bâyezid, Cem'in Anadolu'ya geçmesini, ötedenberi
    süphelendigi Gedik Ahmed Pasa'ya atf ederek onu yanina çagirmis, kendisi de Bursa
    taraflarina geçerek hazirliklara baslamisti. Yapilan mücadeleler sonucunda birlikleri
    dagilmis olan Sultan Cem, daglara siginmak zorunda kalmisti. Bu arada Sultan Bâyezid ile
    Cem arasinda barisi saglamak ve Cem'i bu davadan vazgeçirmek için haberciler
    gönderilmisse de bir netice alinamamisti. Bâyezid, Cem'e ailesi ile birlikte Kudüs'te
    oturmasini ve senelik vâridatini (l milyon akça) almakta devam etmesini buna karsilik
    taht ve tacdan feragatini yeminle teyid ve ilan etmesini teklif etmisti. Feridun Bey'in
    Münseâti'nda bu konuda söyle denilmektedir: " Sen ki, akrabalarin en yakinisin.
    Seni baska kapilara muhtaç edip onlardan yardim istemen padisahlik mürüvvetine
    yakismaz. Sayet huzur ve tahttan feragati seçersen, sana nakden l0 kerre yüzbin bin ( l
    milyon) akça salyâne tayin ettim. Ber vech-i takaud mutasarrif olup iki nimetin
    sükrünü eda edesin". Bu teklife karsilik "Kadimî resmdir, sehzâdeler
    davay-i taht eyler"diyen Cem Sultan, Bâyezid'in bu arzusunu reddeder. Çünkü onlar
    için kader, ya saltanata geçmek veya ölmekti. Cem Sultan bu anlayisini agabeyine su
    siirle bildirmisti:
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:07 pm

    "Sen, bister-i gülde yatasun sevk ile handân

    Ben, kül dösenem külhan-i mihnette sebep ne?" diyen
    Cem, "mülk-i mevrustan hisse talebinde musirr" olarak Anadolu'da kendisine
    istiklâl ve bagimsizlik üzere hakim olacagi bir yer ayrilmasini istemek suretiyle, eski
    iddialarina nazaran daha mütevazi bir saltanata riza gösteriyordu. Küçük te olsa bir
    saltanat hissesi koparamayan ve bütün muvaffakiyetsizliklerine ragmen, hala bir köseye
    çekilmeyi nefsine yediremeyen Cem, güneye çekilmek istediyse de Karamanoglu Kasim Bey,
    Yildirim Bâyezid'in oglunu örnek göstererek Rumeli'ye geçerse orada muvaffak
    olabilecegini söyler. Cem, Rodos sövalyelerinin kendisine yardim edebileceklerini
    düsünerek, önce reisleri Pierre d'Aubusson (Grand Maître)'a bir elçi gönderir.
    Bundan bir cevap alamayinca Frenk Süleyman ile Dogan'i gönderdikten sonra kendisi de
    Kasim Bey'in delâleti ile sahile Korycos (Kerküs) limanina iner. Bir müddet sonra Cem,
    30 kadar adami ile Kerküs limanindan bir gemiye binerek (l5 Temmuz l482), Anamur'a gider.
    Bu sirada sövalyeler de, onun Rodos'a serbestçe girip çikmak üzere, istedigi
    ruhsatn‹meyi hazirlamis ve Don Alvaro de Zuniga komutasinda üç gemiden meydana
    gelen bir filoyu, Anadolu sahiline göndermislerdi. Cem, Süleyman Bey'in Rodos'a iltica
    etmemesi tavsiyesine karsilik, Frenklerin "ahidlerinde müstakim" (sözlerinde
    dogru, ahidlerine bagli) olduklarini söyleyerek l8 Temmuz'da bir Rodos gemisine biner.
    Fâtih'in oglunun Rodos'a gelisi esnasinda çok parlak bir tören yapilir. Geçecegi
    yollar çiçekler ve bayraklarla donatilir. Gemiden ati ile inmesi için tertibat alinir.
    O, sokaklara dökülen halkin arasindan, d'Aubusson ile yan yana at üzerinde geçerek
    satoya girer. Cem Sultan, gördügü bütün bu hürmet ve saygiya ragmen, artik St. Jean
    sövalyelerinin menfaatine alet olarak kullanilacak kiymetli bir esirdi. D'Aubusson,
    verdigi ruhsatnâmeye önem vermiyor ve Cem'i ele geçirdigini Papa Sixte IV ile Avrupa
    hükümdarlarina bildiriyordu. Papa, açiktan açiga memnuniyetini ilan ederken, Macar
    Krali Corvin Matyas, d'Aubbusson'a her türlü yardim vaadinde bulunarak bütün
    Hiristiyan devltelerinin Osmanlilar aleyhine bir sefer açmasini istiyordu. Zaten
    Sövalyelerin reisi de papaya yazdigi mektupta, Cem'den istifade edilerek Hiristiyan
    devletlerinin tamaninin birlikte Islâmiyet aleyhine harekete geçirilebilecegini ve
    Türklerin Avrupa'dan atilma zamaninin geldigini belirtiyordu. Cem Sultan, d'Aubusson ile
    konusmasinda, Osmanli saltanatinin varisi sifati ile yardim istemis ve onlardan alinan
    adalar ile diger topraklari iade edecegi vâdinde bulunmustu.


    Cem'in nerede ve hangi memlekette muhafaza edilecegi hususunda
    tereddüde düsen sövalyeler, kendi aralarinda uzun müzakerelerden sonra nihayet onu,
    Fransa'ya nakl etmeye karar verirler. Bu gelismeler karsisinda sehzâde, ugradigi
    felaketin vehametini anlamis bir kimse olarak, Bâyezid'e yazdigi mektupta kendisinin
    küffâr elinde esir oldugunu, bunun da ( ) diyen bir Müslüman için çok büyük bir
    haksizlik oldugunu, binaenaleyh kendisini "küffar elinde" birakmamasini rica
    etmisti.


    Gerçi Cem, Fransa Krali XI. Louis ve kendisine taraftar oldugu
    bilinen Macar Krali Matyas Corvin'in yardimlarini temin etmek suretiyle Rumeli'ye
    geçecegini ümid ediyordu. Maiyetinde 50 kisi oldugu halde Fransa'ya dogru yola
    çikarilan Cem Sultan, önce Istanköy'e, oradan da Siracuza (Sicilya)'ya ve sonunda
    Mesina'ya ugrayarak yoluna devam eder. O, l6 Ekimde Fransa'nin güney sahilindeki
    Villefrache'a varir. Ancak bu sehirde veba hastaliginin bulunmasindan dolayi Savoie
    Dükaligina ait Nice'e götürülerek burada uzun müddet alikonur.


    Bâyezid, Cem'in, Rodos'a gitmesinden son derece
    endiselendiginden, Gedik Ahmed Pasa'yi sövalyelerle anlasmak üzere oraya gönderir.
    Pierre d'Aubbusson, Gedik Ahmed Pasa'nin talebi ve Papa'nin müsaadesiyle Bâyezid'e iki
    elçi göndererek onunla bir anlasma yapmisti. Anlasma geregince Bâyezid, sövalyelere
    Cem'i muhafaza etmeleri sartiyla her sene Agustos basinda 45.000 düka vermeyi kabul
    ediyordu. Bununla beraber Bâyezid, Venedik'e de müracaat etmis, Cem sövalyelerden
    alinarak muhafaza edildigi takdirde onlara Mora'yi verecegini vaad etmisti. Fakat
    tecrübeli ve ihtiatkâr Venedik siyaseti, olaylarin gelismesini beklemeyi menfaatine daha
    uygun bulmustu.


    Sultan Bâyezid, memleket dahilinde de Cem taraftarligini
    ortadan kaldirmaya azm etmisti. Kardesine olan sevgi ve bagliligini bildigi Gedik Ahmet
    Pasa'yi siyaset (öldürme) ettikten sonra, Iskender Pasa'ya gönderdigi mahrem emirde,
    Cem'in oglu olan Oguz Han'i öldürmesini emretmisti..


    Osmanli Devleti'ne karsi bir tehdid vâsitasi olarak kullanilan
    Cem Sultan, hemen hemen bütün Avrupa devletlerinin ele geçirmek istedikleri bir rehine
    idi. Papa Innocent VIII, Napoli Krali Ferrand, Macar Krali Corvin Matyas onu
    d'Aubusson'dan isterlerken, sövalyelerin reisi Bâyezid'den aldigi paradan baska, Cem'in
    agzindan sahte mektuplar yazdirarak, annesinden de para çekmenin yolunu bulmus ve
    Rodos'un emniyeti bakimindan sehzâdeyi elde tutmayi faydali ve vazgeçilmez bir firsat
    olarak görmüstü. Sayet Bâyezid, Rodos'a karsi tesebbüse geçecek olursa, basta Papa
    olmak üzere diger Hiristiyan devletlere müracaat edecek, Cem'i bahane ederek onlari,
    Osmanlilarin aleyhine tesvik edip hucum etmelerini teklif edecekti. Bu arada Bâyezid,
    Cem'in, Misir'daki annesi ve zevcesi ile mektuplasmasindan süphelenerek, Kayitbay'dan,
    Cem'in ailesini ister. Fakat red cevabini alir. Bunun üzerine, esasen çesitli
    sebeplerden dolayi ihtilaf halinde bulundugu Misir Devleti'ne savas açar.


    Bu arada Venedik, bir taraftan Papa'ya Cem'i sövalyelerden
    almasini tavsiye ederken, bir taraftan da, Avrupa'da meydana gelen hadiseleri günü
    gününe Bâyezid'e bildiriyordu. Bir müddet sonra bizzat VIII. Charles de bu meseleye
    karistigindan, Paris büyük bir siyasî faaliyete sahne olur. Bu diplomatik pazarliklar
    esnasinda, Macar elçisinin Cem'i elde etmek üzere tesebbüse geçtigi bir sirada,
    Venedik elçisi bu tesebbüsü sonuçsuz birakmak maksadiyle Floransa'yi da ise
    karistirir. Cem'e gelince o, muhafizlarini aldatmak için her çareye bas vuruyordu.
    Nitekim, Sofu Hüseyin Bey'e Frenk kiyafeti giydirmek (kâfir kisvetine koyup) suretiyle
    onu Anne de Beaujeu'nun aleyhtari olmasindan dolayi satosu muhaliflerin toplanma yerine
    dönen Duc de Bourbon'un nezdine gönderdigi gibi, Bourg - Neuf satosunda kalan Celal
    Bey'in dönüsünde de onunla birlikte firar hazirligina baslar. Ancak sövalyeler bunu
    sezerek, Cem'i adi geçen satoda yeniden insa etmis olduklari Tour de Zizim (Cem Kulesi)
    denilen, yedi katli bir kuleye nakl ederler.Bu arada, bizzat Cem'in adamlarindan Ayas,
    Celal, Sinan ve Sofu Sadi Bey'lerin, sabah gezintisi esnasinda muhafizlarini öldürüp,
    onu kaçirmak tesebbüsleri de basarisizlikla sonuçlanir. Bunun üzerine Cem, siki bir
    sekilde göz hapsine alinir.


    Bütün bu gelismelerden sonra Papa'nin, Cem'i Macarlara
    birakmasindan endise eden VIII. Charles, verilen talimat üzerine, Cem'in Italya'ya
    gitmesine razi olur. Sövalyeler de bunu kabul ettiklerinden bu hususta 5 Ekim l488'de bir
    anlasma yapilir. Bu anlasma geregince ll Ekim l488'de Bourg - Neuf'ten hareket edip
    Toulon'a varan Cem, Bâyezid'in, Fransa Krali nezdine gönderdigi elçinin vaadleri
    üzerine durdurulmak istenir. Zira tam selahiyetle Fransa'ya gelen Osmanli elçisi, Cem
    Fransa'da kaldigi takdirde, Kamame Kilisesinin Hiristiyanlara birakilacagini, ayrica
    mukaddes esyalarin krala gönderilecegini bildirmisti. Kralin durdurma emrine ragmen,
    acele ile Toulon'dan gemiye bindirilen Cem, adeta Fransa'dan kaçirilir. Bu suretle l3
    Mart'ta sahili takib ederek önce Ostinya'ya, Tiber nehri yolu ile de Roma'ya ulasan Cem,
    Vatikan'da kendisine tahsis edilen yere gelir. l4 Mart'ta VIII. Innocent tarafindan resmen
    kabul edilir. Papa ile görüsmelerinde Avrupa'ya hangi maksatla geldigini anlatarak artik
    Misir'a gidip ailesine kavusmaktan baska bir düsünce ve arzusunun kalmadigini açiklar.
    Bu konuda onun yardim ve araciligini ister. Ancak, Cem'in teessürüne istirak edip onunla
    birlikte göz yasi döken Papa, gerçekte onu alet ederek, Osmanli üzerine bir Haçli
    seferi açmak emelinde oldugundan, kendisine Macaristan'a gitme tavsiyesinde bulunur. Onun
    bu teklifine karsi Cem, böyle bir hareketin bütün Islâm âleminde büyük bir nefretle
    karsilasacagini belirterek cevap vermis olur.


    Görüldügü gibi, sehzâdenin bir bakima esâret hayati
    diyebilecegimiz Bati'daki serüveni, gerçek bir felâketzedenin hayatidir. Vatandan uzak
    kalmis ve onun hasretiyle yanip tutusan Cem, çektigi elemleri siirlerinde dile getirir.
    Bulundugu çevrede, sahsiyeti ile ilgili olarak büyük menfaat temini ve siyasî
    spekülasyonlar icra ediliyordu. Böyle kiymetli bir esire sahip olmakla politik kozlar
    elde edilecegine inaniliyordu. Sehzâdeye sahip olmak için hükümdarlar birbirleri ile
    yarisiyor ve bunun için çesitli tesebbüslerde bulunuyorlardi. Bahtsiz sehzâde, Rodos
    Sövalyelerinin dolandiricilik aleti haline gelmis bulunuyordu. Nihayet, yedi sene kadar
    devam edecek bir esâret döneminden sonra Papalik makaminin sikistirmasi sonucunda,
    sövalyeler tarafindan Katolik dünyasinin reisine satilir. Daha önce de görüldügü
    gibi bu müddet zarfinda kuleden kuleye ve kaleden kaleye nakl edilerek, sehir sehir
    dolastirildi. Buralarda "devlet bana yar olmadi ah" misralari ile elem ve
    izdirabini dile getirdigi gibi, hac farizasini ifa edip dinî vecibelerini yerine
    getirdigi için de


    "Olsan sehinsah-i Rum, olmazdi hac nasibin

    Bin sükür oldu rûzi bu devlet-i muazzam"

    misralariyla da kendini teselli ediyordu. Cenab u Allah'a ve
    Resûlüne olan iman ve muhabbeti o kadar büyük idi ki:


    "Ka'betullah'a varup bir kez tavaf eyledigin

    Bin Karaman,bin Acem, bin memleket-i Osman'dur"

    misralari ile de bunu dile getiriyordu. Böylece o, Islâm'a
    olan bagliligi ile kendisini teselli ediyordu.


    Islâm'a olan bagliligi ile taninan Sultan Cem, Papaya satilip
    Italya'ya getirildikten sonra Vatikan'a yerlestirilir. Tesrifat memurunun bütün
    israrlarina ragmen Papanin huzurunda diz çöküp ondan bagislama dilememisti. Hatta o:
    "Onlar, Papa'dan magfiret umarlarmis, ben magfireti Allah u Taâla'dan umarim. Bu
    hususta Papa'ya ihtiyacim yok. Ölümüme razi olurum, dinime zarar olacak is
    islemezem" diyerek basindaki Osmanli sarigini da çikarmadan Papa ile konusur.
    Içinde bulundugu durumu, vakarli bir sekilde Papa'ya anlatarak Misir'da bulunan ailesinin
    yanina gitmek istedigini ve bu konuda kendisine yardimci olmasini istemisti. Papa ise,
    tahti ele geçirebilmesi için, Rumeli sinirinda bulunmasi gerektigini, Macar Krali'nin
    kendisini orada bekledigini ve Hiristiyan fakirlere sadaka vermesinden dolayi da
    Hiristiyanliga olan sevgisini anladigini, sayet Hiristiyan olursa, büyük bir Haçli
    ordusu toplayarak emrine verebilecegini söylemisti. Cem Sultan böyle bir teklif
    karsisinda hüngür hüngür aglayarak " öyle günlere kaldik ki bizi dine davet
    ediyorsunuz. Ben sizden Misir yolunu istedim, siz bana bâtil yol mu gösterirsiz.
    Itikadimca Muhammed dini hak iken siz hiç dininizden dönüp Muhammed dinine
    girebilirmisiz? Herkese kendi dininden baskasi bâtildidir." diye bu teklifi siddetle
    reddederek" Ben dinimi, kardinallik ve papalik degil, Osmanli Sultanligi degil,
    bütün bir dünya padisahligina degismem. Böyle sözler bize ezadir" cevabini
    vermisti. Bundan sonra o, sözlerine söyle devam eder: " Eger bu sû-i zan, bizim
    Nasara (Hiristiyan) fukarasina merhametimizden vaki olduysa, bizim dinimizde sadakat-i
    fukara vardir. Gerek Müslüman, gerek kâfir olsun" der. Bütün bu sözler,
    talihsiz Cem Sultan'in Islâm'a ne kadar bagli oldugunu göstermektedir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:07 pm

    Cem, üç sene kadar Papa'nin yaninda kaldi.Bu arada Fransa
    Krali VIII. Charles, l494 senesi Eylül ayinda büyük bir ordu ile Italya'ya yürüyüp
    Napoli Kralligi'ni elde etme ve yanina Cem Sultan'i aldiktan sonra Kudüs'e dogru bir
    Haçli seferi yapma arzusunda idi. Cem'in, kralin eline geçegini anlayan Papa, tesiri
    zamanla görülecek sekilde onu zehirledikten sonra Napoli'ye gönderir. Sehzâde,
    kendisinin bütün varligi ile inandigi Islâmiyet aleyhinde kullanildigi ihtimali ile
    titreyerek böyle bir durumda Islâm ve Müslümanlara zarar vermemek için Allah'in, onu
    "Dergah-i izzetine almasi için" dua ediyordu. Etrafindaki adamlarina da son
    vasiyetini yaparak "Benim mevtim haberini intisar ediniz (yayiniz) ki, kâfirlerin
    Müslümanlar üzerindeki oyunlari dursun. Bundan sonra karindasim Hüdâvendigâr Sultan
    Bâyezid Hazretlerine varasiz. Diyesiz ki beni reddetmesin. Ne vechle olursa olsun benim
    tabutumu kâfir memleketinde komasin. Islâm memleketine çikarsin ve cemi-i borçlarimi
    eda eylesin. Ve benim anami ve kizimi vesair taallukatimi ve üstümde hizmette sabikasi
    olan (bana hizmeti geçen) hüddamimi unutmayip hallü haline göre riayet eylesin"
    dedi. Nihayet l3 senelik aci ve elemlerle dolu bir esâret hayatindan sonra 36 yasinda
    iken 25 Subat l495 (25 Cemaziyelevvel 900) Çarsamba günü sabaha karsi vefat eder.


