hayalperestim

En son konular

» Duvar Süsleme
Çarş. Ağus. 25, 2010 10:42 am tarafından againnn

» S.a miLLet.
Salı Kas. 03, 2009 7:27 pm tarafından Ŧøŋđ

» Hangi Müzik Türünü Dinliyorsunuz?
Ptsi Kas. 02, 2009 9:37 pm tarafından beyazmelek

» Merhaba...
Salı Ekim 27, 2009 10:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» bir kız
Paz Ekim 25, 2009 2:33 pm tarafından Ŧøŋđ

» Sizce bu sezon en iyi transferi hangi takim yapti?
Paz Ekim 25, 2009 2:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» Böyle Site Url'si Olur Mu? :D
Paz Ekim 25, 2009 2:31 pm tarafından Ŧøŋđ

En iyi yollayıcılar

coll (1432)
 
PaTRoN (501)
 
TimuRLenG (403)
 
ratKo_pşaşe (327)
 
DarKinq (219)
 
Enjekte (76)
 
De'quell (55)
 
q1sKo (26)
 
D_R_A_G_O_N (14)
 
Yasak (10)
 

    I. Murad Dönemi

    Paylaş
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:24 am




    I. MURAD (DÖNEMI)

    Osmanli Devleti'nin üç büyük kurucusundan
    biri olan I. Murad, kanun ve nizamlara saygili, teskilatçi ve komutanlik özelliklerini
    tasiyan bir hükümdardi. Az ve öz konusan padisahin, iyiliksever ve merhametli bir
    kisiligi oldugu için kendisine "Hüdâvendigâr" lakabi verilmisti.


    Osmanli tarihinde Murad Hüdâvendigâr ve
    Gâzi Hünkâr adlari ile anilip söhret kazanan bu hükümdar, Orhan Gazi'nin 6 oglundan
    yas itibari ile dördüncüsüdür. Latin kaynaklarinda Amurad adi ile anilir.


    Annesi, Yarhisar tekfurunun kizi Nilüfer
    Hatun'dur. Daha önce de belirtildigine göre dogumu 1326 senesidir. Ana bir kardesi olan
    Süleyman Pasa'nin ölümü üzerine o tarihlerde 36 veya 37 yaslarinda bulunan Murad,
    ahiler ve komutanlarin karari ile Bursa'ya davet edilerek hükümdar ilan edilmistir. Bazi
    kitâbe ve eserlerde "Meliku'l-Âdil el-Gâzi es-Sultan Giyasu'd-Dünya ve'd-Din
    Ebu'l-Feth, Sihabu'd-Din" gibi ünvanlari tasidigi da görülmektedir.


    Ordu ile milletin göz bebegi durumunda
    bulunan ve çok sevilen Sehzade Süleyman'in ölümü üzerine, veliahd olup babasinin
    tahtina geçen Murad, veliahd olarak yetistirilmemis olmasina ragmen hükümdarlik
    sorumluluklarini devr alirken tereddüt ve saskinliga düsmeden yerine siki basip
    oturmustu. Çünkü o, babasinin vefatindan önce Rumeli'de esas kuvvetlerinin basinda
    bulunuyordu. Trakya'da gerçeklestirdigi fetihlerle ün kazandigi gibi idare ve yönetim
    isinde de pismisti. O, Bizans'a karsi yapilan fütuhat ve kazanilan zaferlerin temsilcisi
    durumunda idi. Bu sebeple de devlet islerinde büyük bir nüfuza sahip olan ahi ve
    gazilerin destegini alarak tahta geçti. Tahta geçince, babasinin Trakya'da izlemekte
    oldugu fetih siyasetini devam ettirmek istiyordu. onun, Rumeli'deki harp sahasindan
    ayrilip Bursa'ya gelmesi üzerine Bizans kuvvetleri taarruza geçerek Türklerin elinde
    bulunan Burgaz, Çorlu ve Malkara'yi geri alip, Türk kuvvetlerini sahile dogru çekilmeye
    mecbur ettiler. Bunun üzerine Sultan Murad, Rumeli'ye dönmek isterken Asya'da meydana
    gelen olaylar yüzünden Avrupa'daki tasavvurlarini geciktirmek zorunda kaldi.



    ANKARA'NIN YENIDEN
    ZAPTI


    Anadolu Selçuklu Devleti'nin ortadan
    kalkmasindan sonra bu devletin mirasçilari durumunda bulunan on bey arasinda kendisini en
    kuvvetli hisseden Karaman Beyi olmustu. Bu bey, Osmanlilarin her an artmakta olan
    güçlerinin kendisi için tehlike meydana getirdigini sezip Osmanlilarin son
    tesebbüslerinden de endiselenince onlara karsi ahiler ile Eretna Beyi'ni kiskirtmaya
    basladi.


    Ankara, daha önce Sivas ve Kayseri
    bölgesinin hükümdari olan Alaeddin Eretna'ya ait iken, onun ölümünden sonra 1354
    yilinda Orhan Gazi'nin oglu Süleyman Pasa tarafindan zapt edilerek Osmanli topraklarina
    katilmisti. Orhan Gazi'nin vefati üzerine Karamanoglu ile Sivas hükümdari Giyaseddin
    Mehmed'in tesvikleri ile Ankara ahileri, sehirdeki Osmanli muhafizlarini kovarak daha
    önceki beylerinin idare ve yönetimine döndüler. Devamli olarak Ankara'yi kendi
    beyliginin hakimiyeti altinda kabul eden Eretna Beyi, Karamanogullarinin tesvikiyle tekrar
    Ankara'ya hakim duruma gelmisti.


    Sultan Murad, hem Rumeli hem de Anadolu'da
    meydana gelen bu tehlikeli durumda ne yapilmasi gerektigi hususunda ulema ve devlet
    erkâni ile istisarede bulundu. Tehlikeli bir durum arzeden kardesler ve Ankara
    probleminin çözümü için karar ve fetva aldi. Bunun üzerine Sultan I. Murad Lala
    Sahin Pasa'yi Rumeli'de kaymakam birakip 25 bin askerle Ankara üzerine yürüdü. Bu
    esnada Eretna Beyligi'nin idaresinden memnun olmayan sehir halki ve ahiler, mukavemet
    etmeden sultani törenle karsilayarak ona hediyeler takdim ettiler. Böylece sehir yeniden
    Osmanli hakimiyetine geçmis oldu.