    Sultan Bâyezid, Cem'in vefatini duyunca bütün memlekette
    üç gün yas ilan ettirdigi gibi onun irâdesiyle de bütün câmilerde giyabî cenaze
    namazi kildirilmisti. Cem Sultan'in cenazesi, daha sonra Sultan Bâyezid tarafindan
    memlekete getirtilerek, Bursa'da, Fâtih Sultan Mehmed'in oglu ve Cem'in agabeyi olan
    Sultan Mustafa'nin türbesine defnedilir. Sultan Bâyezid, kardesi için yüzbin akça
    sadaka dagitmis, onun anne ve kizlarina her türlü riayeti göstermisti. Bâyezid, onun
    hizmetinde bulunanlari da takdir ve iltifatlarla karsilayarak onlari çesitli
    memuriyetlere tayin eder. Böylece o, an'ane geregince hareket ediyor ve kardesi ile
    aralarindaki çekismenin, memleket adina siyasî sebeplerle oldugunu anlatmaya
    çalisiyordu.


    Türkçe ve Farsça siirleri bulunan Sultan Cem, iyi
    yetismisti. Saltanat hirsi yüzünden hem kendisini felakete sürüklemis, hem de
    sövalyeler ile Papa'nin elinde Osmanli Devleti aleyhine bir alet olarak kullanilmisti. O,
    uzun süre, gerek devletine, gerekse hânedanina karsi, Hiristiyanlarin elinde bir alet
    oldugunun farkina varamamisti.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:08 pm

    BÂYEZID DÖNEMININ BAZI ÖZELLIKLERI

    Cem Sultan olayi ve bu olay yüzünden Avrupa'da Istanbul'u
    geri alma yolunda dogan umutlar, Bâyezid'i çok dikkatli ve barisçi bir siyaset takip
    etmeye zorladi. Her ne kadar bazi müelliflerce Bâyezid'in bu tutumu, Cem Sultan
    korkusuna haml edilirse de, gerçekte is sadece bir taht kavgasi degil, bir devlet
    meselesiydi. Nitekim, devletin durgun ve hareketsiz bir çagi olarak nitelendirilen
    Bâyezid devrinin siyasî ve askerî olaylarina baktigimiz zaman, (özelikle Cem Sultan'in
    vefatindan sonra ) insani sasirtacak bir faaliyetin ortaya çiktigi görülür. Zira
    Bâyezid, gerektigi zaman faal bir rol alarak savastan da çekinmiyordu. Böylece Osmanli
    topraklarina yeni yerler katmak suretiyle fetihlerde bile bulunmustu.


    Dönemin olaylarina baktigimiz zaman bu olaylarin sebep
    olduklari degisik karekterdeki çizgilerle karsilasiriz. Nitekim Batida Fransa Krali VIII.
    Charles'in, Cem Sultan'i bir koz gibi kullanarak Osmanli Devleti'ni parçalayip dagitmak,
    bu suretle de Bizans'i yeniden kurdurup ihya etme hülyasi ile Kudüs'ü Müslümanlarin
    elinden alma emeline dayanan gayreti; Doguda ise, Iran Sahi'nin Sîîligi bir ileri
    karakol olarak vazifelendirip Osmanli ülkesini istila tasavvuru; Güneyde Memlûk Devleti
    ile Dülkadirogullarinin Osmanlilar aleyhindeki müsterek faaliyetleri; Içte ise Sah
    -Kulu isyani gibi genis ölçüde yari siyasî, yari ictimaî hurûc olarak göze çarpar.


    Bütün bu hareketlerin seyir ve neticesi üstünde duruldugu
    zaman, Bâyezid devrine menfi bir not verilemez. Zira bu dönemde Osmanli cografyasi
    Draç, Hersek, Karadag, Kili, Akkirman, Inebahti, Mora, Modon gibi sehir ve kaleleri
    kazanmis, Macarlara karsi Belgrad seferi açilmis, Osmanli Türk akincilari, Transilvanya,
    Karinyola, Karintiya ve Polonya'ya akinlarda bulunmuslardir. Bu arada Midilli'ye hücum
    eden kuvvetli bir Fransiz donanmasinin hücumu püskürtülerek, Venedik ve Fransiz
    sövalyeleri bozguna ugratilmislardir. Burak Reis'in sehâdetiyle sonuçlanan Osmanli
    Venedik deniz muharebesi, Endülüs'te son Müslüman Devleti olan Girnata Sultanligi'nin
    Bâyezid'e müracaati ve Kemal Reis'in komutasinda giden Osmanli donanmasinin Ispanya
    sahillerinden Müslümanlari alip Afrika kitasina geçirmesi de Türk denizcilik tarihinde
    parlak bir sayfa açmisti.


    Kaynaklarin verdigi bilgiye göre, Osmanli Rus
    münasebetlerinin baslangiç tarihi de Ikinci Bâyezid dönemine rastlamaktadir. Devletin
    nüfuz ve itibari öyle bir mertebeye ulasmistir ki, Kirim Hani Mengli Giray'in tavassutu
    ile Moskova Prensligi'nin gönderdigi elçi, protokoldan anlmayan, yol yordam bilmez bir
    adam oldugu için geri gönderilmis, bir müddet sonra gelen ikinci elçi ise, Rus
    tacirlerine ticaret müsaadesi almisti. Hammer ( IV, 34 ) 'de bu konuya temas edilir. Ona
    göre Kirim Hani Mengli Giray araciligi ile yapilan görüsmelerden sonra Çar III. Ivan,
    3l Agustos l492'de Bâyezid'e bir mektup yazarak Azak ve Kefe pasalarinin, Rus
    tüccarlarina zorluk çikarmalarindan yakinmistir. Ticaret serbestilgi saglamak amaciyla
    l495'te bir Rus elçisi daha Istanbul'a gelmis, bunu da l499'da yeni bir elçilik heyeti
    takip etmisti.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:08 pm

    SAH - KULU ISYANI

    Sultan Ikinci Bâyezid döneminin önemli ve devleti sarsan
    olaylarindan biri de Teke Sancagi'nda patlak verip Kütahya'ya kadar yayilan Sah- Kulu
    vak'asidir. Bu olay, siyasî oldugu kadar, iç inzibat ve asayisi ilgilendiren tipik bir
    eskiyalik hareketidir. Sâmiha Ayverdi, bu ve benzer sakavet (eskiyalik) örneklerini
    degerlendirdigi ifadesinde güzel ve yerinde noktalara parmak basarak söyle der:


    "Selçuklular devrinin Babaî isyani, Çelebi Mehmed
    devrinin Seyh Bedreddin isyani, nihayet Sah Kulu vak'asi, hatta daha ilerde patlayacak
    olan Celalî hareketleri, Sia menseli muayyen bir mikrobun, huruc için ictimaî
    aksakliklardan faydalanma zemini bulmasi kadar, diger bir yüzüyle de âdi sekavet
    hareketi olarak görülebilir.


    Babaî isyanlari, Selçuklularin ictimaî buhran ve siyasî
    tazyikler ortasinda kalan halkin, bir ölüm kalim kaygisina düstügü devirlere
    rastlamis, Seyh Bedreddin'in hurucu da yine mes'um Timur macerasinin, devlet ve cemiyet
    mekanizmasini alt üst ettigi devrin mahsûlü olmustu.


    Dikkat edilecek olursa, bu bas kaldirma vak'alari, Sünnîler
    arasinda degil, daima Siî - Bâtinî topluluklar içinde inkisaf zemini bulmustur. Bu Sia
    menseli ve görünüste bir mezhep ve akide mücadelesi damgasini tasiyan hurûclarin asil
    gayesi, komsu Iran'dan gelen siyasî tertiplerle, topluluklarin arasina ayirici ve yikici
    bozgunlar sokmakti. Dikkat edilecek olursa bir Mehdîlik motifi etrafinda hareketlenen bu
    isyanlar, derhal renk degistirerek, bir iktidar davasina çevrilmis, tenkil kuvvetlerine
    galebe çalan bu sakilerden bir kisminin, namlarina hutbe okuttuklari, dirlik ve mesned
    dagittiklari dahi görülmüstür."


    Anadolu'da meydana gelen düzensizlik, Sah Ismail
    taraftarlarinin serbestçe teskilât kurmalarina ve propaganda yapmalarina imkân
    vermisti. Sah - Kulu ( Osmanli tabiri ile Seytan-Kulu), adi ile anilan Kizilbas Seyhi,
    Hasan Halife'nin ogludur. Babasi desturunu , Sah Ismail'in babasi Seyh Haydar'dan almisti.
    Uzun yillar hizmetinde bulunmus, daha sonra Antalya civarinda Yalinlu köy yakininda bir
    magaraya yerleserek gizli ve sirlarla dolu bir hayat yasamaya baslamisti.


    "Hasan Halife ölünce, onun postuna oglu Sah - Kulu
    geçti. Toroslar bölgesi, öteden beri Iran ve Horasan'dan gelen göçmenlerin yasadigi
    belli basli yerlerdendi. Bu göçmenler, yasayislarina uygun tarikatlara mensubtular.
    Aralarinda Alevî, Tahtaci ve Kizilbaslar çoktu. Hasan Halife ve oglu Sah - Kulu, bunlari
    kisa zamanda saflari arasina aldilar. Hükümetten memnun olmayan köylüler, asiretler ve
    çiftlikleri ellerinden alinan timar erleri ile sipailer, Sah - Kulu ve babasindan destur
    alarak Kizilbas'ligin en sadik bendesi oldular. Bilhassa Sehzâde Korkud'un Misir'a
    gidisinden faydalanan Sah - Kulu, faaliyetlerini artirdi.


    Taraftarlari, Sah - Kulu'nun, Allah, Peygamber ve Mehdi
    oldugunu iddia ediyorlar, memleketin, düstügü felaketten ancak onun sayesinde
    kurtulacagini ileri sürüyorlardi. Sah - Kulu, zaman zaman Kapulu Kaya'da Döseme
    Derbendi'nde toplanti ve âyinler yapiyor, Anadolu'yu Iran'la birlestirmek için bütün
    gayretini sarfediyordu. Garip hayati ve labirente benzeyen meskeni, onu, halk arasinda
    tanrilastirmis idi. Sah - Kulu isyani, sanildigi kadar basit ve gelisigüzel tertiplenmis
    bir hareket degildir. Sah - Kulu, isyanindan önce ve sonra, devlet dahilindeki bütün
    taraftarlarina mektuplar yazmis ve casuslar göndermisti. Bu mektuplarda, hazirlanmalarini
    emretmisti. Bu suretle Sah - Kulu hareketi planli tertiplenmis, Anadolu'yu Kizilbas yapmak
    için esasli surette hazirlanmistir.


    Siî - Bâtinî karekterli bir hareket olan Sah Ismail'in
    faaliyetleri, Osmanli Devleti için büyük bir tehlikeye isaret ediyordu. Devletin
    varligina kast eden Sah Ismail'in faaliyetleri, daha önceki iki faaliyetle benzer
    özellikleri tasimasindan dolayi Uzunçarsili tarafindan su ifadelerle degerlendirilir:
    " Osmanli Devleti'nin Anadolu'da genislemesi, kendisini muhtelif tarihlerde üç
    büyük tehlike ile karsilastirmisti: l.Timur, 2. Uzun Hasan ve 3. Sah Ismail. Belli bir
    mezhebin inanç sistemi (akidesi) üzerine kurulan Safevî Devleti'nin kurucusu Sah Ismail
    tehlikesi, sinsi bir sekilde ülkeye sokularak gelmekte idi. Gerçekten Sah Ismail, Iran,
    Azerbaycan ve Irak'i aldiktan sonra bir hayli cüretlenmis görünmektedir. Bu dönemde
    Osmanli ülkesinde ona bagli epey taraftari vardi. Sah Ismail, meydana getirdigi
    askerlerine kirmizi çuhadan taclar giydirdiginden dolayi taraftarlarina
    "Surhser" yani "Kizilbas" denilmis ve bu isim genellik kazanmistir.
    Sah Ismail, Anadolu'daki Alevîleri iyiden iyiye kendine baglamak için buraya
    (Anadolu'ya) kendi adamlarini gönderip propaganda yaptiriyor ve el altindan Osmanlilar
    aleyhine genis bir isyan hazirliyordu. Bu gizli faaliyet, Anadolu'da Osmanli idaresindeki
    Kizilbaslari, alttan alta ayaklanmaya hazirliyordu. Bunun için Anadolu'ya, halife ismi
    verilen bir takim alevîler gönderiliyordu. Bâyezid'in, Arnavutluk Seferi'nden dönüsü
    esnasinda Isik adinda bir Kizilbasin, kendisine suikast yapmak üzere iken öldürülmesi,
    Sah Ismail taraftarligi faaliyetinin ne kadar genisledigini gösterir. Bâyezid, bunlarin
    Anadolu'daki faaliyetlerine son vermek için, Iran'a gitmelerine müsaade etmedigi gibi
    yakaladiklarini da Rumeli'ye sürmüstü. Sah Ismail'in, ülkedeki tahriklerini ve takip
    ettigi siyaset ile maksadini iyi anlayan Trabzon Valisi Sehzâde Selim, ona ilk silleyi
    vurmustu. Anadolu'dan, kendisi ile görüsmek için gelen ziyaretçilerin men edilmesi,
    Sah Ismail'i hem taraftarlari ile görüsmekten, hem de "nezir" denilen önemli
    bir gelir kaynagindan mahrum etmisti. Sah Ismail, bu yasagin kaldirilmasi için Osmanli
    hükümdari nezdinde tesebbüste bulunduysa da bu arzusu kabul edilmedi.


    Hem yerli hem de yabanci kaynaklara dayanarak Tekeogullari ve
    Sah-Kulu baba Tekeli Isyani haklarinda makaleler yazan Sehabeddin Tekindag, bu konuda daha
    detayli bilgi vermektedir. Onun, bu makalelerinde Osmanli Devleti'ne karsi olan isyani
    açiklayan ve ortaya koyan bölümlerini kisaca vermek istiyoruz. Böylece, Sultan
    Bâyezid döneminin, görünüste dinî karekterli olan bu isyani hakkinda bilgi saibi
    olmaya çalisacagiz.


    "Sah Ismail'in, Akkoyunlulari bertaraf edip Safevî
    Devleti'nin temellerini atmasindan sonra, daha önce oldugu gibi bu sefer de On iki Imam'a
    mütemayil taraftarlar, kisim kisim Iran'a göç etmekle yeni kurulan Siî Devletin
    kudretini artirmaya baslamislardi. Bilhassa on iki dilimli kizil taç veya külah (=
    Tâc-i Hayderî ) in kabulünden sonra Kirsehir, Tokat, Amasya, Yozgat ve Çorum
    çevresinde Safevî (Siî)lere taraftar olanlar, Hataî mahlasiyla siirler yazan Sah
    Ismail'e büyük bir baglilik göstererek onu bir kurtarici olarak kabul etmislerdir.
    Nitekim Egriboz'lu Yeminî gibi sairler, Safevîleri müdafaa ettikleri gibi, Sah Ismail,
    sonra da Sah Tahmasb ile siki münasebetleri bilinen Hoy'lu Pir Sultan Abdal, Osmanli
    Türklerine karsi mezhebinin zaferini ve sahinin galebesini temenni eden nefesler kaleme
    almistir. Bu nefeslerde Sünnîlere karsi büyük bir kin göze çarpmaktadir:


    Lânet olsun sana Ey Yezid Pelid

    Kizilbas mi dersin söyle bakalim

    Biz ol asiklariz ezel gününden

    Rafizî mi dersin söyle bakalim.

    Ey Yezid, geçersen Sahin eline

    Zülfikarin çalar senin beline

    Edeple girdik biz kirklar yoluna

    Kizilbas mi dersin söyle bakalim.

    Yuf etti erenler e münkir size

    Iftira ettiniz sizler de bize

    Muhammed sizleri tas ile eze

    Rafizî mi dersin söyle bakalim

    Pir Sultan'im eder lânet Yezid'e

    Müfteri yalanci Yezidler sizi

    Iste Er meydani çik meydan yüze

    Rafizî mi dersin söyle bakalim.

    Sah Ismail'e gösterilen bu baglilik, Osmanli Devleti
    tarafindan daima dikkatle takip edilmis ve Iran'dan gelen Kizilbaslar ile onlara yardim
    eden Anadolu'daki taraftarlari cezalandirilmistir.


    Bu arada Sah Ismail, bazi diplomatik tesebbüslerle
    taraftarlarinin takipten kurtulup rahatça Iran'a gelmelerini saglamak istemis ve bu
    maksatla II. Bâyezid'e müracaat etmisti. Iste bu Teke -eli (sonradan: Tekeli)
    sipahîleri, l500 de, Bâyezid II. devrinde Sah Ismail'in müridleri olarak Erdebil'i
    ziyarete gitmislerdir ki, bunlarin gidip dönmediklerini, bu yüzden sipahî sinifinin
    günden güne azalmakta oldugunu gören Bâyezid, bir tedbir olmak üzere Iran'a
    gideceklere geri dönmek sartiyle izin verilebilecegini açiklamis ve bundan sonra Sûfî
    (Sah Ismail) nâmina kimsenin hududdan geçirilmemesi için siddetli emirler vermistir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:08 pm

    Yine bu Tekeli sipahîleri, l5l0'da bazi fena niyetli kimseler
    yüzünden timarlarinin (dirlik) ellerinden alinip, layik olmayanlara devredilmesi
    sebebiyle eski imtiyazlarini kaybetmeleri yüzünden, devlete isyan ile Sah Ismail'e meyl
    etmislerdir. Bu yüzden, Sah Ismail'in halifesi Karabiyik oglu Sah -Kulu Baba Tekeli
    (Osmanli tarihlerinde Seytan-Kulu) ile birlesmisler ve çikan isyanin büyük bir
    sür'atle genisleyip bütün Anadolu'yu tehdid etmesinde de mühim bir rol oynamislardir.
    Sah - Kulu Baba Tekeli, II. Bâyezid'in yasliligi, yumusakligi ve sehzâdeler arasindaki
    anlasmazliklari firsat bilerek artik harekete geçme zamaninin geldigine karar verir. Bu
    sebeple o, devletin her tarafina dagalmis olan taraftarlarini çogaltmak için babasinin
    ölümünden sonra memleketin hâli (bos ) olup firsatin kendisinde oldugunu ileri
    sürerek bilhassa maiyetindeki sipahilerden Çakir-oglanlari, Kizil-oglu, Göle-oglu,
    Dede-Alisi ve Hizir, Kapulu-Kaya'daki Döseme Derbendi'nde devlet aleyhine gizli
    toplantilar tertip etmis ve müridlerinden Safer'i Siroz'a, Imam oglu'nu Selanik'e,
    Taceddin'i Zagra yenicesi'ne ve Pir Ahmed'i Filibe'ye göndermek suretiyle genis bir
    propaganda faaliyetine girisir. Bu arada, Sah-Kulu'nun Döseme Derbendi'nde yaptigi
    ayinleri ve giristigi propaganda faaliyetlerini dikkatle takip eden Antalya Kadisi, sehrin
    Subasisi'ni göndererek, bu toplantilari bastirdi ise de Sah Kulu kaçip kurtulmayi
    basarir. Onun bu kurtulusu, müridleri tarafindan baska bir propaganda vasitasi yapilarak
    bir mânada ilahlastirilmasina sebep olmustur. Nitekim, Antalya Kadisi'nin Sehzâde
    Korkut'a gönderdigi 9l6 Zilhicce (l5l0 Nisan) tarihli belgeden, müridlerinin onun
    hakkinda: "Allah budur, Peygamber budur, sûr-i hesab bunun önünde olsa gerektir,
    buna itaat etmeyen imansiz gider"dedikleri anlasilmaktadir. Anadolu'nun maruz kaldigi
    en büyük tehlike, sehzâdelerin birbirleri ile ugrasmaya basladiklari bir sirada,
    Antalya'dan Manisa'ya gitmekte olan Sehzâde Korkud Çelebi'nin adamlarina saldirip,
    Antalya'dan üzerine gönderilen kuvvetleri de maglub eden Sah - Kulu Baba Tekeli,
    Teke-eli'nin sehir,kasaba, karye (köy), dag, yayla ve obalarinda bulunan Siî ve
    Alevîlige mütemayil bütün Türkmenleri etrafina toplamis, timarlari ellerinden alinmis
    kizgin sipahîlerin de yardimlari ile Teke-eli'nin kendine tabi olmayan bütün köy ve
    kentlerini yagma edip halkini da öldürtmüstür. Kaynak ve vesikalardan anlasildigina
    göre, Istanoz (Korkuteli) kasabasini tahrib edip, Elmali'nin mescid ve zâviyelerini
    yikan Sah - Kulu Baba Tekeli, eline geçirdigi Kur'an'lari da atese atip mahvetmistir.
    Bundan sonra Gölhisar'i alarak her tarafi yakip yikmaga eline geçen canlilari ise insan
    ve hayvan ayirmaksizin, acimadan öldürtmeye baslamistir. Onun bu vahsice hareketleri,
    Sehzâde Osman'in Divân'a gönderdigi arîza (rapor)da oldugu gibi, Sehzâde Korkud
    Çelebi tarafindan daha sonra Istanbul'a sevk edilen Sûfî'nin ikrarlarindan da bütün
    çiplakligi ile ortaya çikmistir. (TSMA.Nr.5053). Bundan sonra Baba Ishak-i Horasanî
    gibi, kendisinin Mehdî oldugunu iddia edip Burdur'a kadar gelen Sah - Kulu Baba
    Tekeli'nin etrafina 20.000 kisi toplanmistir ki, bunlarin ekserisini, çoluk-çocuk, mal
    ve hayvanlari ile gelen Tekeli Türkmenleri teskil ediyordu. Yine vesikalardan
    anlasildigina göre, Teke - eli'nde Sah adina bir Türkmen devleti kurmak isteyen Sah -
    Kulu Baba Tekeli, bundan sonra Keçiborlu, Sandikli, Kiçisiçanlu, Ulusiçanlu'yu geçip
    Altuntas'i yaktiktan sonra "dagdan bosanmis hanazir-i tir horde gibi deprenüb"
    Kütahya önüne geldi.Tekeli sipahîlerin tesvikleri ile Kütahya kalesini muhasara ve
    zaptetmis, Anadolu Beylerbeyi olan Karagöz Pasa'yi kaziga vurdurmakla yetinmemis, demire
    sarilan etlerini de ocakta pisirmistir. Bundan sonra Kütahya Hisarini zapt eden
    Sah-Kulu'nun askerleri, sehri atese verirler. Adamlari ile müsavereden sonra Alasehir
    Ovasi'nda Sehzâde Korkud tarafindan üzerine gönderilen Hasan Aga ile maiyetini maglub
    eden Sah -Kulu'nun bu basarisi, bütün Anadolu'ya dehset saçmaya yetmisti. Onun,
    Bursa'ya dogru harekete geçmesi üzerine, Sadrazam Hadim Ali Pasa, Rumeli'den Anadolu'ya
    geçer. Bunun üzerine Sah - Kulu, Teke-eli'ni Karaman'a baglayan Kizilkaya Bogazi'na
    çekilmek zorunda kalir. Bunun üzerine Sadrazam ile Amasya valisi Sehzâde Ahmed,
    Kizilkaya Bogazi'ni 38 gün muhasara ettilerse de Sah - Kulu Baba Tekeli, önce Incirli
    Derbendi'nden, sonra da Döseme Derbendi'nden kayalar arasindan kendine bir yol açarak
    Beysehir önlerine gelmeye muvaffak olur. Daha sonra Kayseri yolu üzerinden Sivas
    yakinindaki Gedik Hani mevkiine gelen Sah - Kulu Baba Tekeli üzerine az bir kuvvetle
    yürüyen Hadim Ali Pasa, Tekeli Türkmenlerinin siddetli mukavemeti ile karsilasmis,
    girisilen savas sonunda Sah - Kulu ve Hadim Ali Pasa okla vurulmuslardir. Bu savastan
    sonra sür'atle Iran'a dogru çekilen Tekeli sipahîleri ve Türkmenler, Erzincan'da hacca
    giden bir Iran kervanina saldirdiklari için Sah Ismail'in hakaretlerine maruz
    kalmislardir. Anadolu'da 50.000 kisinin ölümüne sebep olan bu isyan..." diye
    verdigi bilgi, bizim burada nakl ettigimizden daha uzun olmakla birlikte, bu kadari ile
    yetinmek istedik. Zira bu kadari bile o dönemde, ülkede estirilen Siîlik havasi ve
    propagandanin sebep oldugu olalar hakkinda bir fikir vermektedir.


    Ikinci Bâyezid, hükümdar oluncaya kadar ömrünü, silahtan
    çok ilim ve ilmî eserleri mütalaa etmekle geçirmisti. Amasya valiligi esnasinda
    sükûnet içinde yasamisti. Karekter bakimindan yumusak ve rahata meyilli idi. Siirden
    hoslanir, dünya olaylarini hayret aynasindan temasayi severdi. O, mecbur kalmadikça
    savasmayi istemezdi.


    Onun, Amasya valiligi dönemindeki hal ve hareketi ile
    hükümdarligi dönemindeki hal ve hareketi birbirinden çok farklidir. Vali olarak
    bulundugu Amasya, Selçuklular devrinden beri Anadolu'nun mamur bir sehri, yüksek âlim
    ve sairleri ile bir fikir merkezi oldugundan, Bâyezid burada hem ilim muhitinde, hem de
    eglence âlemleri içinde yasamisti. Bu bakimdan, babasi Fâtih Sultan Mehmed tarafindan
    azarlanmis, kendisini sefahata alistiran Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin
    öldürülmesi bile emrolunmustu. Fakat Bâyezid, daha önce bu emirden haberdar olunca
    yol harçligi vererek Abdurrahman Efendi'yi kaçirabilmisti. Bundan sonra babasina yazdigi
    arizada zayiflamak için aldigi bazi "müferrihat" tan vaz geçtigini bildirerek
    af edilip bagislanmasini dilemistir. Böylece o, sismanligini gidermek için böyle bir
    yola bas vurdugunu bildirerek aleyhindeki cereyani durdurmustur.


    Bâyezid, Osmanli hükümdarlarinin âlim ve sairlerindendir.
    Siirde "Adlî" mahlasini kullanirdi. Yaratilis itibari ile huzur ve sükûneti
    severdi. Bu haslet, onun mücadeleden uzak durmasina sebep olmustu. Nitekim, o, kendisine
    karsi tahti ele geçirme davasi ile silaha sarilmis olan kardesi Cem Sultan'a galip
    gelince, o dönemde Memlûk Devleti'nin bir vilayeti olan Kudüs'te yasamasi sartiyla ona
    baris teklifinde bulunmus ve kendisine büyük rakamlarla ifade edilebilecek miktarda para
    yardiminda bulunacagini va'd etmisti. Fakat sonralari, yedi Hiristiyan devletin,
    Osmanlilar aleyhine bir araya gelip kendisine karsi yapacaklari bir savasta, onu bayrak
    yapmak istemeleri ve kendisinin basi üzerinde sürekli bir tehdid gibi tutmak amaci ile
    hareket etmeleri üzerine Bâyezid, kardesinin uyusmaz bir düsmani olmustu. Zira o, (Cem
    Sultan) bahane edilerek Osmanli Devleti yok edilmek isteniyordu.


    Sultan Bâyezid'in karekterini ortaya koyan belgelerden biri de
    l496 senesinde Osmanli ülkesine gelen Venedik elçisi Sagadino'nun senatoya verdigi
    rapordur. O, raporunda Bâyezid'in 56 yasinda, simasinin esmere yakin bir sarilikta
    oldugunu, uyku, sükût ve rahati seven. iyi yeyip içen, zevkine düskün ve harpten
    kaçinan bir hükümdar oldugunu belirtir. Keza l503 senesinde Andrea Gritti'nin tasviri
    daha da dikkat çekicidir. O, Bâyezid'i söyle tasvir eder: "Etli ve dolgun
    çehresinde hiç te zâlim ve korkunç bir insan belirtileri yoktur. Boyu, ortadan uzun,
    zihnen mesgul oldugunu belirten karayagiz çehreli ve fitratan magmum ve mahzundur. Az
    yemek yer, hiç sarap kullanmaz, O, makina san'atlarini çok sever, iyi kesilmis kirmizi
    akiklerden, islenmis gümüsten, güzel yapilmis esyadan çok hoslanir. Ata binmekten
    hoslanir, fakat buna simdi nikris hastaligi manidir. Kimse ondan daha iyi ok kuramaz.
    Daima ibadet ile mesgul olur, câmiye çok gider, sadaka dagitir, felsefede behre ve
    malumati olmakla ögünür ise de en çok vâkif oldugu ilim, ilahiyât ve hey'et (
    astroloji)dir."


    Sonuç olarak Sultan Bâyezid hakkinda sunlari söylemek
    mümkündür: O, ortadan biraz uzunboylu, yagiz çehreli, ela gözlü, genis gögüslü
    bir kimsedir. Yumusak bir yaratilisa sahipti. Gençliginde serbest bir hayat
    sürdürdügü halde padisahliginda ibâdet ve hayir islerine yönelmisti. Bu sebeple de
    Bâyezid-i Velî diye anilir olmustu.Mecbur olmadikça savastan uzak kalmaya dikkat etmis,
    "nizâm-i memleket" için Istanbul'dan ayrilmamayi tercih etmisti.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:08 pm

    BÂYEZID DÖNEMINDE ILIM, ULEMA VE IMAR FAALIYETLERI

    Sultan Bâyezid, sehzâdeliginden beri etrafina ünlü
    bilginleri toplayip kendisini yetistirmeye gayret etmisti. Ayni zamanda sair olan ve
    siirlerinde Adlî mahlasini kullandigini daha önce gördügümüz Bâyezid'in bu
    siirlerinin büyük bir kismini (l25 kadar) gazellerin meydana getirdigi küçük hacimli
    divani Istanbul'da l308'de basilmistir. O, hat san'atinda da oldukça yetenekliydi. Uygur
    yazisini okumayi ögrendigi ve biraz da Italyanca bildigi belirtilir.


    II. Bâyezid, babasi Fâtih Sultan Mehmed'den sonra bütün
    Osmanogullari'nin en bilgini olarak kabul edilmektedir. O, mükemmel bir tahsil
    görmüstü. Türkçe, Farsça ve Arapça'yi edebiyatlari ile ögrenmis, Islâmî ilimler,
    felsefe, matematik ve mûsiki tahsil etmisti. Türkçe'nin Çagatay lehçesi ile Uygur
    alfabesini ögrenmisti. Bestekâr, hattat ve sairdi. Besteledigi eserlerden yalniz
    bazilarinin notasi zamanimiza kadar gelebilmistir.


    Bilginler ve sanatkârlar için ayrilmis özel bir bütçesi
    vardi. Kendisine takdim edilen eserlerden degerli bulduklarini tesvik ederdi. Merhametli,
    vefakâr ve kadirsinasti. Bu meziyetlerinden dolayi ölümü, Islâm âleminde büyük bir
    teessürle karsilandi. Dünyanin en büyük devletinin faziletli hükümdari olarak,
    hayatinda büyük hürmet görmüstür. Ölüm haberi alindigi zaman Kahire'de basta
    Sultan Kansu Gavri oldugu halde bütün halk, onun giyabinda cenaze namazi kildi.


    Dinî emirlere bagli bir hükümdardi. Bunun için o, ilim ve
    ilim adamlarini seviyor, ilmî gelismeye vesile olabilecek bütün çarelere basvuruyordu.
    Bu sebeple o, dinî ve ilmî kurumlarin meydana gelmesi için çalisiyordu. Onun bu
    sekildeki çalismasi, döneminin ileri gelen devlet adamlari ile zenginler için de itici
    bir güç oluyordu. Nitekim, padisahin bu uygulamasini örnek alan birçok vezir, imâret
    ve bunlara gerekli olan tahsisatlari temin ediyorlardi. Bu bakimdan Ali ve Mustafa
    Pasa'larin isimleri zikredilmeye deger. Daha önce de temas edildigi gibi ibâdetle
    çokça mesgul oldugundan olsa gerek ki bu sebepten kendisine "Sofu" deniyordu.
    Saltanati müddetince ilim adamlarini, sair ve sanatkârlari himaye etmisti. O, bu
    himayenin karsiligini da nâmina yazilan birçok eserle almisti. Kendisine takdim edilen
    eserleri okumak onun en büyük özelligi idi. Amasya'da maiyyetinde bulunan Müeyyedzâde
    Abdurrahman Efendi'nin tavsiyesi ile Ibn Kemal diye söhret bulan Ahmed Semseddin'e meshur
    tarihini yazdirmistir. Daha önce Akkoyunlularin hizmetinde bulunan ve Safevîlerin
    galebesi üzerine, Osmanliara iltica etmis olan Idris-i Bitlisî'yi de himaye ederek ona
    meshur "Hest Behist" isimli tarihini kaleme aldirmisti.


    Saltanati müddetince ilim ve ilim adamlarini himaye eden II.
    Bâyezid'in hattatlikta da mahir oldugu bilinmektedir. Nitekim, Amasya'daki valiligi
    sirasinda, Seyh Hamdullah'tan hat dersleri almisti. Seyh Hamdullah ile aralarinda siki bir
    münasebet bulunan II. Bâyezid, Seyh'in mânevî dünyasinda kendini bulurken, ayni
    zamanda dizinin dibinde hokkasini tutarak yazi mesketmistir. Böylece Sultan II.
    Bâyezid'in tesvik ve himayesiyle Amasya'da Seyh'in etrafinda bir hat mektebi (ekol)
    dogmustu. Ikinci Bâyezid, saltanata geçince Seyh, Istanbul'a davet edilerek , saray-i
    hümayun'a hat hocasi olarak tayin edilir. Seyh Hamdullah hakkinda ciddi arastirmalarda
    bulunan ve onun eserlerini arastiran Muhittin Serin, Seyh Hamdullah ile II. Bâyezid
    arasindaki hocalik talebelik münasebetlerini su ifadelerle dile getirir: " II.
    Bâyezid, Seyh Hamdullah'i kendisine hat hocasi tâyin etmis, mesk almis ve mezun
    olmustur. Bir zaman sonra Osmanli tahtinin sahibi olacak Bâyezid-i Veli'nin, iç
    bünyesinin tesekkülü, zararli duygulardan arinarak sahsiyetini bulmasi, Seyh ile Sultan
    arasindaki bu muhabbet ve teslimiyetin mahsûlüdür. Seyh'e ekseriya
    "Biraderim" diye hitab eden Bâyezid-i Veli, yazi yazarken hokkasini tutar,
    arkasini yastiklarla besleyip rahatini temin ederdi. Annesine dahi selam gönderip duasini
    ister, hürmet ve muhabbet gösterirdi. Hatta sik sik beraber sürek avina da çikarlardi.
    Bu suretle aralarinda bir manevî râbita ve dostluk meydana gelmisti. Bâyezid'in
    saltanat tahtina cülûsundan kisa bir müddet sonra Seyh Hamdullah davet edilmis, o da
    ailesi ve damadi ile birlikte Istanbul'a gelmisti. Seyh Hamdullah, saraya kâtip ve saray
    hüddamina muallim tayin edilir. Kendisine, günlük 30 akçaya ilaveten Üsküdar'da iki
    köyün bütün gelirleri arpalik olarak verilir. Ayrica, bir köyün gelirleri de
    mührezenlerine tahsis edilir.


    Surasi bir gerçektir ki, onun döneminde ilim ve ilim
    adamlarina gösterilen himaye, ilmin ilerlemesinde etkili olmustur. Özellikle
    "Fikih" denilen Islâm Hukuk ilmi, sür'atle gelismis ve muhterem Islâm
    hukukçulari onun devrinde müstesna bir sekilde itibar görmüslerdir. Bunlardan Sari
    Gürz (öl. 929/l522), Bâyezid ile Selim arasinda bir anlasma zemini bulmakla
    görevlendirilmisti. Imam Ali (öl. 927/l520) elçilikle Misir Sultani Kayitbay katina,
    daha sonra da Sehzâde Korkut'a gönderilmistir. Niksarî ve Yusuf Cüneyd ( Sadru's-Seria
    adli esere çesitli hasiyeler yazan Tokatli Ahi Yusuf b. Cüneyd), câmilerde tesis olunan
    kütüphanelerin idareleri (hâfiz-i kütüb) ile görevlendirilmislerdi. Fukahadan bir
    kismi, isgal ettikleri yüksek mevkilerde çok zengin olmuslardi. Bunlar da sahip
    bulunduklari bu servetleri ile özel kütüphaneler tesis etmislerdi.


    II. Bâyezid dönemi alimlerinden bahseden Âsik Pasazâde,
    bize su isimleri vermektedir: "Hocazâde, Mevlana Alaeddin Arabi, Seyyidzâde Seyyid
    Hamiduddin, Mevlana Kestelli, Hatipzâde, Manisazâde. Bunlara benzer azizler dahi çok
    vaki oldu."