    Hoca Saadeddin Efendi, Ankara'nin yeniden
    zaptini anlatirken enteresan bazi noktalara da temas eder. Karamanlilarin ortaligi
    karistirmak için Ermenilerle de is birligi yaptigini ve Müslüman halka zulmetmek üzere
    anlastiklarini anlatarak söyle der:


    "Sultan Murad, Allah'in yardim ve keremi
    eseri olarak sahlik tahtina oturunca ilk isi halkin ve askerlerin ihtiyaçlarini görmek
    ve Hz. Peygamber'in seriatini yerine getirmek olmustur. Böylece halkin dileklerini yoluna
    koyduktan sonra Rumeli yakasinda olan askerlerin, baslarinda bir komutan ve serdarin
    bulunmamasi yüzünden sikinti içinde olduklarini ve keremli padisahlarinin yolunu
    gözlediklerini bildiginden, cihad niyetiyle ülkeler feth etmek üzere o tarafa
    yönelmisti. Anadolu'da ise "bazi hukkam ve mulûk, sikak ve nifak üzre ittifak
    meslegine sülûk edüp hususa valiyan-i Karaman ve Ermeniye-i sugra (Karaman idarecileri
    ve Küçük Ermenistan) ve civarlarinda olan bazi kötü niyetli beylerin baslica emelleri
    Osmanli topragini yagmalamak oldugundan hünkârin Gelibolu'ya yöneldigini ögrenince bir
    araya gelip bazi kararlar ve gizli tedbirler almakta kusur etmemislerdi. Sonu ayrilik ve
    fesad olacak bu düsünce ile and içip el baglamislar. Ayrica çevredeki kâfir
    hükümdarlara da kararlarini duyurmuslardi. Böylece Islâm ülkelerini yagmalamak,
    Müslümanlara zarar ve ziyanda bulunmak için, Seytan'in bu takimi ile gönül ve dil
    birligi etmislerdi. Böylece Islâm'in geregini bir kenara birakip müsrik ve kin ehli ile
    is birligi edip bütün Osmanli ülkesini çarpip yakmak konusunda anlasmislardi. Bunun
    için de bazi bölgelere (hudud boylari) saldirarak Bursa ve Iznik üzerine yürümeye
    kalkismislardi. Durum, melekler ordusunun sahi olan sultanin esigine iletilince din
    bilginlerini ve isleri yöneten fukahayi toplamis, onlara amacimiz ve emelimiz dinimize
    destek olmak "kâfirler ve münafiklarla cihad et" (Kur'an, et-Tevbe 73) emrine
    uymaktir. Bu emirdeki siraya uyarak önce kâfirlerin fitnesini def etmek, yaramazlarin
    zararina son vermek için bu diyara gelmistik. Fakat simdi kulagimiza Karaman beylerinin
    çevrelerindeki azgin topluluklarla birlikte Islâm ülkelerini yagmalamak konusunda is
    birligi ettikleri, bazi bölgeleri yakip yiktiktan sonra Iznik ve Bursa üstüne
    düstükleri haberi geldi. Bu nifak takiminin büyük ülkeme yaklasmis olduklari su
    sirada zararlarini ortadan kaldirmaya, saçtiklari fitne atesini söndürmeye
    çalismazsak, Islâm ülkeleri harap, halk ve köylüler de berbat olurlar. Hal böyle
    olunca ulemanin fetvasi ve akil sahibi kisilerin görüsleri nedir diye sormustu.
    Faziletli kisiler topluca, tehlikenin def edilmesi isinin öne alinmasindan yana görüs
    bildirdiler. Münafiklarin ortaya çikardiklari karisikligin aradan giderilmesinin
    önemini belirttiler. Bunun üzerine Gâzi Hüdâvendigâr da ulemanin fetvasini bayrak ve
    rehber edinerek Anadolu yakasina geçti. Zaferleri tasiyan askerleri ile Karaman beylerini
    ülkesinden çikarip sinir boyunu tutmak için Ankara kalesini kusatti. Bu arada ol nifak
    ehli ile is birligi eden bazi yaramazlari ve kötü yolun yolcularini yakalayip, bunlara
    katilanlar veya onlardan umut bekleyenler kirilip dökülünceye kadar kovaladi. Ankara'ya
    sahib olan istiklâl davasina düserek bu kaleyi ve çevresini ele geçiren Ahi adini
    tasiyan cemaat, adalet issi Sultan Murad Han Gazi'nin yüce kuvvetini ve erisilmez
    gücünü görünce direnmeye imkân olmadigini anlamislar, hediye ve armaganlar derleyip
    padisahlara has peskeslerle sultanin otagina gelmisler, boyun egdiklerini bildirip kalenin
    anahtarlarini teslim etmislerdi. Onlarin bu tutumu padisahlik merhametine, sahlik
    yüceligine uygun düstügünden tamami devlet hizmetine alindilar. Kale ile hisarin
    korunmasi için asker ve dizdar birakildiktan sonra yakin çevrede bulunan bazi kaleler de
    yöneticilerinin elinden alinarak Osmanli ülkesine katildi. Bu güzel sehir, yani Ankara
    pek çok geliri olan bir beldedir. Tarim ürünleri yaninda zirh yapimiyla da taninmistir.
    Ayrica yün, moher ve daha baska nefis kumaslar burada dokunurdu. Bunlar, Iran, Arabistan,
    Bizans ve Prenk diyarina yollanirdi.


    O dönemlerin, büyük ölçüde tarim ve
    hayvanciliga dayali gelismis ekonomisi ile temayüz eden Ankara, birçok devlet ve
    beyligin dikkatlerini üzerinde topluyordu. Bunun içindir ki Ankara'dan bahsederken
    Hammer de söyle söyleyecektir:


    "Iskender'in, Küçük Asya'daki
    fetihlerinin kuzey noktasi olan bu sehir, Hilafetin ve Bizans Imparatorlugu'nun yükselis
    çaglarinda Amuryum (Anamur) gibi, Kostantiniyye (Istanbul) ve Islâm hükümdarlari
    arasinda sürekli bir çekisme konusu idi. Harun Resid ile Me'mun Ankara'yi feth ettiler.


    Harun Resid, Dogu Roma Imparatorlugu arazisi
    üzerindeki zaferinin hatirasini ebedilestirmek için Ankara'nin muhtesem iki kapi
    kanadini Bagdad'a nakl ettirdi. Ankara'nin elde bulunmasi, Murad için önemli idi. Zira
    Orta Asya ticaretinin merkezi, Suriye ve Ermenistan'dan Türkiye ve Kilikya sahillerine
    giden yollarin merkez noktasi idi. Küçük Asya'nin en zengin vilayetlerinden biri olan
    Ankara, eski çaglarda yagli kuyruklu koyun sürüleri, uzun ve yumusak tüylü keçileri
    ile meshur oldugu gibi zamanimizda dahi örtüleri, yünleri, bina harçlarinin
    saglamligi, otuz alti çesidi sayilan armutlarinin lezzeti, elmalari, üzümleri gibi
    meyveleri de az söhretli degildir. Ayas sulari da kaplica olmak ve içilmek için en
    sifali sulardir. Keza Ankara, pehlivan yetistirmek ve ibadethaneleri ile de söhret
    kazanmistir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:25 am

    ANKARA'NIN YENIDEN
    ZAPTI


    Anadolu Selçuklu Devleti'nin ortadan
    kalkmasindan sonra bu devletin mirasçilari durumunda bulunan on bey arasinda kendisini en
    kuvvetli hisseden Karaman Beyi olmustu. Bu bey, Osmanlilarin her an artmakta olan
    güçlerinin kendisi için tehlike meydana getirdigini sezip Osmanlilarin son
    tesebbüslerinden de endiselenince onlara karsi ahiler ile Eretna Beyi'ni kiskirtmaya
    basladi.


    Ankara, daha önce Sivas ve Kayseri
    bölgesinin hükümdari olan Alaeddin Eretna'ya ait iken, onun ölümünden sonra 1354
    yilinda Orhan Gazi'nin oglu Süleyman Pasa tarafindan zapt edilerek Osmanli topraklarina
    katilmisti. Orhan Gazi'nin vefati üzerine Karamanoglu ile Sivas hükümdari Giyaseddin
    Mehmed'in tesvikleri ile Ankara ahileri, sehirdeki Osmanli muhafizlarini kovarak daha
    önceki beylerinin idare ve yönetimine döndüler. Devamli olarak Ankara'yi kendi
    beyliginin hakimiyeti altinda kabul eden Eretna Beyi, Karamanogullarinin tesvikiyle tekrar
    Ankara'ya hakim duruma gelmisti.


    Sultan Murad, hem Rumeli hem de Anadolu'da
    meydana gelen bu tehlikeli durumda ne yapilmasi gerektigi hususunda ulema ve devlet
    erkâni ile istisarede bulundu. Tehlikeli bir durum arzeden kardesler ve Ankara
    probleminin çözümü için karar ve fetva aldi. Bunun üzerine Sultan I. Murad Lala
    Sahin Pasa'yi Rumeli'de kaymakam birakip 25 bin askerle Ankara üzerine yürüdü. Bu
    esnada Eretna Beyligi'nin idaresinden memnun olmayan sehir halki ve ahiler, mukavemet
    etmeden sultani törenle karsilayarak ona hediyeler takdim ettiler. Böylece sehir yeniden
    Osmanli hakimiyetine geçmis oldu.


    Hoca Saadeddin Efendi, Ankara'nin yeniden
    zaptini anlatirken enteresan bazi noktalara da temas eder. Karamanlilarin ortaligi
    karistirmak için Ermenilerle de is birligi yaptigini ve Müslüman halka zulmetmek üzere
    anlastiklarini anlatarak söyle der:


    "Sultan Murad, Allah'in yardim ve keremi
    eseri olarak sahlik tahtina oturunca ilk isi halkin ve askerlerin ihtiyaçlarini görmek
    ve Hz. Peygamber'in seriatini yerine getirmek olmustur. Böylece halkin dileklerini yoluna
    koyduktan sonra Rumeli yakasinda olan askerlerin, baslarinda bir komutan ve serdarin
    bulunmamasi yüzünden sikinti içinde olduklarini ve keremli padisahlarinin yolunu
    gözlediklerini bildiginden, cihad niyetiyle ülkeler feth etmek üzere o tarafa
    yönelmisti. Anadolu'da ise "bazi hukkam ve mulûk, sikak ve nifak üzre ittifak
    meslegine sülûk edüp hususa valiyan-i Karaman ve Ermeniye-i sugra (Karaman idarecileri
    ve Küçük Ermenistan) ve civarlarinda olan bazi kötü niyetli beylerin baslica emelleri
    Osmanli topragini yagmalamak oldugundan hünkârin Gelibolu'ya yöneldigini ögrenince bir
    araya gelip bazi kararlar ve gizli tedbirler almakta kusur etmemislerdi. Sonu ayrilik ve
    fesad olacak bu düsünce ile and içip el baglamislar. Ayrica çevredeki kâfir
    hükümdarlara da kararlarini duyurmuslardi. Böylece Islâm ülkelerini yagmalamak,
    Müslümanlara zarar ve ziyanda bulunmak için, Seytan'in bu takimi ile gönül ve dil
    birligi etmislerdi. Böylece Islâm'in geregini bir kenara birakip müsrik ve kin ehli ile
    is birligi edip bütün Osmanli ülkesini çarpip yakmak konusunda anlasmislardi. Bunun
    için de bazi bölgelere (hudud boylari) saldirarak Bursa ve Iznik üzerine yürümeye
    kalkismislardi. Durum, melekler ordusunun sahi olan sultanin esigine iletilince din
    bilginlerini ve isleri yöneten fukahayi toplamis, onlara amacimiz ve emelimiz dinimize
    destek olmak "kâfirler ve münafiklarla cihad et" (Kur'an, et-Tevbe 73) emrine
    uymaktir. Bu emirdeki siraya uyarak önce kâfirlerin fitnesini def etmek, yaramazlarin
    zararina son vermek için bu diyara gelmistik. Fakat simdi kulagimiza Karaman beylerinin
    çevrelerindeki azgin topluluklarla birlikte Islâm ülkelerini yagmalamak konusunda is
    birligi ettikleri, bazi bölgeleri yakip yiktiktan sonra Iznik ve Bursa üstüne
    düstükleri haberi geldi. Bu nifak takiminin büyük ülkeme yaklasmis olduklari su
    sirada zararlarini ortadan kaldirmaya, saçtiklari fitne atesini söndürmeye
    çalismazsak, Islâm ülkeleri harap, halk ve köylüler de berbat olurlar. Hal böyle
    olunca ulemanin fetvasi ve akil sahibi kisilerin görüsleri nedir diye sormustu.
    Faziletli kisiler topluca, tehlikenin def edilmesi isinin öne alinmasindan yana görüs
    bildirdiler. Münafiklarin ortaya çikardiklari karisikligin aradan giderilmesinin
    önemini belirttiler. Bunun üzerine Gâzi Hüdâvendigâr da ulemanin fetvasini bayrak ve
    rehber edinerek Anadolu yakasina geçti. Zaferleri tasiyan askerleri ile Karaman beylerini
    ülkesinden çikarip sinir boyunu tutmak için Ankara kalesini kusatti. Bu arada ol nifak
    ehli ile is birligi eden bazi yaramazlari ve kötü yolun yolcularini yakalayip, bunlara
    katilanlar veya onlardan umut bekleyenler kirilip dökülünceye kadar kovaladi. Ankara'ya
    sahib olan istiklâl davasina düserek bu kaleyi ve çevresini ele geçiren Ahi adini
    tasiyan cemaat, adalet issi Sultan Murad Han Gazi'nin yüce kuvvetini ve erisilmez
    gücünü görünce direnmeye imkân olmadigini anlamislar, hediye ve armaganlar derleyip
    padisahlara has peskeslerle sultanin otagina gelmisler, boyun egdiklerini bildirip kalenin
    anahtarlarini teslim etmislerdi. Onlarin bu tutumu padisahlik merhametine, sahlik
    yüceligine uygun düstügünden tamami devlet hizmetine alindilar. Kale ile hisarin
    korunmasi için asker ve dizdar birakildiktan sonra yakin çevrede bulunan bazi kaleler de
    yöneticilerinin elinden alinarak Osmanli ülkesine katildi. Bu güzel sehir, yani Ankara
    pek çok geliri olan bir beldedir. Tarim ürünleri yaninda zirh yapimiyla da taninmistir.
    Ayrica yün, moher ve daha baska nefis kumaslar burada dokunurdu. Bunlar, Iran, Arabistan,
    Bizans ve Prenk diyarina yollanirdi.