    Siirleri ile söhret kazanmis olan Mihrî Hatun ile aralarinda
    temiz ask iliskileri bulunan Müeyyedü'd-Din, taninmis bilim adamlarindandir. Ölümünde
    biraktigi kütüphanede yedi bin cild kitap vardi. Bâyezid devrinde söhreti kadar,
    hayatinin felaketle sonuçlanmasi bakimindan Sinan Pasa'nin talebelerinden Molla Lütfi'yi
    de hatirlamak yerinde olacaktir.


    Hammer'in ifadesiyle " Bâyezid asrina seref veren altmis
    fakih arasinda ikisi diger bir sube-i malumatta yüksek söhret kazanmislardir." Buna
    göre Ikinci Bâyezid çaginda tipta Hekimsah, ve matematikte Mirim Çelebi çok büyük
    söhret kazanmislardir.Yine bu zamanlarda, Taci Bey'in iki oglu Cafer ve Sa'di'nin
    eserleri ile Osmanli yazisma (diplomatik, insa, protokol) modelleri iki iyi örnek olarak
    taninmistir. Osmanli tarihçiligi bakimindan önemli bir dönem olan II. Bâyezid
    devrindeki Nesrî ile Idris-i Bitlisî'yi burada kayd etmek gerekir. Bunlar, hükümdarin
    buyrugu üzerine, kurulusundan kendi zamaninin sonlarina kadar devletin tarihini
    yazmislardi. Nesrî, eserini Osmanlica ve sade bir uslupla yazdigi halde Bitlis'li Idris,
    Farsça'yi tercih ederek Arap tarihçisi Yemînî ile Iran tarihçisi Vassaf'in agdali ve
    tumturakli tarzini seçmistir.


    Bâyezid'in, edebiyat sahasinda gösterdigi koruma ve himaye,
    yabanci ülkelere, hatta Horasan ile Iran'in diger vilayetlerine kadar genislemistir. O,
    büyük sair ve mutasavvif Abdurrahman Câmi ile büyük bilgin Fakih Devvanî'ye her yil
    para gönderiyordu ki bu, ilki için bin, ikincisi için de besyüz altin idi. Bu arada
    Iran Müftüsü Mevlânâ Seyfeddin Ahmed ile Hadis âlimi Cemaleddin Ataullah da
    Pâdisah'in ihsanlarindan pay alip faydalaniyorlardi. Bu dönemin en büyük seyhi
    Iskilip'li Yavusî'dir. Bâyezid, Amasya valisi iken, Hac'tan döndügü zaman, onun
    sultanlik tahtina kavusacagini kesfetmis ve bunu Sehzâdeye de açiklamisti. Yavusî'nin
    söhreti, kendisine "Seyhu's-Selâtin" ve "Sultanu'l-Mesayih" gibi
    ünvanlarin verilmesine sebep olmustu. Onun zâviyesi, devletin ileri gelen görevlileri
    ve taninmis bilginlerle dolup tasardi. Bâyezid, daha birçok seyh ve tasavvuf ileri
    gelenleri ile sohbetlerde bulunacaktir ki, bu da siirlerine mistik bir hava ve renk
    katmistir.


    Sultan Bâyezid, ilme ve zamanindaki teknik gelismelere önem
    veren bir hükümdardi. Âlimler için özel bütçesi bulunan Bâyezid Han, onlari, eser
    vermeye tesvik ederdi. Okçuluga çok merakli idi. Hiç kimsenin, onun kadar güzel ok ve
    yay yapamadigi rivayet edilir. Bu sanat için kitap yazdirdigi gibi, kendi elinden çikmis
    bir yay da Topkapi Sarayi Müzesi'nde teshir edilmektedir. Bâyezid, ne ilk pâdisahlar
    gibi üsküf, ne de Ikinci Murad gibi ulema kisvesi giymistir. O, mahrutî ve etrafina
    tülbent sarili bir kavuk seçmistir ki, sonralari "Mücevveze" ismiyle tesrifat
    serpusu olarak kullanilmistir. Sicill-i Osmanî'de onun kiyafeti ile ilgili olarak su
    bilgi verilmektedir: " Tenhalarda salih insanlarin elbiselerini giyer, disarda da
    babasinin elbisesini giyerdi."
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:09 pm

    Bâyezid Han dönemi, iç ve dis gailelerin bulundugu bir
    dönem olmasina ragmen, yine de devlet gelirleri bir hayli artis kayd etmislerdi. Onun
    döneminde Anadolu'da 24, Rumeli'de 34 sancak vardi. Kendisi sulha meyyal olmakla birlikte
    gazâ ve cihad sevabini kaçirmak istemedigi için, bizzat seferlere çikardi.


    O, denizcilige de ehemmiyet vermis, Fâtih devrinde olmayan ve
    "Güge" denilen, hem kürek, hem de yelkenle hareket eden ve manevra kabiliyeti
    yüksek olan gemiler yaptirdigi gibi kalyonlar da insa ettirmisti. Ayrica Venedik gemileri
    tarzinda kirk kadar top mavnasi da tezgahlatmistir. Onun devrinde donanmadaki
    degisiklikler sadece bunlardan ibaret degildir. Bilhassa muharebe gemilerini uzun menzilli
    toplarla techiz ettirip gelistirmistir. Bunda, Türk bahriyesinin en büyük
    üstadlarindan biri olan Kemal Reis'in emegi büyüktür. O, kara ordusunu da yeni bir
    nizam ve disiplin altina almistir.


    Sultan Bâyezid dönemi, imar faaliyetleri ile de dikkat çeken
    bir devirdir. O, Istanbul'un yedi tepesinin üçüncüsünde bugün kendi adi ile anilan
    bir cami, imâret, kervansaray, mektep ve medrese yaptirmistir. Medresenin
    müderrisligini, müftü, yani seyhülislâm olanlara sart kilmistir. Yaptirdigi bu
    eserlerle bir külliye (kampüs) meydana getirmistir. Câmi, 906 Zilhicce'sinin sonunda
    baslayip 9ll' (Miladi l50l - l505) de bittigine göre (Hadikatu'l-Cevami' ve mevcud
    kitâbesi), insaat bes sene sürmüstür. Bununla beraber bütün külliyeyi meydana
    getiren kompleks (kampüs), dokuz senede tamamlanmistir. Edirne'de Tunca Nehri kenarinda
    889 - 893 (l484 - l488) yillari arasinda, Istanbul'dakine benzeyen bir câmi, medrese,
    imâret, hamam ve mükemmel bir hastahane (dârussifa) yaptirmistir ki bu külliye( II.
    Bâyezid Külliyesi) Osmanli külliyelerinin en büyük ve önemlilerinden biridir.
    Mimarinin kimligi tartismali olan bu yapi toplulugunun insa sebebi tarihî bir olaya
    baglanir. Buna göre II. Bâyezid, Tunca Nehri'nin kenarinda yer alan Kili ve Akkirman
    kalelerinin fethi için l484 yili baharinda Istanbul'dan hareket etmis, Ordunun,
    Rumeli'deki önemli durak ve ikmal merkezi olan Edirne'de bir süre konaklamisti. Bu
    sirada sehir halki Sultan'dan, yoklugundan dolayi büyük sikintisi çekilen bir
    Dârussifa (hastahane) yaptirmasini istemis, hayirseverligi ile taninan Pâdisah da,
    halkin bu istegini kirmayarak basta dârussifa olmak üzere, çesitli ihtiyaçlara cevap
    verecek yapilardan olusan külliyesine ilk harci bizzat kendisi koymustur. Böylece Tunca
    Irmagi'nin sag kenarinda Eski ve Orta Imâret adiyla taninan mevkiler ile Yeni Saray'in
    yer aldigi Sarayiçi semti arasinda, sehir merkezinden nisbeten uzakta ve daha önce
    iskân görmemis olan, önemli sayilabilecek bir bölgede câmi, tabhâne, medrese,
    dârussifa, mutfak, firin, depo, yemek salonu, ahir, köprü, çifte hamam, su degirmeni
    ve dolaplar, tuvaletler, dükkânlar ve meskenlerden olusan büyük bir külliyenin temeli
    atilmis olur. Külliyenin kurulusu ile birlikte, yogun iskân görmemis olan bölgenin
    etrafi hareketlenmisti. Böylece külliyenin kurulus amaçlarindan biri olan mahalle
    dokusu kendiliginden tesekkül etmis olur. Yeni kurulan bu mahalle de Yeni Imâret adiyla
    taninmaya baslamistir. Insaat için sarf edilen paranin miktari simdilik tam olarak
    bilinemezse de bunun kaynaginin fetihlerden (Basarabya) elde edilen ganimetlerden
    saglandigi bilinmektedir. O, buradaki hayir eserlerine vakiflar tahsis etmek suretiyle
    faaiyetlerinin devamini saglamistir. Yine onun emri ile Amasya'da bir câmi, bir tekke,
    bir mektep, bir imâret ve bir medrese yaptirilmak suretiyle sehir adeta süslenmistir. Bu
    medresenin idaresi ile görevlendirilen sahsa da günde (yevmiye) seksen akça tahsis
    etmistir. O, bütün bu hayir isleri için genis vakiflar kurmak suretiyle bu eserlerin
    kiyamete kadar devam etmesini saglamaya çalismistir. O, bütün bunlarin yaninda Mekke ve
    Medine fukarasina dagitilmak üzere külliyetli miktarda "Sürre" göndermisti.
    O, saraya alinacak iç oglanlarina mahrec olmak üzere Galatasarayi'ni bina ile orada ilk
    defa bir mektep açtirmistir. Sultan Bâyezid'in, imar ve yapi isleri sadece bunlardan
    ibaret degildir. Babasinin, Seyh Ebu'l-Vefa için yaptirdigi gibi kendisi de Seyh
    Semseddin Buharî için bir tekke ve bir medrese insa ettirmistir. Keza o, Ergene Nehri
    üzerinde bir köprü yaptirmis olan büyükbabasina uyarak Osmancik'ta Kizil Irmak
    üzerinde dokuz, Sakarya üzerinde ondört,Gediz üzerinde de ondokuz kemerli birer
    köprü kurdurmak suretiyle ulasim ve yolculugun daha kolay ve rahat yapilmasini saglamaya
    çalismistir. Hicrî 9l5 (m. l509) senesinde Istanbul'da meydana gelen ve "Küçük
    Kiyamet" denilen zelzelede (deprem) Istanbul'un birçok evi, kale surlari, câmi,
    medrese vs. gibi binalari yikildigi için sehir harabe haline gelmisti.Sultan Bâyezid,
    hasarlarin tamamen izalesi için büyük gayretler sarfetmistir. Bu esnada padisah, bir
    müddet, tahtadan yapilmis bir evde oturmaya mecbur olmustu. Istanbul'da ahsab insaatin bu
    tarihten sonra yayildigi rivayet edilir. Bu büyük harabeyi yeniden sehir haline sokmak
    için o, 3000 bina ustasi ve dülgerden baska 77 bin isçi çalistirmak suretiyle kisa bir
    müddet içinde Istanbul'u âdeta yeniden insa etmistir. Onun, yapi isleri ile sadakalara
    verdigi ve kabarik bir yekun tutan paradan baska, (Hoca Saadeddin'in , II, 2l0) ifadesine
    göre 909 (m. l503) senesinde bu miktar 86.000 akçadir. Her yil, fakihlere, müftülere,
    müderrislere, kadiasker ve seyhlere külliyetli miktarda paraya balig olan hediyeler
    verdigi de bilinmektedir.


    Bütün bunlar gösteriyor ki, II. Bâyezid dönemi, ilim,
    kültür ve hayir müesseselerinin insa edildigi, ilmî inkisâfin yüksek bir gelisme
    gösterdigi ve Islâm hukuku denilen fikhin bir bakima tedvin ve terakki ettigi bir
    devirdir. O dönem, askerî bakimdan deniz ve kara kuvvetlerinin emsalsiz bir kudrete
    ulastigi, insa ve imar islerinin büyük bir hiz kazandigi, güzel sanatlarda da büyük
    bir gelismenin kaydedildigi, bir toparlanma ve ilerleme devridir. Onun döneminde tipta
    bir Hekimsah, matematikte bir Mirim Çelebi, insa san'atinda (yazi, diplomatik ilmi,
    protokol) Tâci Beyzâde Cafer ve Sâdi Çelebiler, tarihçilikte bir Idris-i Bitlîsî ve
    Nesrî, hat san'atinda bir Seyh Hamdullah yetismistir. Bizzat kendisi, astronomi ve ser'î
    ilimlere merakli olup bu konularda genis bir bilgiye sahipti. Ilmî müesseseleri
    çogaltip ilim adamlarini etrafina toplamisti. Kendi döneminden itibaren Istanbul, Islâm
    âleminin ilim merkezi olmus ve bu serefi uzun müddet muhafaza etmistir. Onun, bazi
    tarihçiler tarafindan sönük kabul edilen devri, sadece parlak askerî zaferler
    isteyenlerce belki hakli görülebilir. Bununla beraber askerî basarilarin saglanmasi ve
    devaminin, ilmî, iktisadî ve idarî gelismelerin bir sonucu oldugu dikkate alinirsa,
    Bâyezid'in vücud verdigi tekâmülün, oglu ve torunu zamanindaki fetihlerin meydana
    gelmesinde önemli ve büyük bir rol oynadigi gözden kaçmayacaktir. Bu yüzden onun,
    Yavuz ve Kanunî dönemlerinin hazirlayicisi olarak düsünmek mümkündür.


    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:09 pm

    FETIH HAREKETLERI

    Fâtih'in, son senelerinde baslayan Italya Seferi, Bâyezid
    döneminde ayni enerji ve canlilikta devam ettirilemedi. Kardesi Cem Sultan'in Bati'ya
    ilticasi, II. Bâyezid'e babasinin arzusunu gerçeklestirme firsatini vermiyordu. Zira
    Bati, Cem Sultani Osmanlilarin aleyhine bir koz olarak kullanmaya devam ediyordu. Bu
    yüzden Italya ve daha baska yerlere seferler sonuçsuz kalmisti denebilir. Bu yüzden,
    Cem'in Bati'da bulundugu bir sirada yapilan askerî hareketler, Bogdan Seferi ile Memlûk
    savaslari istisna edilecek olursa, daha ziyade Osmanli akincilarinin Macaristan, Venedik
    ve Lehistan'a karsi giristikleri münferid tesebbüslerden ibaret kalmisti. Ancak Cem'in
    ölümünden sonra girisilen Mora Seferi, Bâyezid devrinin baslica olaylarini teskil
    eder.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:09 pm

    BOGDAN SEFERI

    Fâtih Sultan Mehmed, l476 yilinda Akdere (Valea Alba) denilen
    mevkide çok zorlu dögüsen Bogdanlilari maglub etmek suretiyle Stephan Cel Mare
    (l457-l504)'nin faaliyetlerini önlemekle kalmamis ayni zamanda Bogdan'in merkezi olan
    Suçeva'yi da yikmisti. Ancak, çekilirken her tarafi tahrip eden Bogdanlilarin bu
    hareketi üzerine kitlik basgöstermisti. Is bu kadarla yani sadece kitlikla da
    bitmiyordu. Zira orduda veba salgini bas göstermisti. Bunun üzerine Fâtih,
    tasavvurlarini gerçeklestiremeden geri dönmek zorunda kalmisti. Bununla beraber, Tuna
    sancakbeyleri ile Kirimlilarin, Bogdan'a akinlari devam etmis, fakat Bulgaristan'a yapilan
    tazyik kalkmamisti. Bulgaristan'in, Bogdan tazyikinden kurtulmasini saglamak maksadiyla,
    önce Polonyalilar, l483'te de Macarlarla bir anlasma imzalayan Bâyezid, Balkanlar'da
    durumu emniyet altina almak ister. Zira, Fâti'in vefatindan sonra II. Bâyezid'in Osmanli
    tahtinda henüz mevkiini saglam görmedigi ve kardesi Cem ile mücadelelerini diplomatik
    saada da olsa devam ettigi devirlerde, Bati devletlerine karsi yumusak bir siyaset takip
    ettigi bilinmektedir. Bu sebepledir ki, l483 ( h. 888 ) de Morava bölgesindeki kaleleri
    tahkim etmek üzere Filibe'ye, oradan Samakov, Çamurlu ve Sofya'ya gittigi sirada Macar
    Krali Korvin Mathias ile mütareke akdetmek üzere müzakerelere girismis ve bu arzuya o
    sirada Bohemya'da harp ile mesgul olan Macar Krali'nca da uyularak bes senelik bir
    mütareke imzalanmisti. Bâyezid, böyle bir ortami meydana getirdikten sonra Stephan
    üzerine yürümeye karar verir. Bu maksatla l Mayis l484'te Edirne'ye gelen Bâyezid,
    muhasara toplari ile levazimati Karadeniz yolu ile Tuna üzerine gönderdigi gibi,
    Edirne'deki ikameti esnasinda, Allah'in rizasini kazanmak için Tunca kenarinda kendi
    adina izafe edilen câmiin temelini attirdi (23 Mayis l484). Bu arada Tunca üzerinde bir
    medrese, bir imâret ve dârüssifa ile müstemilatindan meydana gelen bir külliyenin
    insasina baslanmistir.


    Karadeniz sahilinin dörtte üçüne sahip bulunan Osmanilarin,
    hem ticaret, hem de yapacaklari seferler için Polonya yolu üzerinde bulunan ve önemli
    birer üs durumunda olan bazi sahil sehirlerini almalari gerekiyordu. Zira ancak bu sayede
    Kirim'la irtibat saglanabilirdi. Bu sebeple Bogdan (Moldavia)'in ticaret iskelelerinin
    alinmasi, ister istemez bu prensligi, Osmanli nüfuzu altina sokacakti.


    Bâyezid, Edirne'deki imar faaliyetlerini müteakip, 27
    Haziran'da Ishakli (Isakçi)'yi geçer. Bu esnada Eflak Voyvodasi Rahip Vlad Calugarul
    (l482-l495) komutasinda 20 bin kisilik kuvvetiyle orduya iltihak eder. Sultan Bâyezid, bu
    kuvvetlerle Kili (Chilia)'ye gelir.Osmanlilar, 6 Temmuz'da Bogdan'in kapisi sayilan Kili
    kalesini karadan ve denizden kusatmak suretiyle l5 Temmuz'da zaptederler. Hadidî, bu
    kusatmayi su misralarla nakl eder:


    Seh emr itdi vü cem' oldi çeriler

    Karadan gendideryâdan gemiler

    Kesüp menzilseh irdi ol diyara

    Çeriler yakin irisdi hisara

    Erisüp seh Kili'ye bir seherden

    Kusatdurdi hisari bahr ü berrden

    Fethin ertesi günü kalenin büyük kilisesi câmie tahvil
    edilir. Sultan, burada Cuma namazini eda eder. Bâyezid, Kili'nin zaptindan sonra
    Karadeniz kenarinda bulunan Akkerman üzerine yürür.Burada iken Mengli Giray
    komutasindaki 50 bin kisilik Kirim kuvvetleri de Osmanli ordusuna katilir. Osmanli
    padisahlarinin maiyetinde harbe istirak eden ilk Kirim Hani'nin bu zat oldugu rivayet
    edilir.