    O dönemlerin, büyük ölçüde tarim ve
    hayvanciliga dayali gelismis ekonomisi ile temayüz eden Ankara, birçok devlet ve
    beyligin dikkatlerini üzerinde topluyordu. Bunun içindir ki Ankara'dan bahsederken
    Hammer de söyle söyleyecektir:


    "Iskender'in, Küçük Asya'daki
    fetihlerinin kuzey noktasi olan bu sehir, Hilafetin ve Bizans Imparatorlugu'nun yükselis
    çaglarinda Amuryum (Anamur) gibi, Kostantiniyye (Istanbul) ve Islâm hükümdarlari
    arasinda sürekli bir çekisme konusu idi. Harun Resid ile Me'mun Ankara'yi feth ettiler.


    Harun Resid, Dogu Roma Imparatorlugu arazisi
    üzerindeki zaferinin hatirasini ebedilestirmek için Ankara'nin muhtesem iki kapi
    kanadini Bagdad'a nakl ettirdi. Ankara'nin elde bulunmasi, Murad için önemli idi. Zira
    Orta Asya ticaretinin merkezi, Suriye ve Ermenistan'dan Türkiye ve Kilikya sahillerine
    giden yollarin merkez noktasi idi. Küçük Asya'nin en zengin vilayetlerinden biri olan
    Ankara, eski çaglarda yagli kuyruklu koyun sürüleri, uzun ve yumusak tüylü keçileri
    ile meshur oldugu gibi zamanimizda dahi örtüleri, yünleri, bina harçlarinin
    saglamligi, otuz alti çesidi sayilan armutlarinin lezzeti, elmalari, üzümleri gibi
    meyveleri de az söhretli degildir. Ayas sulari da kaplica olmak ve içilmek için en
    sifali sulardir. Keza Ankara, pehlivan yetistirmek ve ibadethaneleri ile de söhret
    kazanmistir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:25 am

    SULTAN MURAD'IN
    TESKILATÇILIGI


    Murad Hüdavendigâr, Ankara'yi alip Karaman
    beyi tarafindan yapilan kiskirtmalarin sebep oldugu karisikliklari da bastirdiktan sonra
    gözlerini Avrupa'ya çevirdi. Bu arada Sultan Murad, zamanin gerektirdigi bazi yeni kanun
    ve tesislere de bas vurmaktan geri kalmiyordu. Nitekim kendisinden önce bir sefere
    baslamadan evvel o çagda en büyük ve mertebe bakimindan en yüksek sayilan taht merkezi
    olan Bursa kadiliginin, ordu kadiligi ile birlestirilmesini emr eder. Böylece ilk defa
    "kadiaskerlik müessesesi" dogmus oldu. Böyle bir müessesenin teskiline de
    ihtiyaç vardi. Çünkü daha önce her sefere çikista rütbesi en yüksek olan taht
    kenti kadisi, seferlerde anlasmazliklari çözer, askerlerin törelere göre nizam içinde
    hareket etmelerine bakardi. Murad zamaninda asker sayisinda meydana gelen büyük artis,
    böyle bir makamin ihdasina ihtiyaç gösterdi. Savasta ve barista islerin yürütülmesi,
    anlasmazliklarin giderilmesi, her türlü özel durumlarin incelenmesi ve terekenin
    hesaplanmasi görevlerinin kadiaskerlere birakilmasi uygun görüldü. Böylece bu göreve
    getirilen kimse, asker olan ve olmayan idareciler üzerinde üstün bir kontrol hakkina
    sahip bulunacaktir. O siralarda Bursa Kadisi olan Çandarli (Cendereli) Kara Halil
    Hayreddin Pasa en selahiyetli kisilerden ve kadilarin en ulularindan oldugu için bu
    göreve getirilmis oldu.


    Sultan Murad, zaman ve sartlarin gerektirdigi
    yenilikleri yapma ve tedbirlere bas vurmaktan çekinmiyordu. Gerçekten, atalari en
    büyük çocuklarini ordulara komutan tayin ederek onlari beylerbeyi sifati ile ülkeler
    zapt etmeye gönderiyorlardi. Sultan Murad'in, delikanlilik çagina gelmis oglunun
    bulunmamasindan dolayi en kidemli beylerden ve saltanatin temel direklerinden olan Lala
    Sahin Bey'in, asker ve ordunun tertibi, savas araçlarinin saglanmasi için
    "beylerbeyilik" görevi ile basa geçirilmesi uygun görülmüstü. Bundan sonra
    o, deniz kenarinda, sayisiz askerin karsi tarafa geçisini saglayacak gemiler yaptirmakla
    da görevlendirildi.


    Hammer, Beylerbeyligin, hanedanin disindan
    birine verilmesini daha degisik bir açidan degerlendirerek söyle der:


    "Lala Sahin, beylerbeyi ünvaniyla
    Osmanli ordularina bas komutan oldu. Beylerbeyi me'muriyeti Ayni zamanda vezirlik
    görevini de içine almaktadir önceki padisahlar zamaninda onlarin en yakin akrabasina
    veya büyük ogullarina verilirdi. Nasil ki Orhan'in biraderi Alaeddin ve ondan sonra oglu
    Süleyman'in bu iki hizmeti idare ettiklerini görmüstük. Murad, bu sistemde bir
    karisiklik ve saltanat için bir tehlike sezerek bundan sonra ogullarini müsavere
    meclisine kabul etmemek ve asker bas komutanligini yabancilara tevdi' etmek suretiyle eski
    usûlü bozdu. Hükümete yeni bir güven veren bu sistem, Birinci Murad'dan sonra
    gelenler tarafindan da degistirilmemis ve ona uyulmustur.



    SULTAN MURAD'IN
    RUMELI SIYASETI


    Lala Sahin Pasa'nin orduyu toplamasi ve
    askerî hazirliklarin yapilmasindan sonra Rummeli yakasina geçildi. Padisah ilk önce
    kardesi Süleyman Pasa'nin mezarini ziyaret edip onun adina ve sevabi ona ait olmak üzere
    sadaka dagitmisti. Sultan Murad bununla da yetinmeyerek onun adina vakiflar tesis etmisti.
    Bundan sonra hükümdar cihad için yoluna devam etmisti. Ilk önce Gelibolu'dan fazla
    uzakta bulunmayan ve Elespon üzerinde kurulmus olan Bontos kalesi kusatildi. Kale tekfuru
    böyle sayisiz ve heybetli bir ordunun karsisinda tutunamayacagini anlayip kaleyi teslim
    eyledi. Bundan sonra da Çorlu üzerine yürüyen Sultan Murad, orayi da fethederek
    yeniden ele geçirdi. Daha önce belirtildigi gibi Edirne'ye varip orayi da fetheden Murad
    Hüdavendigâr, artik Balkanlar'da yerlesmek, mekan tutmak ve orayi yurt edinmek üzere
    buraya yerlesir.


    Bilindigi gibi Edirne, Meriç, Tunca ve Arda
    nehirlerinin kavsak noktasinda bulunmaktadir. Bu bakimdan buranin gülsuyu ve gülyagi
    Misir ve Iran'dakilerle boy ölçüsecek bir durumdaydi. Sabunu, Suriye sabunlarini,
    sekerlemeleri Konya'ninkileri aratmazdi. Yerinin ve halkinin güzelligi dillere destandi.
    Osmanlilar, burayi Cenab-i Hak tarafindan özellikle korunan ve medeniyetçe pek ileri bir
    sehir saymislardir. Burasi sehri süsleyen yapilar, saraylar, çarsilar, camiler, okullar
    ve köprüler bakimindan pek çok seyyahin dikkatini çekmekteydi.


    Gerçekten de Edirne, askerlik, siyaset ve
    ticaret münasebetleri bakimindan sahip oldugu stratejik mevkii dolayisiyla Osmanli
    padisahlarinin taht merkezi olmaya degerdi. Bununla beraber Sultan Murad, ikametgah olarak
    Dimetoka'yi seçmis ve orada bir saray yaptirmisti. Sultan Murad'in, Edirne yerine
    Dimetoka'yi seçmesinin sebebi, o dönemde Dimetoka'nin daha bayindir ve mamur olmasi ile
    sarayinin Edirne'dekine göre daha iyi olmasi olarak gösterilmektedir. Padisah,
    Beylerbeyi Lala Sahin Pasa'nin Edirne'de oturmasini ve Kuzey Trakya'da fetihlere devam
    etmesini istemisti. Bu arada Evrenos da bu bölgenin güneyinde Gümülcine ve Vardar gibi
    yerleri aldi. Bu iki sehirde Evrenos'un hatirasi, sadece bunlari feth etmis oldugu için
    degil, fakat birçok cami ile kervansaray yaptirdigi ve onlar için yeteri kadar tahsisat
    bagladigi için de sakli kalmistir. Lala Sahin'e gelince o, zafer sancaklarini Balkan
    eteklerine kadar ulastirmis ve en önemli yerlerden olup Belgrad'a kadar bütün memlekete
    pirinç vermekte olan iki Zagra (Eski ve Yeni) ile Filibe'yi almistir. Lala Sahin de
    Evrenos gibi Osmanli ülkesine kattigi sehirlere ziynet veren ihtisamli yapilarla adini
    yasatmistir. Bunlar arasinda Filibe'de iki ok atimi uzunlugunda ve iki arabanin yanyana
    geçebilecegi bir tas köprü anilabilir.


    Lala Sahin Pasa'nin, Zagra'yi feth etmesinden
    sonra Osmanlilarin eline pek çok esir düsmüstü. Esir sayisi o kadar artmisti ki, bir
    adamin degeri yüz yirmi bes akça gibi çok az sayilabilecek bir meblaga düsürmüstü.
    Hoca Saadeddin Efendi, gerek bu dönem ve gerekse önceki dönemde ortaya çikan
    "Pencik vergisi” hakkinda bilgiler verir. Buna göre Karaman'da dogan fakih Kara
    Rüstem, Karaman'dan Sultan Birinci Murad'in yanina gelir. Elde edilen diger ganimetlerin
    taksiminde olan uygulamanin esirler konusunda uygulanmadigini ve seriatin emr ettigi beste
    bir vergi ödemenin yapilmadigini görür. Bunun üzerine hemen devrin kadiaskeri olan
    Çandarli Kara Halil'in huzuruna çikip diger ganimetlerden alindigi gibi esirlerden de
    beste bir hissenin devlet için alinmasi gerektigini söyler. Çandarli Halil'in, durumu
    Sultan'a arz etmesi üzerine o da Kur'an ve Sünnetin gereginin yerine getirilmesini
    ister. Durumun takdiri için toplanan bir hey'et, her esir için 125 akça fiyat takdir
    eder. Bu fiyatin beste biri olan 25 akçanin pencik (humus) vergisi olarak devlet adina
    alinmasina, bu isin tedviri için de Kara Rüstem'in memur edilmesine karar verir.


    Sultan Murad, Edirne'den Bursa'ya dönünce
    komsu hükümdarlara Edirne'nin feth edildigine dair fetihnameler gönderdi. Bunlardan
    birinin örnegi Feridun Bey Münseati (I, 93)'te verilmektedir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:25 am

    BALKANLAR'DA
    OSMANLILAR'A KARSI KURULAN ILK ITTIFAK VE SIRP SINDIGI SAVASI


    Osmanlilar, ele geçirdikleri yerlerde
    teskilât kurup arazi islerini tanzim etmeye çalisirlarken, Sirp ve Bulgarlar da Edirne
    ile Filibe'nin geri alinmasi için faaliyetlerde bulunup papa vasitasiyle Avrupa'yi
    harekete geçirmek istiyorlardi. 1364 yilinda Filibe'yi Osmanlilara teslim ederek ailesi
    ile birlikte Sirbistan'a gitmis olan Rum kale komutani, Sirbistan krali besinci Uros'a bas
    vurarak Türk kuvvetlerinin azligindan bahis ile onu Osmanlilar aleyhine kiskirtir. Sayet
    simdi bu isin üzerine ciddiyetle varilmaz ve göz yumulacak olursa vaziyetin ileride çok
    daha vahim olacagini bildirir. Bundan baska Papa V. Urban'in tesviki ile Macar Krali Layos
    basta olmak üzere Bulgar, Sirp, Eflak ve Bizanslilar arasinda bir ittifak saglanir.
    Balkanlar üzerinde bir nüfuz kurmak isteyen Macar Krali, bu ittifak neticesinde
    Osmanlilara karsi yapilan sefere bizzat istirak eder. Müttefik kuvvetlerin, Türkleri
    Balkanlardan atmak için Meriç vadisi boyunca Edirne'ye dogru yürümesi üzerine
    Edirne'de bulunan Lala Sahin Pasa, bu tehlikeli durum karsisinda derhal Bursa'da bulunan
    Sultan I. Murad'a haber göndererek yardim ister. O, bununla da kalmayarak, maiyyetindeki
    komutanlardan Haci Ilbeyi'ni de 10.000 kisilik bir kuvvetle ileri gönderir. Haci Ilbeyi,
    müttefikler Meriç nehrini geçtikten sonra onlara yetisebilmisti.