    Kirim ve Eflaklilar'in iltihaklari ile daha da kuvvetlenen
    Osmanli ordusu, l6 günlük bir muhasaradan sonra sulh yoluyla Akkerman'a girer. Burasi,
    Kili'ye göre daha müstahkem olup her seyi boldu. Kale, karadan genis ve derin bir
    hendekle çevrilmisti. Padisah, Kirim Hani'na sirmali bir kalpak ve degerli hediyeler
    vererek kendisini taltif eder. Bilindigi gibi Osmanlilar, alinan yeni yerlerin hemen
    tahririni yapmak suretiyle bölgenin ekonomik, sosyal ve dinî durumlarina uygun olarak
    hareket ederlerdi. Bu sebeple, Kili ile Akkerman kalelerinin civarindaki yerler, Bogdan
    Beyligi'nden ayrilarak Osmanli Türk hâkimiyeti altina girdikleri gibi Akkerman halki,
    istedigi yere gidebilme bakimindan serbest birakildi. Akkerman halkindan bir kismi da
    Marmara kiyisindaki Eski Biga'ya naklolundu. Bu arada halkin bir kisminin iskan edilmek
    üzere Istanbul'a gönderildigine dair rivayetler de bulunmaktadir.


    Bu savaslarda, Osmanlilara yardimci olan Kirim Hani ile Eflak
    Voyvodasi, harp ganimetlerinden büyük paylar aldilar. Sultan Bâyezid, bu sefer
    esnasinda almis oldugu ganimet malini Edirne'de baslattirmis oldugu ilmî, dinî ve sosyal
    müesseselerin yapilip tamamlanmasina sarf etti.


    Bu seferle, Karadeniz, tamamen bir Türk ve Müslüman gölü
    haline gelmis bulunuyordu. Bu denizin, Kafkas sahillerindeki çok küçük bir
    bölgesinden baska her yeri Osmanli hâkimiyetine girmisti.


    Bu arada, Akkerman'i geri almak maksadiyla birkaç defa
    harekete geçen Stephan'in bütün gayretleri bosa gitti. l485'te Lehistan Krali
    Kazimierz'den yardim istemesi de ona bir fayda saglamadi. Zira onun hareketlerine mukabele
    etmek üzere Bogdan'a giren Rumeli Beylerbeyi Hadim Ali Pasa, pek çok tahribatta
    bulundugu gibi ertesi sene Silistre komutani Bali Bey de Trut'u geçerek birçok esir ve
    ganimetle dönmüstü. Bunun üzerine Osmanli kudretine boyun egmekten baska çare
    bulamayan Stephan, 4.000 altina çikarilan senelik vergiyi ödemeye razi oldu.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:09 pm

    MORA SAVASLARI

    Fâtih döneminin siyasî olaylarindan bahsederken temas
    edildigi gibi Mora'da, Osmanliarla Venedikliler arasinda uzun müddet çetin savaslar
    olmustu. Cem'in, Avrupa'daki ikameti sirasinda önemsiz hudud olaylari seklinde cereyan
    eden münasebetler, adi geçen sehzâdenin ölümü ile büyük bir gelisme göstermistir.
    Nitekim, Italya'daki muhalif devletlerin Venedik Cumhuriyeti ile mücadelelerinden
    istifade eden Sultan II. Bâyezid, bu devletlerin de tesvikleri üzerine Venedik ile olan
    anlasmayi bozmustu. Gerçekten, Venedik ile Fransa'nin ittifaklari sonucunda elinden Milan
    sehri alinmis olan Ludvik Sforça ile Floransa ve Napoli devletleri, Papa ve Alman
    Imparatoru'nun muvafkatalariyla Osmanlilari, Venedikliler aleyhine tahrik etmis ve bunda
    da muvaffak olmuslardi.Gerçi, Osmanlilarla büyük ticarî münasebetleri bulunan
    Italya'daki küçük devletlerin tesviklerinden baska Venedik'e karsi harbin açilmasinin
    baslica iki sebebi vardi. Bunlardan biri, Venediklilerin, Arnavutluk'ta bulunan
    Iskender'in oglu Jan Kastriyota'ya yardim etmeleri, digeri de Memlûklularla yapilan
    harpte, Hersekzâde komutasinda Iskenderun'a giderken firtinaya yakalanan ve Kibris'a
    siginmak isteyen Osmanli donanmasinin adaya kabul edilmemesi idi. Öyle anlasiliyor ki bu
    dönemde Italya'nin küçük devletleri, Osmanli dostlugunu kazanmak için büyük çaba
    gösteriyorlardi. Hammer'in ifadesiyle o dönemde Italya'nin alti devleti, Papa, Floransa,
    Piza, Milan, Napoli ve Venedik, Osmanli padisahinin dostlugunu kazanmak için birbirleri
    ile yarisa girmislerdi. Osmanli Divan'i, Venedik'e ilan-i harb etmeden önce Mora'daki
    Venedik müstemlekeleri üzerine yapacagi hareketi kolaylastirmak ve Venediklilerin buraya
    yardima gelememeleri için Bosna Beyligi'ne tayin edilen Iskender Pasa vâsitasiyle, Kuzey
    Venedik arazisine siddetli bir akin yaptirtmisti. Sultan Bâyezid, Iskender Pasa'nin,
    Bosna Eyâleti'ne getirilmesinden sonra, Mora'nin, henüz fethedilmemis kisimlarini elde
    etmek gayesiyle 3l Mayis l499'da bizzat sefere çikar.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:10 pm

    INEBAHTI
    ( LEPANTO )'NIN FETHI


    Mora Yarimadasi'nin büyük bir kismi daha önce Osmanlilarin
    idaresine geçmis olmakla birlikte Venedikliler, buranin güney kiyilarinda bulunan
    Navarin, Moton ( Modon, Muton ) ve Koron gibi limanlarinda hala yönetimi ellerinde
    bulundurup hüküm sürüyorlardi. Bu arada Kuzey Yunanistan'da bulunan Inebahti
    (Lepanto)'yi da tasarruflarinda bulunduruyorlardi.Osmanlilar, takip ettikleri siyasetleri
    geregi, stratejik önemleri de bulunan bu ticaret limanlarini elde etmek zorunda idiler.
    Sultan II. Bâyezid, buralarin zapti için donanma hazirlanmasini emreder. Bu gayenin
    tahakkuku için Osmanli tezgahlarinda (tersane) yeni ve büyük gemilerin yaptirilmasina
    baslandi. Bu durumu ögrenen Venedik, baris için elçi göndermis ise de donanma,
    Hammer'in ifadesiyle "yirmi büyük gemi ve altmis yedi kadirgayi havi ve cem'an yüz
    altmis yelkenden mürekkeb olan Osmanli donanmasi, Mora sahillerinden Moton ve Inebahti
    taraflarina 28 bin Rumeli ve l8 bin Anadolu askeriyle sekiz bin sipahi ve bir o kadar
    yeniçeriden müretteb 63 bin kisilik bir ordu götürmek üzere yelken açmisti.


    II. Bâyezid, denizden donanmayi gönderdikten sonra kendisi de
    20 Sevval 904 (Haziran l499)'da Istanbul'dan Edirne'ye, oradan da Mora'ya dogru hareket
    eder. Rumeli Beylerbeyi olan Koca Mustafa Pasa'yi kara tarafindan Inebahti'nin kusatilmasi
    ile görevlendirir. Ama Osmanli donanmasi, firtina yüzünden üç ay kadar denizde
    çalkalanip duracak ve bu yüzden önemli bir gelismesaglayamayacaktir.


    Osmanli donanmasinin firtinaya tutulmasi, Venediklilerin isine
    yaradi. Çünkü bunlar, deniz tarafindan Inebahti'yi savunmak için Amiral Antoniyo
    Grimani komutasinda l50 veya l60 parça gemi ile Inebahti limanini kapattilar. Bu sirada
    Osmanli donanmasi, Navarin limani ile Brodano adasi arasindaki kanala girmis ve düsman
    tarafindan yolunun kesildigini görmüstü.


    Kara ordusu, Inebahti civarina gelip karadan kaleyi kusattigi
    halde, donanmadan henüz bir haber çikmamisti. Sonunda donanma Moton önüne geldiyse de
    Venediklilerin kuvvetli müdafaalari yüzünden limana giremedi. Donanmadaki asker açlik
    ve susuzluktan dolayi büyük sikintilarla karsilasti. Nihayet donanma Hersekzâde Ahmed
    Pasa kuvvetleri ile takviye edildikten sonra Inebahti limanina dogru yol alabildiler.


    Öbür taraftan, Lepanto kalesinin komutani olan Zuano Mori,
    Mustafa Pasa'nin teklifini reddetmisti. Hoca Saadeddin, onun teslimi kabul etmeyisini,
    Venedik hakiminin, donanmanin gelmedigini, kendilerinin ise dayanabileceklerini, bu
    yüzden de kaleyi teslim etmemesi gerektigine dair haber gönderdigine baglayarak söyle
    der: "Kale komutani olan kâfir haber gönderdi ki, padisahimiz olan Venedik hakimi
    böyle haber göndermistir ki, madem ki Müslüman gemileri gelmeye ve muhasara-i hisara
    yol bulmaya, hisari teslimden imtina edesin ki, donanmalarina yol vermemek için azim
    (büyük) tedarikler görüp felek peyker u guh lenger gemiler ihzar idüp rehgüzerlerine
    göndermisim. Derya tarafi mesdud (Deniz tarafi kapali) ve kale muhafizinin esbabi nâ
    madud iken hisari teslim edersen sonra özrün makbul degildir" Bu esnada Antonio
    Grimani komutasindaki Venedik donanmasi da Kemal ve Burak Reis komutasindaki Osmanli
    donanmasinin Korint körfezine dogru ilerleyisini önlemek üzere harekete geçmisti.
    Içinde Yenisehir hâkimi Kemal Bey'in kara askerinin bulundugu Burak Reis'in gemisi,
    Prodano adasi (Burak adasi) civarinda Venedik donanmasinin hücumuna ugradi. Burak Reis'in
    üzerine saldiran gemilerin sayisi yirmi civarinda idi. Her birinde biner kisi olan iki
    büyük karaka ile her birisinde beser yüz kisi bulunan diger iki karaka, Burak Reis'in
    gemisinin üzerine atilarak Osmanli gemisini ortaya adilar.Burak Reis'in gemisine iki
    taraftan kancalar atilarak rampa yapilmisti. Çok kalabalik olan düsmana her ne pahasina
    olursa olsun karsi koymak gerekiyordu. Kiyasiya cereyan eden muharebe devam ederken Burak
    Reis, Türk denizcileri arasinda asirlarca derin bir ihtiramla sânini yüceltecek
    kahramanca bir harekette bulunacaktir. O, kendi kuvvetlerinden çok daha kalabalik olan
    düsman kuvvetlerine karsi sayilarinin azaldigini görünce, kurtulus çaresinin
    kalmadigini anlar ve sogukkanli bir sekilde son çareye bas vurur. Burak Reis,
    birbirlerine siki sikiya çengellenmis olan gemileri neft ile tutusturur. Kisa sürede
    yayilan yangin üç gemiyi birden sararak batmalarina sebep olur. Bu son deniz savasinda
    basta Burak reis olmak üzere 500'e yakin Türk levendi ( denizcisi ) ile Kara Hasan Reis
    ve Yenisehir Sancakbeyi Kemal Bey sehâdet serbetini içmislerdi. Göz kamastiran bu
    kahramanlik örnegi, din ve devlet için isteyerek kendini feda edis, asirlardan asirlara,
    nesillerden nesillere nakledildi. Burak Reis, bu hareketiyle Türkleri, Akdeniz
    hakimiyetine eristiren bir "Burak" oldu. Bu savasta Venedik kaptanlarindan
    Loredano ile Armeniyo da ölmüslerdi.


    Bes yüz mevcudlu Burak Reis'in gemisinden, sadece doksan kadar
    asker kurtulmustu. Türk gemicileri bu muharebenin cereyan ettigi Prodano adasina Burak
    Reis adasi ismini vererek bu büyük Türk denizcisinin adini unutmadilar.


    Lepanto civarindaki Çatalca ovasinda bulunan II. Bâyezid, bu
    olayi ögrenir ögrenmez, 2000 yeniçeri ile takviye ettigi Anadolu sipahilerini,
    Hersekzâde Ahmed Pasa komutasinda Mora'ya gönderip siki tedbirler alma lüzumunu duydu.
    Nitekim, Hersekzâde'nin, Hulumiç'te askerini bindirdigi Osmanli donanmasi, sür'atle
    ilerleyerek Lepanto Bogazi'na yaklasmisti. 22 gemiden meydana gelmis olan Fransiz
    donanmasinin yardimiyla bogazin girisini kapamak üzere giristigi tesebbüste muvaffak
    olamayan Grimani, rakibi olan Loredano'nun ölümünden memnun olmustu. Grimani, fazla bir
    sey yapamayacagini anlamis olacak ki, Inebahti yolunu Türk donanmasina açik birakarak
    Korfo'ya çekilir. Böylece, takviye birliklerle desteklenen Türk donanmasi, sahilden
    kuzeye dogru seyrederek Inebahti körfezine dogru ilerler.


    Bu deniz savaslainda firtina yüzünden büyük hasara ugrayan,
    aylarca yiyecek ve içecek sikintisi çeken Türk donanmasinin, Venedik donanmasini
    yenebilecek dereceye gelmis olmasi, artik Osmanli denizcilerinin Akdeniz hâkimiyetini ele
    almaya namzed olduklarini göstermekteydi.


    Kara ve deniz kuvvetlerinin ortaklasa hareketi üzerine sayisiz
    yarma (hurûc) tesebbüslerinde bulunmasina ragmen, her seferinde maglub olan kale
    komutani Zoano Mori, Venedik donanmasinin yardimlarindan da ümidini kesmis oldugundan,
    kalenin anahtarlarini Rumeli Beylerbeyi olan Mustafa Pasa'ya gönderir. Böylece Lepanto (
    Inebahti) Agustos (26 veya 28) l499'da Osmanlilarin eline geçmis olur.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:10 pm

    MOTON ( = MODON )'UN FETHI

    Inebahti gibi önemli bir limanin elden çikmasi,
    Venediklileri, önce karsi koyma, sonra da karsilik verme hareketlerine sevketmis ise de
    kendi zaaflarini bildiklerinden ve çok büyük bir masrafa mal olacak uzun harplere
    tahammül edemeyiceklerini anladiklarindan Osmanlilarla iyi geçinmeyi siyasetleri
    bakimindan daha uygun görmüslerdi. Bu sebeple, Osmanlilarla baris yapmak üzere Lui
    Maventi adinda bir elçi vâsitasiyle Osmanlilara müracaat etmislerdi. Venedik elçisi,
    Venedik tüccarlarinin serbest birakilmasini ve Inebahti'nin iade edilmesini istemisti.
    Sayet Osmanlilar bu maddeleri kabul etmeyecek olurlarsa hiç olmazsa baris yenilenmeliydi.
    Elçinin bu teklifine karsilik Sultan Bâyezid:


    "Eger benimle baris yapmak istiyorsaniz, Mora'da elinizde
    bulunan Mudon, Koron ve Napoli (Napoli di Malvazya) sehirlerini teslim ile senede belli
    miktarda bir vergi vermelisiniz" demisti. Böyle bir seyi beklemeyen elçi, böyle
    bir anlasma yapma yetkisinin bulunmadigini söyleyerek ayrilir. Padisah, kis ortasinda
    Yakup Pasa'nin donanma ile birlikte hareket ederek Modon'u muhasara etmesini emreder.
    Kendisi de ilkbaharda Ramazan 905 ( 7 Nisan l500) da Edirne'den hareket eder. Temmuz
    ayinin yedisinde donanmasinin Moton önüne geldigini haber alinca, dört günde Güney
    Mora'ya iner. Aslinda burasi bir aydan beri Rumeli ve Anadolu kuvvetleri tarafindan
    sarilmisti.


    Venedik amirali, Türklerin ilk önce Mora'nin güneyindeki
    Napoli'ye hücum edeceklerini zannederek buraya bir miktar donanma göndermisti.
    Gerçekten Türkler, Venediklileri sasirtmak için bir miktar kuvvetle karadan buraya
    taarruza geçmislerdi. Bu taarruz, sadece Venediklileri sasirtmak için yapilmisti.
    Venedik amiralinin buraya donanma göndermis olmasi, Osmanlilarin bu tesebbüslerinde
    basarili olduklarini göstermektedir.


    Davut Pasa'nin komutasinda bulunup Inebahti limaninda yatan
    donanma, 27 Temmuz l500'de bu limandan çikip Navarin limani önünde Venedik donanmasi
    ile çarpisir. Davut Pasa kendi gemisiyle (Bastarda) düsman amiralinin bastardasina rampa
    ettiyse de baska bir düsman mavnasi da Davut Pasa gemisine rampa ettiginden Kaptan Pasa
    tehlikeli bir duruma düsmüstü. Tam bu esnada Pirî Reis kendi gemisiyle yetiserek
    Kaptan Pasa'yi kurtardigi gibi donanmanin bozulup bir felaketin meydana gelmesini de
    önlemisti.


    Çok saglam ve müstahkem bir kale olan Modon'un halki, kalenin
    saglamligina ve kara yönünü çeviren üç kat derin hendegin yürüyüse engel
    olacagina güvenerek teslim olmak istemiyordu. Hatta halk, kendilerini kusatan ordunun
    kusatmayi kaldirip geri dönmek zorunda kalacagini gözlemekte idi. Bu yüzden de
    savunmayi sürdürüyordu. Topçulari ise sanatlarinda pek mahir olmuslardi. Nitekim, bir
    mil mesafede bulunan hedeflere tam isabet ettiriyorlardi. Bu yüzden kale bir türlü
    düsmüydrdu. Bu gayretlerinin bir sonucu olarak kale, üç hafta kadar muhasara altinda
    kaldi. Son günlerde Venedik Amirali Melchior Trevisano, donanma ile yardima geldiyse de
    fazla bir sey yapamadi. Trevisano, sehre yardim etmek için Türk donanmasini yararak
    ikindi namazi vaktinde dört kadirgayi limana sokmus ise de bunlar, daha önce limana
    gerilen zincir yüzünden pek ileriye gidemediler. Kale muhafizlarindan bir kismi,
    gemilerin zinciri geçmesi için istihkamlarini birakarak yardima geldikleri sirada Sultan
    Bâyezid, hücum emri verdiginden Anadolu Beylerbeyi Damad Sinan Pasa kuvvetleri,
    açtiklari gediklerden içeri girerek Modon'u aldiklari gibi limana girmis olan dört
    Venedik gemisini de yakmislardi. l3-l4 Muharrem 906 (9-l0 Agustos l500)'de gerçeklesen
    fetihten sonra sehre giren Sutan Bâyezid, Hoca Saadeddin ( ll,l02 )'in ifadesine göre
    fethin besinci günü sehrin en büyük kilisesi olan Saint Jean'i câmie tahvil ederek
    maiyetiyle birlikte burada Cuma namazini kilmistir. Sultan Bâyezid, duvarlarin
    yüksekligini ve hendeklerin derinligini görünce "Beylerbeyim Sinan Pasa'nin ve
    yeniçerilerimin kahramanliklari sâyesinde bu kaleyi Tanri verdi" der. Hammer'in
    dedigi gibi bu yüksek duvarlardan ilk tirmanan yeniçeri, devletin en mamur
    sancaklarindan birine bey olmustu. Kalenin bütünüyle onarilmasi ve yanan yapilarin
    yeniden yaptirilmasi, Anadolu Beylerbeyi olan Sinan Pasa'ya havale edildi.