    Haci Ilbeyi, Meriç nehrini geçen ve
    kendilerine mukabele edilmedigi için pervasizca hareket eden düsmanin gaflet ve
    sarhoslugundan istifade edip cesurane bir karar verir. Haci Ilbeyi 10.000 kisilik akinci
    kûvveti ile gece yarisi düsman ordugâhina üç koldan baskin yapar. Asil büyük Türk
    ordusunun kendilerini bastigini zanneden Haçlilar, büyük bir bozguna ugradilar. Bir
    kismi kirildi, bir kismi da Meriç'te boguldu. Gün dogarken kalabalik düsman ordusunun
    imha edilmeyen döküntüleri kendilerini Meriç nehrine zor attilar. Bunlardan büyük
    bir kismi da nehirde boguldu. Macar krali Layos ise canini zor kurtardi. Rivayete göre bu
    kurtulusunu devamli olarak boynuna asili vaziyette üzerinde tasidigi Meryem'in tasvirine
    haml ettigi için memleketine döndügünde bir sükrane isareti olarak onun adina bir
    kilise yaptirmisti.


    Osmanli tarihlerinde Sirp Sindigi, yabanci
    tarihlerinde ise Meriç veya Çirmen muharebesi diye bildirilen bu zafer ile Edirne ve
    Bati Trakya daha da emniyet altina alindi. Meriç nehri ise tamamen Osmanli kontrolüne
    girdi. Bu savasla Avrupa'da Osmanlilara karsi yapilan müsterek bir mukavemete büyük bir
    darbe indirildi. Sirp Sindigi savasi ile Türklerin Rumelide sür'atle ilerlemeleri
    saglandi. Bu sayede, Bosna'da oldugu gibi Balkan devletleri üzerinde de hakimiyet tesis
    etmek isteyen Macarlarin nüfuzu kirilmis oldu.


    Macarlarla Türkleri ilk defa karsi karsiya
    getiren bu savas, düsmanda öyle bir korku izi birakmistir ki, Hammer'in ifadesiyle bu
    korkuyu ancak Hunyad (Kazikli Voyvoda) gibi birisi onu izale edebilmistir.


    Osmanlilarin, Balkanlardaki basarisi, Papa'yi
    yeni bir ittifak kurulmasi arayis ve tesebbüsüne sevk etti. Bizans Imparatoru, Macar
    Krali ve Italya'daki prenslerle is birligi yapmaya çalisan Papa, Türklere karsi Haçli
    seferi açildigini bildiren bir bildiri yayinladi. Ancak buna tek ciddi cevap, Savoy
    Dükü U. Amadeo'dan geldi. Amadeo'ya bagli bir filo, 1366 yilinda


    Gelibolu'yu ele geçirip tekrar Bizanslilara
    verdi. Fakat bu sirada Türkler, Trakya bölgesine, durumun kendilerini pek etkilemeyecegi
    kadar yerlesmislerdi. Zaten kisa bir süre sonra Gelibolu tekrar alinacakti.


    Sultan Murad, müttefik düsman kuvvetlerinin
    Edirne üzerine geldikleri haberini alinca derhal kuvvetlerini toplayip yola koyuldu.
    Fakat daha önce yol üzerinde bulunan ve icabinda Rumeli'den dönerken korsan gemileri
    ile kendilerini tehdid edecek olan ve Katalan'larin elinde bulunan Biga'yi bizzat kendisi
    karadan, Edincik ve Gelibolu'dan getirttigi donanma da denizden muhasara etmisti. Böylece
    hem denizden hem de karadan kusatma altina alinan Biga zapt edilmisti. Biga'nin fethi
    esnasinda Sirp Sindigi zaferinin haberi gelmisti. Sultan buna çok sevinmis ve Allah'a
    hamd etmisti. Sultan Murad, Biga'daki evlerin gazilere taksim edilmesi ve kiliselerin cami
    haline getirilmesini de emr etmisti. Biga'nin fethinden sonra Bursa'ya dönen Sultan
    Murad, Sirp Sindigi muzafferiyetinin sükranesi olarak Bilecik'te bir cami. Yenisehir'de
    bir imâret ve Gazi Erenlerden Postin pus Baba'ya bir tekke; Bursa hisarinda bir cami ile
    Çekirge'de bir imâret, medrese, kaplica ve han yaptirmisti. Sultan Murad'in yaptirdigi
    bu hayir isleri ile ilgili olarak vakfiyesinden ögrendigimize göre o, bütün bunlari
    ahiret azigi olarak insa ettirmis ve bunlara vakiflar tahsis etmistir.


    Anlasildigi kadari ile Osmanlilar, Trakya'da
    kazandiklari bu Sirp Sindigi zaferi ile gururlanip gevsemediler. Gerçek gayeleri,
    Balkanlar'da yerlesip yurt tutmak oldugundan bu Haçli seferi kendilerini ikaz ettigi
    için arkadan gelecek olan tehlikelere karsi daha çok hazirlikli bulunmayi gerektiren
    tedbirleri almaktan geri kalmadilar. Muharebe ve dönemin siyasî olaylari icabi 1365
    yilinda devlet merkezini Bursa'dan Edirne'ye nakl ettiren Sultan Murad, kilicini yeniden
    kinindan çikarmak lazim geldigini anlamisti. Zira barut kokusunu yakindan almaya baslayan
    Hiristiyanlik âlemi, artik kendileri için ortaya çikan bu tehlikenin farkina varmis
    bulunuyordu. Bu sebeple Haçli seferlerini bir daha denemek isteyeceklerdi. Merkezin,
    Edirne'ye nakl edilmesinden sonra bu yeni taht sehri, saray, cami, medrese, imâret gibi
    hayir eserleri ile dolduruldu.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:25 am

    SÜNNET DÜGÜNÜ ve
    BURSA'DAKI HAYIR ESERLERI


    Sultan Murad, Avrupa'da fetihlere devam etmek
    üzere Bursa'dan hareket etmeden önce üç sehzadesi Bâyezid, Yakub ve Savci'nin sünnet
    dügünlerini yapti. Gerek bu dügün gerekse Bursa'da yapilan eserler hakkinda Hoca
    Saadeddin, su bilgileri vermektedir:


    "îhsan ve lütfu bol olan padisah,
    sapiklik yapilarini tek tek yikarak ülkeler feth ederken bütün puthaneleri viran
    eylemisti. Ama bundan sonra hayir yapilarini onarmak ve faydali binalari arttirmak
    gayesiyle bütün gayretlerini sarf etmisti. Iyilik yapmak, adaletle hüküm sürmek,
    halki koruyacak tedbirleri almaya devam etmek ve Hz. Peygamberin sünnetini yüceltmek
    için elinden geleni yapiyordu.