    Modon'un, Türkler tarafindan zaptedildigi haberi, Venedik'te
    büyük ve derin bir matemin meydana gelmesine sebep oldu. Içine düsülen ümidsizlik,
    Doge Augustinos Barbarigo'nun, 7 Eylül tarihi ile Papa ve diger Hiristiyan hükümdarlara
    gönderdigi yazidan anlasilmaktadir. Venedikliler, tek teselliyi Venedik donanmasinin
    Modon'u geri alacagi hususunda besledikleri temelsiz ümitte buluyorlardi. Venedik
    senatosu, Modon'dan kurtulan bir kisim halki Kefalonya adasina yerlestirmekle mesgul
    oluyordu. Bu arada Pâdisah, tahkimatina hayran kaldigi sehrin fethini Allah'in kendisine
    bir lütfu olarak telakki ediyordu. Bâyezid, Modon'a girdigi sirada sehrin bir kismi
    muhafizlar tarafindan yakilmisti.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:10 pm

    KORON VE NAVARIN'IN FETIHLERI

    Biraz önce görüldügü sekli ile Osmanlilarca Modon
    kalesinden sonra Koron ve Navarin de feth edilmislerdi. Sinan Pasa, Modon'un tamiri ile
    ugrasirken, Hadim Ali Pasa kara ordusu ile, Kaptan Davud Pasa da denizden gitmek suretiyle
    Koron kalesini almakla görevlendirildiler. Hadim Ali Pasa, Koron'a giderken önce
    Anavarin (Navarin) veya Zensiyo kalesini de aldi. Gerek Koron, gerekse Navarin halki,
    Modon'un durumunu ögrendikleri için harp yapmadan teslim oldu. Solakzâde, sehrin
    teslimi ile ilgili olarak sunlari söyler: " Modon kalesi, Osmanli ülkesine ilave
    edildi. Yakininda vaki olan Koron kal'asinin fethine Ali Pasa tayin olunmustu. Deniz
    tarafindan da Davud pasa'yi gönderdiler. Her iki taraftan üzerine varildiginda, Koron
    kalesi muhafizlari Modon halkinin ahvalinden ibret almakla ailelerini ve çocuklarini
    Frengistan'a nakil için izin, mal ve menallerinin korunmasi için de emân istediler.
    Böylece kaleyi kendi rizalariyla teslim eylediler. Pasa da istediklerine müsaade
    gösterdi. Osmanli müsamahasinin güzel bir örnegi olan bu anlayistan dolayi b uralarda
    bulunan Latinler sehri terk edip giderken, yerli halk yani Rumlar, "Cizye"
    denilen basvergisine baglandi. Sultan Bâyezid, 20 Agustos l500'de Koron'a girip büyük
    kiliseyi camie tahvil ederek orada namaz kildi. O, Modon'da oldugu gibi bin Azeb ve bin
    besyüz yeniçeriyi kale muhafazasinda birakarak 23 Agustos'ta sehri terk edip Istanbul'a
    dönerken bu iki sehrin gelirini Mekke ve Medine (Haremeyn)'e vakf eyledi.


    Inebahti, Mudon ( = Modon ), Koron ve Navarin'in feth edilip
    Venedikliler'den alinmalari üzerine "Fetihnâme"ler yazilip etrafa
    gönderilmisti. Bu fetihnâmeler, beylerbeyiler, Müslüman ve Hiristiyan devletlere, bu
    meyanda Macaristan, Lehistan, Fransa ve Ispanya krallarina, Ceneviz Cumhuriyeti ile Rodos
    Sövalyelerine gönderilmislerdi.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:10 pm

    DENIZLERDEKI HAÇLI SEFERI

    Venedik, Inebahti, Modon, Koron ve Navarin gibi yerlerin
    ellerinden alinmasinin yaninda, iki sene üst üste inen Osmanli darbesine karsi
    koyamayacagini anlamisti. Bu sebeple Osmanlilara karsi Alman Impraratoru, Papa, Ingiltere,
    Fransa, Ispanya, Napoli, Lehistan ve Macaristan'dan yardim talebinde bulunur. Bu yardimla
    Osmanlilar aleyhine bir "Haçli Ittifaki" ortaya çikmis oluyordu. Baslangiçta,
    menfaatleri geregi Türkleri, Venedikliler aleyhine harekete geçiren Papa, bu sefer de
    çagrisi üzerine Osmanlilar aleyhine bir ittifak kurmaya çalisiyordu. Papa IV.
    Aleksandr, Venedik'e verdigi cevapta kendilerine yardim gönderecegine degindikten sonra,
    Türklerin yaptiklarini, kiliselerin ugradigi hakaretleri ve Hiristiyanligin içine
    düstügü tehlikeleri tasvir ederek Haçli Birligini saglayacagini açikliyordu.
    Hammer'in ifadesine göre Papa'nin bu sekildeki davranisi, kutsallik perdesine bürünmüs
    olan nefret, gönlünde Padisah II. Bâyezid'e karsi yakip yikmalardan gelen bir
    üzüntüden çok, Sehzâde Cem'in tahsisatini kaybindan dolayi öfkelenen Aleksandr
    Borciya'nin öfkesine benziyordu. Sonunda ortak menfaatler, Venedik, Papa ve Macaristan
    Krali'ni saldirma ve savunma konusunda bir anlasma ile birlesmeye götürdü.Bunun için
    Venedik, Papa ve Macaristan arasinda l500 yilinda bir muahede imzalanir. Bu anlasma,
    Roma'da l50l yilinda Papa Kilisesi'nde Pantekot Yortusu'nun Pazar gününde ilan olundu.
    Bu, Hiristiyan devletlerin, Türkiye aleyhindeki ikinci ittifaklaridir. Bu sekildeki
    taahhütler, Osmanlilara karsi "Haçli Savaslari"nin yerini almisti. Buna göre
    müttefik kuvvetler denizde Osmanlilari mesgul ederken, Macarlar da karadan taarruz
    edeceklerdi.


    l500 senesi sonbaharinda Venedik Âmirali Pisaro, Osmanlilara
    ait Egine adasini isgal ederken, Ispanya ve Venedik donanmasi da Kefalonya adasini
    zaptetmislerdi. Bu arada Fransa Krali'nin yegenini komutan olarak tayin ettigi ve l5 bin
    kisilik askerî gücü bulunan Fransiz donanmasi da Zanta adasina gelip demirlemisti.
    Bundan baska, Aragon ve Sicilya Krali'nin donanmasi da Korfo adasina yanasmisti. Amiral
    Ravestayn komutasindaki donanma ile birlesen Venedik gemilerinin de dahil bulundugu
    donanmanin mevcudu 200 kadirgadan ibaretti. Iste "Haçli Ittifaki"nin meydana
    getirdigi bu muazzam donanma, Ege Denizi'ne açilarak Midilli adasini kusatma altina
    almisti.


    Midilli'nin kusatilma haberi, Istanbul'a ulasir ulasmaz, bir
    anda büyük bir kargasanin yasanmasina sebep oldu. Çünkü buranin düsman eline
    geçmesi, diger adalar halkinin isyanina ve dolayisiyle onlarin da elden çikmasina sebep
    olabilirdi. Bunun için adaya büyük bir kuvvetin gönderilmesi gerekiyordu. Asker
    toplanmasi için memleket içine seksen "Ulak" gönderildigi gibi Pâdisah
    bizzat bu isle mesgul olarak, sehirliden ve sanat erbabindan adam yazip Hersekzâde Ahmed
    Pasa komutasinda 300 parça gemi ile adaya gönderildi.


    Bu esnada, müttefik donanmasinin bir kismi, Ege sahillerini
    tahrib ederken Rodos Sövalyelerinin reisi emri altindaki donanma da Akdeniz'deki Osmanli
    adalarini vuruyordu.


    Gerçi Istanbul'dan önce, Midilli'nin Haçlilar tarafindan
    kusatilma haberi, buraya en yakin olarak Saruhan Sancakbeyi Sehzâde Korkut tarafindan
    duyulur duyulmaz o, Kethüdasi komutasinda 800 kisi ile Karesi Sancakbeyi maiyetindeki
    timarli sipahi kuvvetlerini derhal adanin yardimina gönderir. Ayazmend'e gelen
    Sehzâde'nin kuvvetleri karanlik bir gecede düsman saflarini yararak hisara girerler.
    Bununla beraber, askerlerden bir kismi, kaleye girmeye muvaffak olduysa da bir kismi
    giremedi. Bu esnada Sehzâde'nin Kethüdasi sehid olur.


    Kaynaklarimiz, burada geçen olaylari tafsilatli bir sekilde
    verirler. Biz de onlarin dil özelliklerine fazla müdahele etmeden, onlarin ifade
    ettikleri sekilde olanlari nakl etmeye dikkat edecegiz. Ahmed Pasa, Cemaziyelevvel (Aralik
    l50l)'de Midilli yakinina geldigi zaman kâfirler, Midilli Kalesine dogru yürüyüse
    geçtiler. Fransa birliklerinin komutani ve Krali'nin yegeni, kaleye girmek için kosup
    öne çiktigi zaman, Islâm gâzilerinden bir yigit, bu gâvuru öldürüp kellesini
    kuleye dikti. Bunu gören Fransiz askerleri bozulmaya basladilar. Fransiz Amirali,
    kendisine yardima gelmekte olan Rodos Sövalyelerinin 29 parçadan mütesekkil donanmasini
    beklemeden demir alip kaçar. Yolda Cerigo adasi civarinda firtinaya tutulan Fransiz
    donanmasi, tamamen batar. Artik, Venedik askerlerinin yapabilecekleri bir sey kalmamisti.
    Müttefiklerinin kaçtiklarini görünce onlar da gemilerine binip memleketlerine dogru
    yol almaya basladilar. Bütün çabalarina ragmen, Midilli'yi ele geçiremeyen Birlesik
    Haçli ordusunun çekilmesi üzerine Midilli kalesi, yeniden tamir edilerek muhafaza için
    buraya asker konur.


    Fransiz donanmasi Midilli'den kaçarken, Rodos ile Ispanya
    donanmalari Ege'ye girip Çanakkale Bogazi'na kadar sokulmuslardi. Amiral Gonzalvo de
    Cordova'nin komutasindaki Ispanyollar, Kemal Reis'in yaptiklarinin öcünü almak için
    çalisiyorlardi. Fakat Fransiz donanmasi ile birlesemedikleri ve tanimadiklari bu yabanci
    sulardan ürkmüslerdi. Bu yüzden de umduklarini bulamadan ve hiç bir sey yapamadan
    dönüp gitmislerdi.


    Görüldügü gibi, Venedik, Ispanya, Macaristan, Lehistan,
    Fransa, Almanya, Rodos ve daha baska devletlerin, daha dogru bir ifadeyle bütün bir
    Avrupa'nin Osmanli'ya karsi güç birligi edip birlesmelerine ragmen, birlikte hareket
    etme imkânina kavusturulmadiklari için bu Haçli Seferi'ni kaybetmislerdi. Böyle
    büyük bir orduyu tam anlamiyla maglub etmek, II. Bâyezid döneminin mühim olaylarindan
    biridir.


    Osmanli iktisat tarihiyle ilgili kaynak ve eserlerin
    belirttiklerine göre "Avâriz", "Kürekçi Bedeli" ve
    "Azeb" gibi "Örfî Vergi"lerin ilk defa tarh ( konmasi) edilmesi,
    Midilli hadisesinden sonra olmustur. II. Bâyezid döneminin devam eden ve tehlikeli bir
    hal alan savaslari, külliyetli miktarda askerin beslenmesini ve donanmanin hazirlanmasini
    gerektiriyordu. Zira harpler, sikintili günler yasayan hazineyi, daha da zor durumda
    birakiyorlardi. Iste bu sebeple devlet, bu dönemde ilk olarak "Imdadiye-i
    Seferiye" adi verilen yukaridaki vergileri koymustu.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:11 pm

    Venedikliler, bütün ittifak faaliyetlerine ragmen,
    Osmanlilarla basa çikamayacaklarini anlamis olmalilar ki, harpten çekilmek isterler. Bu
    konuda, arabuluculuk yapmalari için Fransa Krali XII. Lui veya Lehistan Krali'na vas
    vururlar. Venediklilerin bu istekleri, Osmanlilar tarafindan da müsbet karsilanir.
    Çünkü bu dönemde dogu hududunda Akkoyunlu Devleti'nin yerine Siî Safevî Devleti'ni
    kurmus olan Sah Ismail tehlikesi bas göstermisti.


    Osmanli Devleti ile Venedikliler arasindaki müzekere
    esaslarini, harpten önce Istanbul'da Venedik elçisi olarak bulunan ve casuslugundan
    dolayi tevkif edilen Andre Gritti isminde biri idare ediyordu. Müzakereler sonunda l4
    Aralik l502 (Receb 908 )'ta Osmanlilarla Venedikliler arasinda 3l maddeden mütesekkil bir
    anlasma imzalanir. On gün içinde uygulamaya konacak olan bu muahedenin en önemli
    maddeleri sunlardi:


    l. Venedik Cumhuriyeti, Inebahti, Modon ve Koron ile oralardaki
    diger küçük kaleleri Osmanlilara terk ettigi gibi Arnavutluk'ta elinden alinan Drac'in
    zaptini da taniyordu .


    2. Venedikliler, Osmanlilardan zaptettikleri adalardan
    Kefalonya'yi kendilerine alikoyup Santamavra adasini iade ediyorlardi.


    3. Osmanlilar tarafindan harp esnasinda müsadere edilen ve
    halka ait olan esya geri verilecekti. Venediklilerin her sene verecekleri on bin duka
    altinin ve Santamavra'nin zapti esnasinda Venedik Amirali Pesaro'nun eline geçmis olan
    yirmi dört bin dukanin Osmanlilara iadesi gerekiyordu.


    20 Agustos l503 ( Rebiülahir 909 ) senesinde Osmanlilarla
    Macarlar arasinda da bir anlasma imzalandi. Macarlar tarafindan gönderilen Barhabas
    Belabi adindaki elçi ile yapilan anlasma yedi yillik olacakti. Buna göre Osmanli
    Devleti, Macar Krali'ni, Isklovanya, Moravya, Silezya ve Lozasi hükümdari olarak da
    tanimaktaydi. Buna karsilik Macaristan Krali, Osmanli akincilarinin Kuzey Bosna'da son
    olarak aldiklari yerlerin Osmanlilarda kalmasini kabul ediyordu. Bu arada Bogdan, Eflak ve
    Raguza'lilar da anlasmadan istifade edeckelerdi. Buna karsilik bu üç devlet, hem
    Osmanlilara hem de Macarlara vergi vereceklerdi. Iki taraf ticaret serbestisini ve bu
    münasebetle tüccarlarin birbirlerinin ülkelerine gidip gelmelerine müsaade
    edeceklerdi. Macar Krali dört Incil (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) üzerine, Osmanli
    Vezir-i A'zami da Kur'an-i Kerim üzerine yemin ederek bu muahedenâmeyi tasdik
    etmislerdi. Gerek Venedik, gerekse Macarlarla yapilan anlasmalardan sonra devletin dis
    güvenligi emniyet altina alinmis oluyordu.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:11 pm

    OSMANLI - MEMLÜKLÜ MÜNASEBETLERI

    Osmanlilar ile Misir, Suriye, Güney Anadolu ve Hicaz'da
    hakimiyet süren Memlûk sultanlari arasindaki münasebet, ilk zamanlardan yani XIV. asrin
    ikinci yarisindan itibaren dostane bir sekilde baslamisti. O dönemlerde, küçük bir
    beylik olan Osmanlilarin Rumeli'deki muvafakiyetleri ve Islâm dünyasinin sinirlarini
    genisletmeleri, Memlûk Devleti tarafindan memnunlukla takip ediliyordu. Fakat daha sonra
    gerek Sultan II. Murad, gerekse onun oglu Fâtih Sultan Mehmed zamanindaki bazi olaylar,
    iki devletin arasinin açilmasina ve bir müddet sonra da birbirlerine karsi hasmâne
    (düsmanca) tavirlarin ortaya çikmasina sebep olmustur.


    Sultan II. Bâyezid, kendisine muhalefet edip Osmanli tahtinda
    hak iddiasinda bulunan kardesi Cem'i, dostça karsilayip himaye eden ve ayni zamanda onu
    mücadeleye tesvik eden Memlûk Sultani Kayitbay'in, Çukurova bölgesindeki Üç-Oklar
    ile Maras ve Elbistan'a hakim olan Boz-Oklar'i devamli bir surette baski altinda tutmasi
    üzerine, Dulkadir'li Türkmen Bey'i Alâüddevle Bozkurd Bey'i himayeye karar verir.
    Sultan Kayitbay, Cem'in Anadolu'ya geçmesine müsaade etmesi onun, Osmanli Devleti'nin
    aleyhine çalistigini gösteriyordu.Bununla beraber ihtiyati da elden birakmiyordu.
    Nitekim Bâyezid'in culûsundan sonra Istanbul'a gelen Memlûk elçisi, hem Bâyezid'in
    saltanatini tebrik etmis hem de biraz sonra bahsedecegimiz ve gaspedilen esyayi getirip
    teslim ettikten sonra Sultan Kayitbay adina özür dilemisti. Bu hal, aradaki gerginligi
    bir derece hafifletmisti. Gerçekten, Sultan Kayitbay için baslica siyasî mesele
    Osmanlilar ile olan münasebet meselesi idi. Arsiv Begelerinden anlasildigina göre
    (Topkapi Sarayi Müzesi Arsivi, nr. 620l - 6385) Dulkadir Beyi, Sultan II. Bâyezid'i,
    Memlûk Devleti aleyhine tesvik ediyordu. Öbür taraftan, Hindistan'da Dekkan'da hüküm
    süren Behmenîler'den III. Muhammed Sah ( l463-l482)'in , Vezir-i A'zam'i Hâce-i Cihan (
    Hoca Mahmud Gâvân ) ile Osmanli hükümdarina göndermis oldugu hediyeler, Kayitbay
    tarafindan müsadere edilmisti. Bu yüzden, Memlûk Sultani'na karsi kirginligini izhar
    eden II. Bâyezid'in tutumundan endiselenen Memlûklular, bazi tedbirler almak zorunda
    kalmislardi.Nitekim Karaman Beylerbeyi Hadim Ali Pasa tarafindan "Kubbe
    Vezirleri"ne gönderilen 888 ( l483 ) tarihli arizadan anlasildigina göre
    Atabekü'l-Asakir Emir Özbek ez-Zahirî emrinde Halep'te toplanan Memlûk kuvvetleri,
    Ramazanoglu Eflatun Bey ile maiyetindeki boybeylerinin yardimlarini sagladiklari gibi,
    Turgutoglu Mahmud Bey'i Osmanlilara müskilat çikarmak maksadiyla Ermenek üzerine
    göndermislerdi. Turgutoglu'nun, Süleyman Bey'le savastigi bir sirada Alaüddevle
    harekete geçer.


    Baslangiçta Osmanlilar'dan himaye gören Alaüddevle Bozkurd
    Bey, Nisan l484'te Memlûklular'in Haleb ve Safed naiblerini arka arkaya maglub ettikten
    sonra Kayseri Valisi Yakub Pasa kuvvetleri ile birleserek, Misirlilarin kurmus oldugu
    tuzaklardan kurtulmustu. O, Elbistan ovasinda, Osmanli askerinin gayret ve yardimi ile
    Haleb Naibi'ni öldürüp Kal'atu'r-Rum (Rum Kalesi), Bire (Birecik) ve Anteb Naibleri ile
    Haleb büyük hacibi basta olmak üzere birçok Çerkez beyini esir etmisti.


    Bununla beraber Emir Özbek es-Seyfî, Emir Özdemir ve Emir
    Mogolbay gibi emirlerin yönettigi Memlûk ordusu, sür'atle Malatya'ya giderek burasini
    takviyeye muvaffak olur. Malatya kalesine karsi giristikleri tesebbüste muvaffak olamayan
    Osmanli - Dulkadirli kuvvetleri, Malatya derbendinde kurulan pusuya da düsmüslerdi.
    Böylece, Eylül l484 yilinda Kayseri Valisi Yakub Pasa'nin komutasindaki Osmanli
    kuvvetleri ile Dulkadiroglunun kuvvetleri maglub olmuslardi.


    Yakub Pasa, zorlukla kaçabilmis, birdenbire Osmanlilarin
    aleyhine dönüp Yakub Pasa'nin odugâhini yagmalayan Alaüddevle ise Trablus-Sam ve
    Tarsus Naiblerini serbest birakmak suretiyle Memlûklulara basvurmustu.


    Içinde bulundugu malî ve idarî sikintilar yüzünden
    Osmanlilarla karsilasmayi arzu etmeyen Memlûk Sultani, emirleriyle bir görüsme
    yapmisti. Bu görüsme esnasinda Atabey Özbek ile diger emirler, Osmanli hükümdarina
    elçi ve hediye gönderip aralarinin düzelmesini teklif etmislerdi. Bu teklif kabul
    edildiginden Emir Cani Bey Habib elçi olarak gönderilmisti. Memlûk Sultani Kayitbay,
    II. Bâyezid'e uygun tekliflerde bulunuyordu. Bu tekliflerden en mühimi de Osmanli
    Padisahi'nin, elindeki bütün yerlerde "Sultan" olarak kabul edilmesiydi.
    Memlûk Sultani'nin emriyle Kahire'deki Abbasî Halifesi I. Mütevekkil Alallah
    tarafindan, buna isaret olmak üzere, Bâyezid'e bir de "Sultanlik Mensûru"
    gönderilmisti. Sultanlik mensûrunu göndermekle yetinmeyen halife, iki Müslüman
    hükümdar arasindaki ihtilafin bertaraf edilmesini de tavsiye ediyordu.


    Bütün bu tavsiyelere ragmen aradaki rekabet ve bazi
    kiskirtmalar sonucu iki taraf arasinda savas kaçinilmaz hale gelmisti. Bu yüzden
    Osmanlilarla memlûklular arasinda l485'de baslayan ve l490 ( hicrî 890 - 895 ) senesine
    kadar bes sene devam eden ve alti seferde biten savaslar görülmektedir. Osmanlilarin,
    Karamanogullarini tamamen ortadan kaldirmalarindan sonra, Ramazanogullari ile ayni hududu
    paylasir olmalari ve Osmanlilardan himaye gören Alaüddevle Bozkurd Bey'in, Memlûklular
    tarafindan sikistirilmasi da iki devleti karsi karsiya getirmistir.


    Bu dönemde, Misir'la son veya altinci sefer diyebilecegimiz
    seferde, Dulkadiroglu Alaüddevle Bey'in, Osmanlilardan yüz çevirip Memlûk tarafina
    geçer. O, bununla da kalmayacak oglunu rehine (kulluk) olarak Misir'a gönderdigi gibi,
    kizini da Atabekü'l-Asâkir Emir Özbek'in ogluna verir. Öyle anlasiliyor ki bu durum,
    Osmanlilarin, Çukurova'da memlûklulara maglub olmalari üzerine olmustu. Alaüddevle
    Bey'in Misirlilarla anlasmasi üzerine Osmanlilar yeni tedbirler almak zorunda
    kalmislardi.


    Iki Müslüman devletin birbirleri ile olan mücadeleleri, her
    ikisinin de yipranmasina sebep olmustu. Zamanla yön degistiren muvaffakiyetlere ragmen
    devam eden savaslar, özellikle Memlûk idaresini zor durumlarda birakiyordu. Bu yüzden
    devlet, yeni tedbirler alma mecburiyetini hissediyordu. Memlûk idaresi, iyi
    teskilâtlanmis bir vergi sistemine sahip degildi. Osmanlilarin, savasa devam
    edebileceklerinin anlasilmasi üzerine Kayitbay, halktan zorla yeni vergiler almaya karar
    verir. Dönemin müelliflerince siddetli bir tenkide maruz kalan Kayitbay, Osmanlilara
    karsi Napoli Krali ile anlasir. Müslüman Osmanli Devleti'ne karsi kurulan bu ittifak
    üzerine Kayitbay'a tehdid mektubu gönderen Sultan II. Bâyezid'in bizzat kendisi sefere
    çikma niyetindedir. Bunun için, padisahin otagi, Besiktas'a nakledilmis ve Üsküdar'a
    geçme hazirliklari baslamisti.


    Kismî muharebeler tarzinda uzayan Osmanli - Memlûk
    çekismesi, Dulkadir Beyi Alaüddevle'nin, Memlûklularin geçici zaferlerine kapilip,
    onlarin tarafina geçmesi ile daha da gergin bir hal aldi. Bunun üzerine Sultan Bâyezid,
    kayinpederi Alaüddevle'yi beylikten azlederek, yerine onun kardesi olan ve Vize
    Sancakbeyi bulunan Sah Budak Bey'i tayin eder. Osmanli sultani, Sah Budak Bey'in yanina
    Mihaloglu Iskender Bey'in kuvvetlerini de vererek onu Alaüddevle üzerine gönderir.
    Fakat Memlûk kuvvetlerinden de yardim alan Alaüddevle, Sah Budak Bey'i Elbistan
    yakinlarinda yenip esir alir. Esir alinan Sah Budak, Kahire'ye gönderilerek orada idam
    edilir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:11 pm

    Bu basarilar üzerine daha çok cesaretlenen Memlûklular,
    Emîr Özbek komutasinda Misir ve Dulkadir kuvvetleriyle Kayseri'yi muhasara ile Nigde,
    Eregli ve Larende'ye kadar akinlarda bulunurlar. Üzerlerine gönderilen Hersekzâde Ahmed
    Pasa kuvvetlerini yenerek Ahmed Pasa'yi esir alirlar. Iste bu haberi alan II. Bâyezid,
    bizzat sefere katilmaya karar verecek ve otaginin Besiktas'a nakledilmesini isteyecektir.


    Osmanli devlet ricali, Memlûklularla olan savaslarda ugranilan
    basarisizliklarin, gevseklikten ve isin siki tutulmamasindan meydana geldigini biliyor,
    ayrica sefer için acele edilmemesi gerektigini düsünüyordu. Ancak bunu hükümdara
    nasil bildireceklerini bilemedikleri gibi buna cesaret te edemiyorlardi. Nihayet ulemadan
    Molla Arap demekle söhret bulmus olan Müftü Alaeddin Ali el-Arabî (öl. l496) bu hali,
    yani harb için acele etmenin muhatarali oldugunu arzederek isi önledi. O, daha önce Ebu
    Bekir adindaki kadisini Misir'a göndererek basta Atabekü'l-Asâkir Emîr Özbek oldugu
    halde Memlûk ümerasini barisa yanastirmis, savasin tehlikelerini arzederek dostluk
    kapisini açmisti. Hoca Saadeddin, Alaeddin Ali el - Arabî'nin mektubundan bahsederken,
    onun gönül alici sözler söyledigini, "Dinin Nasihat olduguna" temasla bunun
    geregi olarak barisin yapilmasi icab ettigini söyledigini, Misir Sultani'nin da bundan
    çok memnun oldugunu yazar. Esasen bu siralarda Istanbul'a kadirgalarla gelip bir nüsha
    Kur'an-i Kerim ve bazi Hadis-i Serif kitaplarindan ibaret hediyeleri Bâyezid'e takdim
    eden Tunus Emiri el-Mütevekkil Alallah Osman'in elçisi, bir sefaatnâme ile tavasutta
    bulunmus ve Tunus'un, Ispanyollar tarafindan hücuma ugradigi su sirada, iki Müslüman
    devlet arasinda sulh yapilmasi için Emir'in ricasini arzetmisti. Böylece barisa dogru
    bir adim atilmis oldu.


    Nihayet, Cemaziyelahir 896 (Nisan l49l)'de daha önce elçilik
    vazifesi ile Osmanlilara gönderilmis olan Mamay Haseki serbest birakilir. Bundan sonra o,
    Osmanli Devleti'nin murahhaslari ile Kahire'ye döner. Osmanli elçisi Bursa Kadisi Seyh
    Ali Çelebi adinda bir kimse idi. Memlûk Sultani tarafindan huzura kabul edilen elçi,
    Adana ve Tarsus'un Mekke ile Medine evkafina ait yerler olmasindan dolayi, buralarla diger
    kalelerin anahtarlarini Memlûk hükümdarina iadeye memur edilmisti. Memlûk Sultani,
    elçiye büyük ikramlarda bulundu. Daha önce esir edilip hapsolunan Mihalzâde Iskender
    Bey'le diger esirleri serbest birakir. Bu arada Iskender Bey'i sadece serbest birakmakla
    kalmaz, ayni zamanda ona hil'at da giydirir. Sultan, Osmanli elçisine karsilik, Emîr
    Canbulat b. Yasbek'i elçilikle Osmanli padisahina gönderir. Nitekim Istanbul'a gelen
    müstakbel Memlûk Sultani Emîr Canbulat, birçok siyasî tesebbüslerde bulunmus, daha
    sonra, yaninda Seyh Bedreddin b. Cum'a oldugu halde tekrar Istanbul'a gelen Mamay
    el-Haseki, ayni siyaseti devam ettirmistir. Memlûk elçileri, Tunus elçisinin de
    yardimlariyla barisin yapilmasina muvaffak olmuslardi. Buna göre Gülek Hisari sinir
    kabul edilerek Çukurova eskiden oldugu gibi Sam'a ilhak edilmistir.


    Cem'in sebep oldugu siyasî buhran yüzünden müskül durumda
    bulunan Osmanlilar, Halil Bey'in ( öl. l5ll) Ramazanogullari'nin basina geçip,
    Memlûklularin rizasi ile Adana ve Tarsus'a hakim olmalarini kabul ettikleri gibi, anlasma
    geregince adlari geçen sehirlerin Haremeyn evkafi olan vâridatini ( gelirini) da, kendi
    gemileri ile Iskenderiye'ye tasimislardir. Nitekim Âsik Pasazade ile Ibn Kemal'den
    anlasildigina göre meshur Türk denizcisi Kemal Reis, Mekke ve Medine vakif malini l498 (
    903)'de, Iskenderiye'ye gemilerle götürüp, buranin beyine teslim etmistir.


    Anlasma ile iki taraf arasindaki baris iade edilmis ise de bu
    hal, Osmanlilari tatmin etmiyordu. Baris, zaman zaman çikan bazi engeller bertaraf
    edilmek suretiyle l5 sene kadar devam etmistir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:11 pm

    OSMANLI DEVLETI VE ENDÜLÜS MÜSLÜMANLARI

    II. Bâyezid'in hükümdar olarak bulundugu dönemin önemli
    olaylarindan biri de süphesiz ki Islâm cografyasinin en bati ucunda, baska bir ifadeyle
    Endülüs'teki Müslümanlarin basina gelen felaket idi. Bu felaketin baslangici esnasinda
    Osmanli donanmasi, uzak denizlerde savasacak kadar güçlü degildi. Bölgenin Osmanlilara
    olan uzakligi ve o siralarda Cem Sultan'in, Avrupa'da siyasî bir alet olarak kullanilmasi
    bir anlamda Osmanlilarin elini ve kolunu bagliyordu. Bunlardan baska, Akdeniz'in öbür
    ucundaki bu bölgeye ulasmak için, Osmanli donanmasinin gerektiginde yardim alabilecegi
    bir liman veya sehir de mevcud degildi. Bütün bu olumsuz sartlar da nazari dikkate
    alindigi zaman Osmanlilarin bu konuda neden daha faal bir rol oynayamadiklari anlasilir.


    Hicrî 92 (M. 7ll ) tarihinde Kuzey Afrika'yi bastan basa kat
    eden Müslüman mücahidler, Ispanya'ya girdikten sonra orayi terk edinceye kadar Iberik
    yarimadasini medenî eserlerle süslemis, çok sayida kültürel ve sosyal müesseseler
    meydana getirmislerdi.


    Müsümanlar, Ispanya topraklarina ayak basar basmaz, irk, din,
    dil, mezheb ve soy farki gözetmediler. Got, Vandal, Romali, Hiristiyan ve Yahudi demeyip
    herkese Müslümanlar gibi haklar tanidilar. Endülüs ( III. Abdurrahman, II. Hakem gibi)
    büyük hükümdarlar gördü. Parlak devirler yasadi.Orada (Kurtuba Camii gibi)
    âbideler, (Medinetü'z-zehra gibi) saraylar yapildi. Doguda Bagdad, batida Kurtuba,
    dünya yüzünde Islâm medeniyetinin gözler kamastiran merkezleri haline geldi.
    Kurtuba'da kadinlardan alimler, sairler ve muallimler yetisti.


    Yedi asri askin bir süre bütün Ispanya, Portekiz ve hatta
    Güney Fransa'da hükümranligini kabul ettirmis olan Islâm hakimiyeti, bütünüyle yok
    edilmek isteniyordu. Halbuki bu medeniyet, bütün medenî sahalarda Avrupa'nin üstadi,
    hocasi ve mürebbisi olmustu. Bu hâkimiyet öyle bir medeniyet vücuda getirdi ki,
    cihanin en yüksek medenî seviyesine ulasti. Bu medeniyet, Insanligin yüz aklarindan
    olan ilim, fen, edebiyat ve felsefe dahileri yetistirmisti. Medreselerinde okuyan
    Hiristiyan ögrenciler, sonradan Avrupa'da kral ve Papa olmuslardi. Endülüs
    Müslümanlari, Avrupa'daki Hiristiyanlara sadece maddî degil, manevî hasletlerde de
    öncülük yapmislardi. Insanlik, baskalarini da düsünme, müsamaha gibi konulari
    anlayip kavramada onlara hocalik yapmislardi.


    Bilindigi gibi Endülüs (Vandelozya veya Andalousie),
    Ispanya'nin güney eyaletinin adi idi. Müslüman ordulari Iberik yarimadasini
    (günümüzde Ispanya ve Portekiz devetlerinin bulunduklari yarimada) feth etmeye
    basladiklari zaman bu topraklara "Endülüs" adini verdiler.


    Istanbul'un l453 senesinde fethi, diger Islâm ülkelerinde
    oldugu gibi Beni Ahmer Devleti'nde de büyük bir sevinçle karsilanmisti. Zira,
    Istanbul'un fethi, Endülüs'teki bu son Islâm devleti açisindan, Hiristiyan dünyasinin
    tehdidlerine karsi yardim taleb edebilecekleri yeni ve büyük bir Müslüman gücünün
    dogusu anlamina gelmekteydi. Böylece Endülüs Müslümanlari ile Osmanlilar arasinda
    hissî bir alaka tesis edilmis oluyordu. Gerçi l477 senesinde Girnata halkinin,
    Hiristiyanlarin baskilari yüzünden içinde bulunduklari zor sartlardan haberdar etmek ve
    yardim istemek üzere, Fâtih Sultan Mehmed'e bir elçi gönderdikleri belirtilmektedir.
    Bununla beraber, Endülüslülerle Osmanllar arasindaki bilinen bu ilk dogrudan iliski ve
    haberlesme hakkinda daha fazla bir bilgiye sahip degiliz. Iç çekismelerden dolayi
    küçülüp Hiristiyanlara yem olmaktan kurtulamayan Endülüs'ün (Beni Ahmer Devleti),
    son sehri olan Girnata da Kral Ferdinand ile Kraliçe Izabella'nin eline düsmek
    üzereyken Girnata'nin son hükümdari Ebû Abdullah es-Sagir, Afrika hükümdarlarindan
    oldugu gibi Istanbul'dan da yardim ister. Fakat beklenen yardim saglanamaz. Ebû Abdullah
    es-Sagir, 89l ( l486) yilinda Istanbul'a bir elçi göndererek Bâyezid'den yardim
    istiyordu. Elçinin elinde parlak bir de kaside vardi. Ebu'l-Beka Salih b. Serif
    er-Rundî'ye ait olan bu mersiye, Hiristiyanlar tarafindan Endülüs'teki Müslümanlara
    yapilan zulüm ve iskenceyi anlatiyor, onlarin çektikleri izdirabi dile getiriyordu.
    Manzum olarak Türkçe'ye de çevrilen bu mersiyenin bir kismi söyledir:


    Hengam-i tamaminda gelir her seye noksan,

    Ömründeki hosluklara aldanmasin insan,

    Her sey mütehavvil, bu fena sence de meshûd,

    Bir lahza meserret göreni, kahreder ezman

    ......

    Siz, Endülüs'ün halini hiç duymadiniz mi?

    Her kafile etmisken onu âleme destan,

    Acizleri, sizden ne kadar istedi imdad,

    Hep öldü, esir oldu, kimildanmadi insan.