    Tahtkent Bursa'da nüfus o kadar çogalmisti
    ki, cami ve mescidleri artirmak, imâret ve ibadethaneleri yeniden ele almak gerekiyordu.
    Çevre ülkelerde, güzel yaradilisli padisahin adaleti, ihsani ve basarili olanlari
    yükselttigi duyulmus oldugundan faziletli insanlar padisahin, otagini ziyarete
    heveslenmislerdi. Taninmis bilginlerin artisi ve kerem sahibi kisilerin çogalmasi her
    gün biraz daha kendini hissettirdiginden, gelip gidenleri agirlamak bu makamin sahibine
    aid olmakla ve geçmis hükümdarlarin tutumlari da dikkate alinarak âlimler ve fazilet
    sahibi kimseler için konaklayacaklari binalari yaptirmak da ona düsmüstü. Ilmin
    yayilmasi yolunda medrese ve egitim müesseseleri insa ettirilmesini öngördükleri
    kadar, temiz inançlari ve saf duygulan ile her zaman âbid, zâhid ve sâlih kisilerden,
    mesayih ve irsad sahiplerinden (mürsid) dilekleri oldugundan bu gibilere, yurtlarindan
    ayri düsenlere (garib), fakir ve zavallilara oturacaklari yerlerin yapilmasini da
    buyurmustu.


    Anlatildigina göre bu mutlu günlerde
    Istanbul tekfuru, Yalova sahillerini yagmalamak ve Islâm topraklarina zarar vermek için
    bir kaç gemi ile asker göndermeye cesaret etmisti. Ama Allah'in yardimi, Islâm
    askerlerine siper olmus, böylece bu saskin gürûh (kalabalik) çevrilip yok edilmisti.
    Bu savasta ele geçirilenler arasinda bazi sanatkârlar da bulunuyordu. Öbür
    ganimetlerle birlikte bunlar da baglanarak padisahin otagina gönderilmislerdi. Bunlar
    içinde bir de becerikli ve hüner sahibi bir mimarin bulundugu anlasilinca hükümdar onu
    azad ederek yaptirilan hayir binalarina mimar ve usta basi tayin etmisti. Hükümdar,
    sarayin karsisina derhal bir cami yapilmasini emr etti. 767 (M. 1365) yilinda bu hayirli
    ise baslandi. Sehrin arka yakasinda hâlâ Kaplica adi ile bilinen temizlik ve güzelligi
    ile övülen bir hamam yaptirdi. Bunun yani basinda da bir imâret ve misafirhane ile
    mescid, mescidin üst katinda medrese ve ögrenci hücreleri insa ettirdi. Gerçekte bu
    iki cami de deger ve yapi bakimindan yerlerini bulmuslardir. Sofa ve eyvanlarinin
    genisligi, sütun ve kemerlerinin yapisi, iman ve inanan açik belgeleri olarak
    gözükür. Tamamlandiklari günden zamanimiza kadar sabahin ilk isiklarinin dogusundan
    uykuya çekilen ana kadar genis alanlarinda farz ve nafile namazlar eda olunur. Zikir ve
    tesbihler edilir. Yine Bursa'da, Gökdere'nin su taksim yerinde bulunan mescid de bu Gazi
    Hünkâr'in hayir eseridir. Ayrica Bilecik'te bir mescid, Yeni sehirde ise Postin pus
    demekle söhret bulmus olan dervis için de bir hankah yaptirmistir. Bunlara benzer daha
    nice yapilari vardir.


    Padisahlik burcunun yildizlan, devlet
    gögünün pariltilari olan sehzadeleri ki her biri birer çinar gibiydiler. Yani bunlarin
    Bayezid Han, Yakub çelebi ve Savci Bey'in Hz. Peygamber'in sünneti geregince sünnet
    edilmeleri, ülkeler sahibi sultanin arzusu olmakla saltanat otaginda el baglamis kisiler,
    dügün hazirliklarini yapmak ve gereken tertibati almakla görevlendirildi.


    Sözü edilen yilin ilk baharinda,
    çiçeklerin açtigi demde sevinç ve nes'e içinde öyle güzel dügün ve dernek edildi
    ki, bu gök kubbe, altin bir sahan gibi parlayan günes ve gümüs tabagi andiran ay'la
    donatildigindan beri, mislini görmemis. Isabetli tedbirler alan kisiler de benzerine
    rastlamamisti. Dernek kurulup davet edilenler yerlerini alinca sehzadelerin sünnet
    edilmeleri buyrulmustu. Ondan sonra seyhlere, bilginlere kiymetli hil'atler ve hediyeler
    verildi. Fakir ve fukara da kurulan sofralarda doyuruldu. En sonunda davetliler, kiymetli
    armaganlarini, sayisiz hediyelerini kerem sahibi sahin otagina sundular."
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:26 am

    BALKANLAR'DA YENI
    FETIHLER


    Sultan Murad, Bursa'dan Rumeli'ye geçip
    Bolonya zaferini kazandiktan sonra Edirne'ye dönmüs ve kisi orada geçirmisti. Bu esnada
    Vezir-i azam Çandarli Hayreddin Pasa'yi, Rumeli'nin bati yakasinda bulunan Borlu, Iskete
    (Iskeçe) ve Marolya kalelerini almak üzere buralara göndermisti. Evrenos Bey de
    Çandarli'nin idaresine verilmisti. Çünkü Evrenos Bey bu bölgeyi iyi taniyan bir kimse
    idi. Gümülcine'ye geldikleri zaman Hayreddin Pasa'nin bu sehirde kalmasi uygun
    görülerek Evrenos Bey, öbür beylerle birlikte Borlu ve Iskeçe üzerine yürüdü.
    Aldigi güzel tedbirlerle bu ülkeyi ele geçirip, halkini da yurtlarinda birakti.
    Kalelere de isi bilen ve durumu kavrayacak olan erleri yerlestirdikten sonra Marolya
    kalesine geldi. Marolya aslinda bir kadin olup adi geçen kalenin sahibi idi. Bu kadin,
    Serez hakiminin de akrabasi idi. Marolya, Serez'den yardim taleb etti. Oradan gelecek
    yardima güvendigi için baslangiçta direndi. Yigitçe savasti. Bu yüzden savas uzadi.
    Sonra Serez'den yardim gelmeyecegini anlayinca baris istemek zorunda kalip, kaleyi teslim
    etti. Sahibinin bir kadin olmasindan dolayi, daha sonra buraya "Avrathisari"
    dendi.