    ......

    Dün, her yere sultan iken onlar, bugün eyvah...

    Küfr ellerinin hükmüne kulluk ile nalân,

    Görseydin eger onlari bikes ve mütehayyir

    Eylerdi sana zilletin envaini ilan

    ......

    Görseydin o aglasmayi onlar satilirken,

    Saskin hale getirirdi seni ahval ile ahzân

    Ya Rabbi! Ayirdilar mâder u tifli (çocuk ile annesini)

    Eylerse teferruk nasil ervah ile ebdân (ruhla bedenin
    ayrilmasi gibi).
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:11 pm

    Yardimin istendigi sirada II. Bâyezid, bir taraftan
    Çukurova'da Memlûklular'la, diger taraftan kendisine karsi taht mücadelesi veren
    kardesi Cem Sultan olayi ile mesgul idi. Nitekim, Endülüs Tarihi adli eserde, bu konuya
    temasla, elçilerin gönderildigine dair eski tarih kitaplarindaki bilginin dogru olmadigi
    anlatilarak söyle denir: Hakan-i müsarunileyh (II. Bâyezid) reis-i mezheb-i ruhanî
    olan Papa'ya iki elçi göndermekle, sayet kral Girnata muhasarasinda israr ve
    Müslümanlari zarara sokarsa, ülkesindeki Hiristiyanlar hakkinda da ayni muamelenin
    yapilacagini bildirerek krala vasiyette bulunmasini istemisti.Cem Sultan meselesi
    gözönüne alindigi zaman bu rivayetin (yani elçi göndermenin ) dogru olmadigi
    anlasilir. Osmanlilar, bu dönemde, Memlûk gailesi ile mesgul olmalarina ragmen, Girnata
    heyetini ümitsiz ve üzüntülü bir sekilde göndermek istemiyorlardi. Bunun için bir
    donanma tertibi ile Akdenize açilmasini saglamis ve Cebel-i Tarik ile Sebte sahillerine
    taarruz etmek suretiyle Hiristiyanlarin, Müslümanlar üzerindeki agirligini hafifletmek
    istemislerdi. Bununla beraber o dönemde Portekiz deniz kuvvetlerinin diger devletlerle
    mukayese edilmeyecek kadar büyük olmasi ve o siralarda Osmanlilarin ne Misir, ne de
    Tunus gibi bir Kuzey Afrika devleti ile anlasmasinin bulunmamasi, donanmanin fazla bir sey
    yapamadan dönmesine sebep olmustur. Böylece bu müracaattan önemli bir sonuç
    alinamadi. Bununla beraber, Girnata'nin müracaatindan bir sene sonra Kemal Reis
    komutasinda, Ispanya sularina bir Türk donanmasi gönderildi. Ispanya kiyilarini vuran
    Kemal Reis, buralardaki bir kisim Müslüman ve Yahudiyi kurtararak Istanbul'a
    getirmisti.Hammer ise, Sultan Bâyezid'in Endülüs Müslümanlari ile ilgili faaliyetleri
    hakkinda su bilgiyi verir:


    "Davud Pasa, Karaman asi asiretlerini itaat altina aldigi
    sirada Sultan II. Bâyezid, Istanbul'da elçileri kabul ediyordu. Bunlar içinde gerek
    itimatnâmesinin sekli, gerek maiyetindeki sahislar bakimindan en çok dikkat çekeni,
    Ispanya'nin son Islâm hükümdarinin elçisi idi. Beni Ahmer'den Girnata hükümdari olan
    bu zat, Aragon ve Kastil Krali Ferdinand tarafindan agir bir baski altinda bulunuyordu.
    Müslüman olmayanlarin istilalari karsisinda "Sultanu'l-Berreyn ve
    Hakanu'l-Bahreyn'den yardim dilemekte idi. Elçinin itimadnâmesi, Elhamra padisahlarinin
    romantik ve sövalye ruhuna uygun yazilmisti. Bu, Müslümanlarin ugradiklari izdirabi
    belirten ve Islâm'in Ispanya'da içinde çirpindigi düsüsü dile getiren ve nihayet 700
    yildir bu kitada hüküm sürdükten sonra yakinda buradan çikarilacaklarini ifade eden
    Arapça bir kaside idi. En etkili ve dokunakli tarzda Islâm milletlerinin ve
    hükümdarlarinin yardim ve merhametlerini diliyordu. Bâyezid, dindar ve ayni zamanda
    sair oldugu için, Ispanya sahillerini tahrib etmek üzere bir donanma göndermekle buna
    cevap vermis oldu. Donanma komutanligini Kemal Reis adi ile Hiristiyan donanmalarina korku
    salan amirale tevdi etti."


    Beni Ahmer Devleti, Osmanlilara bas vurdugu gibi Memlûk
    Devleti'ne de müracaat etmisti. Fakat kuvvetli donanmalarinin bulunmamasi yüzünden
    onlar da yardim edemediler. Bununla beraber Memlûk hükümdari, Endülüs
    Müslümanlarina yapilan mezâlimi önlemek için Papa'yi ve Ferdinand'i tehdid ederek,
    sayet Ispanyollar Girnata Müslümanlarindan el çekmezlerse bütün Filistin
    Hiristiyanlarini Kamame (Kimame) Kilisesi'nde kestirecegini ve Hiristiyanlara Suriye ile
    Kudüs kapilarini kapatacagini söylemek üzere bir heyet göndermisti. Fakat bunun da bir
    tesiri olmadi.


    Bütün bu olaylardan sonra Beni Ahmer Devleti, Ocak l492 (29
    Safer 897)'de 55 maddeden mütesekkil bir muahede ile teslim oldu. Böylece hakimiyetleri
    sona erdi. Akd edilen muahede ve teslim sartlarina göre Müslümanlara hangi sekilde
    olursa olsun kötü muamelede bulunulmayacagi gibi onlarin cemaat haklari da taninacakti.
    Fakat bu ahde ancak üç hafta riayet edildi. Bundan sonra gün geçtikçe dozu artirilmak
    suretiyle orada kalmis olan Müslümanlara yapilmadik eza ve iskence kalmadi. Bu arada
    kurtulmak için oradan çikmak isteyenlere de müsaade edilmiyordu. Çünkü
    Müslümanlar, san'atkâr ve is sahibi idiler. Fen, ilim, san'at ve ziraat erbabinin çogu
    Müslümanlardandi. Bunlarin gitmesi halinde memleket bu islerden mahrum kalacakti.
    Bununla beraber firsat bulanlar kafileler halinde Afrika sahillerine can atiyorlardi.
    Bunlardan bir kismi da korsanlik yapmak suretiyle Ispanyollari tehdid ediyorlardi.


    Öyle anlasiliyor ki Osmanli Devleti, muhtelif sefer ve
    gaileler sebebiyle Endülüs Müslümanlarina istenildigi sekilde yardimda bulunamamisti.
    Ancak XVI. asrin ortalarindan itibaren bu isi Cezayir beylerine birakmisti. Bunun için,
    Kaptan-i Derya ve Cezayir Beylerbeyi olan Kiliç Ali Pasa'ya gönderilen Zilkade 977
    (Nisan - Mayis l570) tarihli bir hükümle Ispanya'daki Müslümanlara yardim etmesi
    emredilmisti. Bunun sonucu olarak birçok Müslüman ve Yahudi Afrika sahillerine
    geçirilmisti. Bunlardan bir kismi da Adana, Uzeyr, Tarsus, Sis ve Trablussam sancaklarina
    yerlestirilmistir. Bu muhacirler, kendilerini toplayip üretici bir hale gelineye kadar
    bes sene müddetle bütün vergi ve resimlerden muaf sayilmislardir.


    Müslümanlarin, Ispanya ve Portekiz'in bulundugu Iber
    yarimadasindaki hâkimiyetleri sekiz asra yakin sürmüstü. Bu hâkimiyet, 2 Ocak l492'de
    Girnata'nin Katolik hükümdarlara teslim olmasi ile son bulmustu. Böylece, tarihin bir
    devresi kapanmis oluyordu. Zira Ispanyollarin Girnata'yi isgalleri ve bu esnada
    isledikleri cinayetler, medeniyet tarihi bakimindan silinmez bir leke olarak kalacaktir.
    Onlar, yaptiklari ile tam bir barbarlik örnegi sergilemislerdir. Kendilerine medeniyet
    ögreten ve bu konuda üstadlari olan Müslümanlarin seviyesine ulasamadiklarini isbat
    etmislerdir. Katolik bir Kardinal'in emriyle Girnata sehrinin büyük meydaninda 500.000
    küsur cild yazma kitap yakilmisti. Müslümanlar, bütün Avrupa kütüphanelerindeki
    kitaplarin yekûnundan fazla olan bu kitaplari, sekiz asirdan beri dünyanin her
    tarafindan toplamislardi. Insanlik âlemi, bu kitaplarin yakilmasindan dogan boslugu,
    bugüne kadar telafi edememistir. En degerli müelliflerin en degerli eserleri, atese
    atilmisti. Bu tarihlerde Avrupa'da l0.000 cild kitabi bir araya getiren hiç bir
    kütüphânenin bulunmadigini belirtmek gerekir.


    Kral Ferdinand ile Kraliçe Izabella'nin, Müslümanlara
    verdikleri sözlerini tutmadiklarini, medeniyet ve kültür ürünü kitaplarin nasil
    yakildigini, Müslümanlarin nasil iskencelere tabi tutuldugunu Hiristiyan bir arastirmaci
    su sözlerle ifade eder:


    " Katolik majesteleri Ferdinand ve Isabella,
    Müslümanlarin tabi tutulduklari teslim sartlarina bagli kalmada basari gösteremediler.
    Kraliçenin özel günah çikarma papazi Kardinal Ximenes de Cisneros'un komutasi altinda
    tertiplenen ve geride kalan Müslümanlarin kiliç ve zor kullanilmak suretiyle irtidad
    (Islâm'dan dönme) ettirilip Hiristiyan dinine sokulmalari maksadina matuf bir askerî
    harekat l499 yilinda baslatildi. Bu kardinalin ilk isi, Islâmî konularda kaleme alinmis
    el yazmasi kitaplari toplatip yaktirmak suretiyle piyasadaki dolasimini durdurmak
    olmustur. Simdi artik Girnata sehri, Arapça yazilmis bu kitaplarin yiginlar halinde
    yakilmasindan olusan "senlik atesleri"ne sahne oluyordu. Engizisyon adi verilen
    iskence ve zulüm hareketleri, müessesevî bir hale getirilmis ve yogun bir biçimde
    devamli isler halde tutuluyordu." Bu yazar, Müslümanlara karsi yapilan iskence ve
    yakilan binlerce cild kitabin maruz kaldigi insanlik disi davranisi ne kadar yumusatmaya
    çalissa da yine de dindaslarinin isledigi bu câniyane hareketten bahs etmeden
    geçemiyor.


    Girnata, Araplarin her türlü dinî hürriyetlerine, can ve
    mallarina dokunulmamak sartiyla teslim olmustu. Fakat Katolikler'e göre " Kâfir
    Müslümanlar"a verilmis sözün hiç bir ehemmiyeti olamazdi. Böylece, Yeniçagin
    esiginde beser tarihinin en büyük yüzkaralarindan biri irtikâb edildi. Insanligin
    müsterek mali olmasi icab eden medeniyetin, o çag için en zarif olan dallarindan biri
    sistematik bir sekilde imhaya baslandi. Hele cihanin en büyük kütüphânesinin
    merasimle yakilmasi, yakin zamanlarda bütün Ispanyollar tarafindan bile lanetlenmis bir
    hadisedir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Salı Eyl. 02, 2008 3:12 pm

    BÂYEZID'IN SON SENELERI

    Gençliginde, eglenceli ve tatli bir hayat sürmüs denebilen
    II. Bâyezid, devletin basina geçtikten sonra tamamen farkli bir hayat sürmeye baslar.
    Saltanatinin sonlarina dogru, kendini tamamen ibâdete veren II. Bâyezid, yasinin
    ilerlemesi üzerine, devlet islerinin büyük bir kismini vezirlerine birakir. Onun
    saltanatinin son senelerinde önemli bazi hâdiseler meydana gelmisti. Bunlardan biri
    hemen hemen bütün bir Osmanli ülkesini ilgilendirecek olan ve "Küçük
    Kiyamet" denilen büyük depremdi. Ikincisi de sehzâdeler arasindaki rekabet ve
    tahti ele geçirmek için birbirlerine karsi giristikleri çekisme idi.



    KÜÇÜK KIYAMET

    Hicrî 9l5 senesinin Rebiülahir ayinin 25. Sali gecesi (l4
    Agustos l509) Memaliki - Rûm denilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve havalisinde baslayip
    45 gün siddetle devam eden depremde halk, iki ay kadar disarda çadir ve örtüler
    altinda kalip hayatini devam ettirmek zorunda kalmisti. Bu deprem, ayni siddette Istanbul
    ve Edirne'de de oldu. Gerçekten, l4 Eylül l509'da Istanbul, Osmanli tarihinin kayd
    ettigi en siddetli ve hizli depremine maruz kalmisti. Küçük kiyamet denilen bu depremde
    Istanbul'da yüz dokuz cami ve mescid ile bin yetmis ev harab olmustu. Halktan da bes bin
    kadar insan ölmüstü. Istanbul'un, Egrikapi'dan Yedikule'ye kadar olan üç kat suru
    yikildigi gibi, Yedikule'den de baslayip deniz kenarindaki Ishak Pasa Semti kapisina kadar
    harab oldu. Bunlardan baska Fâtih Camii'nin kubbesi ve direklerinin baslari çatladigi
    gibi imâret, hastahane ve Sahn Medreseleri'nden bazilari ile diger medrselerden bir
    kisminin kubbeleri yikildi. Fâtih civarindaki Karaman Mahallesi, bastan basa harab oldu.
    Sultan Bâyezid Camii'nin kubbesi dagildi. Hadim Ali Pasa Camii'nin (Divanyolundaki Atik
    Ali Pasa Camii) kubbesi düstügü gibi Atmeydani'ndaki sütunlardan alti tanesi devrildi.
    Yeni Saray (Topkapi Sarayi )'in deniz tarafi yer yer harab oldu. Bu büyük depremde
    binlerce insan yikintilar altinda gömülü kalmisti. Sadece Vezir Mustafa Pasa'nin
    konaginda atlari ile birlikte üçyüz süvari hayatlarini kayb etmisti. Köpürmüs ve
    azgin bir hal almis olan deniz dalgalari, Istanbul ve Galata surlarini asarak sokaklarda
    tufan meydana getiriyordu. Bu arada eski su bentleri de yikilmisti. Sultan II. Bâyezid,
    sarayinin duvarlarina güvenemediginden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadir
    kurdurarak orada on gün kadar ikamet eder.


    Kirkbes gün kadar araliklarla devam eden bu deprem, Istanbul,
    Rumeli ve Anadolu eyaletlerinin sâkinlerini sürekli bir heyecan içinde yasatti. Çorum
    halkinin üçte ikisi, sehirlerindeki toprak kaymalari yüzünden yarilip açilan
    topraklar içinde yok oldular. Yine bu esnada Gelibolu istihkâmlari da yikildi. Sultan
    II. Bâyezid'in dogdugu sehir olan Dimetoka bir toprak yigini halini almisti.


    Sultan Bâyezid, bu deprem (zelzele) münasebetiyle devletin
    ikinci payitahti olan Edirne'ye gittiyse de ayni sene Receb ayinin dokuzunda, yani
    Istanbul zelzelesinden l5 gün sonra Istanbul'dakinin benzeri olan ve ayni siddette bir
    deprem meydana geldi. Mimar Hayreddin, onbes gün içinde Pâdisah için Edirne'de ahsab
    bir ev yapti. Pâdisah, bu ahsab evde ikamete basladi. Ayni sene Saban'in üçünde
    Edirne'de yine benzer siddette bir deprem daha oldu. Tunca Nehri tasarak ve yatagini da
    asarak depremin yikintilarini kapladi. Üç gün geçit vermeyen Tunca'nin tasmasiyla da
    bir çok insan öldü.


    Rivayete göre Sultan Bâyezid, bu siddetteki bir depremi,
    vezir ve komutanlarinin halka yaptigi zulmun bir sonucu olduguna inanarak onlari:
    "Zulüm ve fesadiniz cevr ve bid'atiniz elinden, mazlumlarin ahlarinin atesi,
    Allah'in gazabina sebep olmustur. Bu, sizin zulmünüzün semeresidir ki, iste ortaya
    çikti." diyerek ilgilileri azarlamis ve bundan sonraki hareketlerinde dikkatli
    olmalarini, halka zulüm etmemelerini, haksizlik yapmamalarini söylemistir. Bundan sonra
    Istanbul'un tamiri için neler yapilmasi gerektigi hususunda ilgililerle istisarede
    bulunur. Istisare sonunda Istanbul'da yikilan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek
    için yirmi evden bir kisi ve ev basina yirmi ikiser (yirmi beser oldugu görüsü de
    bulunmaktadir) akça takdiriyle "Cerahor", yani ücretli amele tedarik edildi.
    Bu sekilde Anadolu'dan 37 bin, Rumeli'den de 29 bin cerahor çikarilip üç bin kadar
    mimar ve marangoz getirildi. Bunlardan baska "Yaya"lardan sekiz bin,
    "Müsellem"lerden de üç bin kisi kireç yakmakla görevlendirildi. Böylece
    devlet ve millete ait olan yerlerin insaati, 9l5 senesinin l8 Zilhiccesi'nde ( 29 Mart
    l5l0) baslamis ve altmis bes günde sona ermisti. Bu insaat ve tamiratta, Istanbul
    surlarindan baska Galata'daki mahzenler, Galata kulesi, Kiz kulesi, Rumeli ve Anadolu
    hisarlari fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de
    vardi. Sutan II. Bâyezid'in bu çabalari üzerine Istanbul kisa bir sürede adeta yeniden
    insa edilmis oldu. Bu insaat, bütünüyle Mimar Hayreddin'in nezâreti altinda
    yapilmisti. Insaatin tamamlanmasindan sonra hükümdarin emri üzerine üç gün ve gece,
    fakirlere yemek dagitildi.
    avatar
    TimuRLenG
    Yeni Üye
    Yeni Üye

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 403
    Yaş : 23
    Nerden : ßileyim¿
    İş/Hobiler : Rock & MetaL
    Lakap : TimuRLenG
    Ruh Halim :
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 150
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından TimuRLenG Bir Çarş. Eyl. 03, 2008 7:34 pm

    Guzel paylasim tşk.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından coll Bir Çarş. Eyl. 03, 2008 8:30 pm

    rica ederim np

    Sponsored content

    Geri: Sultan II. Bâyezıd

    Mesaj tarafından Sponsored content


      Forum Saati Cuma Kas. 24, 2017 2:01 pm