    Marolya kusatmasi devam ederken Sultan Murad,
    Serez üzerine de Deli Balaban adinda gözü pek bir yigidi göndermisti. Deli Balaban,
    Serez'i kusatma altina aldigi için Marolya'ya yardim gelmemisti. Sultan Murad, Balaban'a
    yardim etmek üzere Lala Sahin komutasinda kalabalik bir birlik gönderdi. Lala Sahin
    önce Kavala kalesine yüklenmis burayi bir hamlede zapt ederek gümüs madenlerini ele
    geçirmisti. Oradan da Drama kalesine yönelmis ve kaleyi kisa bir zaman içinde feth
    etmisti. Oradan da Zihne'yi ele geçirmisti. Halka karsi yumusak davranmis, herkesi kendi
    topraginda birakarak onlarin, sultanin adaletinden hosnud olmalarini saglamaya
    çalismisti. Bu sekildeki tutum ve davranisin bir sonucu olarak Serez kalesine de baris
    yolu ile girilmisti. Ondan sonra da Karaferye kalesinin halkini zimmîlik hukukuna tabi
    kilacagina inandirip söz verdikten sonra almisti. Feth edilen kalelerin bakim, onarim ve
    korunmasi islerini tamamladiktan sonra 776 (1374/1375) tarihinde toplanan ganimetlerle
    birlikte Sultan Murad'in yanina döndü. Sultan, bu kadar ganimeti ve ülkeleri kendisine
    baris eden Allah'a hamd ettikten sonra Bursa'ya dogru harekete geçmek istiyordu. Tam bu
    sirada Sirplarin kendi topraklarina hücum etmek gayesiyle büyük bir ordu ile harekete
    geçmek üzere olduklari haberini aldi. Bunun üzerine Sultan Murad, kalabalik bir ordu
    hazirlayarak büyük oglu Yildirim Bayezid'i otaginda birakarak Gelibolu'ya gitti. Oradan
    da hiç vakit kayb etmeden Sirp diyarina yöneldi. Sirbistan hükümdari, Islâm askerinin
    kalabalik oldugunu görünce, dizginlerini kaçis yönüne çevirerek hazine ve kiymetli
    esyalarini kalelere koyup, ekili araziyi yaktirip zahireyi yok ettikten sonra kaçip
    gitmisti. Ülkenin halki da daglara çekilerek memleketi hos birakmisti. Ülkenin bos ve
    ekinlerin yakilmis olmasindan dolayi askerler bir kitlikla karsi karsiya kaldilar. Dört
    ay kadar süren bu hareketin sonunda Semendire yakininda bulunan Nis kalesinin feth
    edilmesine karar verilir. Bizans'in en müstahkem dört mevkiinden biri ve Trakya, Sirp ve
    Panuni arasindaki ulasim noktalarinin merkezi olan Nis üzerine yürüyen Sultan Murad,
    zorlu ve kanli bir mücadele ile burayi ancak 25 gün sonra feth edebildi. Hoca
    Saadeddin'in ifadesine göre "kalenin saglamligina güvenen kâfir, O yörenin
    bütün malini bu kalede saklamisti." Buradan bir çok mal ve esir ganimet olarak
    alindi. Böylece ordudaki kitlik da giderilmis oldu. Büyük Konstantin'in dogum yeri olan
    Nis'in Osmanlilarin eline geçtiginin duyulmasi üzerine Lazar baris istemek zorunda
    kaldi. Hammer'in ifadesine göre her sene Padisaha bin libre gümüs göndermek istegi
    yerine getirildi. Hoca Saadeddin ise bu konuda söyle der: "Padisah'a layik hediyeler
    ve armaganlarla elçi gönderip, kulluklarini bildirip kapiya kabul edilmelerini diledi.
    Üç yillik harac çikartip cihan hakiminin otagina sundu. Ayrica her yil elli okka
    gümüs göndermeyi de kabul etti." Bundan sonra Nis kalesi ile çevresinin korunmasi
    için tedbirler alindi. Bu arada harp ve sefer yorgunlugundan gücünü yitirmis olan
    gazilere yurtlarina dönme izni verildi.


    Sultan Murad, ayni yil Sisman ile de baris
    yapti. Çünkü Sisman, Sultan Murad'a birçok hediye takdim etmis, bunun karsiliginda da
    sultan onu diger hükümdarlardan daha üstün tutmus, onu tekrar ülkesinin hakimi olarak
    yerinde birakmisti. Sadece her seferde padisahtan gelecek emre göre hazir olmasi
    gerektigi yolunda kendisine bir ferman verilmisti. Hammer, Sisman (Sosmanos)'in, vergi
    vermekten kurtulmak için kizini Sultan Murad'a verdigini belirtir.


    Sonunda Avrupa'da baris kurulmustu. Orhan'in
    oglu (Sultan Murad), bütün yorgunluklarini bir kenara atip artik dinlenebilirdi. Kisi,
    yeni devlet merkezi olan Edirne'de geçirdi. Murad, üzüntüsüz, kedersiz ve savassiz
    alti yil içinde devletin iç isleri ile ugrasti. Ordu teskilâti düzeltildi. Sipahilerin
    timar usûlü ve bir nevi ulastirma askeri olan "Voynuk"larin kurulusu,
    mükemmel ve olgun duruma getirildi. Askerî malikâneler (yurtluk)in timar ve zeâmete
    bölünmesi, bazi kurallara baglandi. Islâm'in diger sancaklarindan ayird edilmek üzere
    sipahi sancaklari için kirmizi renk seçildi. Hz. Peygamber, alemi (sancak) için günes
    rengini (sanyi) begenmisti. Fâtimîler zemin (yesil), Emevîler gündüz (beyaz),
    Abbasîler gece (siyah) renkleri almislardi. Osmanlilar da kan rengini kabul ettiler,
    Iran'da sofiler tarafindan o kadar saygi görmüs olan gök mavisi, birçok asirdan beri
    Bizans sarayinin ve devletin seçkin memurlarinin begendikleri renkti. Osmanlilar
    zamaninda bu renge hiç ragbet gösterilmedigi gibi mavi, Mûsevîlerin pabuç ve
    serpuslarina tahsis edilmistir. Voynuk teskilati, padisahin tebeasindan olan
    hiristiyanlardan meydana gelmis bir asker grubu idi ki, seferlerde bayagi hizmetlerde
    kullaniliyorlardi. Ahirlari temizlemek, atlarin bakimi ve arabalari sürmek bunlarin isi
    idi. Bu hizmetlerinden dolayi bunlar her türlü vergiden muaf idiler. Osmanli
    sancaklarinin renginin tanzimi, askerî malikânelerin islahi, voynuklarin tesisi gibi
    önemli kuruluslar, savasin sonuna dogru vefat eden Lala Sahin'in ölümü üzerine
    beylerbeyi seçilen Timurtas'in himmeti ile olmustu.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:26 am

    ÇIRMEN ZAFERI

    Osmanlilarin Balkanlardaki fetihleri, kisa
    bir zaman diliminde gerçeklesmisti. Bir bakima 10 yil içinde Gelibolu'dan Sirbisbtan'a
    kadar gelinmis, Adriyatik Denizi'ne kadar nüfuz ve tesir sahasi kurulmustu. Avrupa,
    Osmanlilara karsi U. Haçli seferini tertipleyerek Sirp Sindigindan 7 yil sonra tekrar
    talihini denemek istedi. Bununla beraber bu defa ki kuvvetlerinin eskiye göre biraz daha
    az oldugu, esas ve temel kuvvetlerin Sirplar tarafindan teskil edildigi anlasilmaktadir.
    Tarihte Ikinci Meriç veya Çirmen savasi diye anilan bu muharebede Sirp Krali Vukasin ile
    kardesi veliahd prens Uglesa maktul düsmüslerdi. Eflak (Romanya) prensi ise kaçmisti.
    Savasin bu sekilde sonuçlanmasi üzerine Sirbistan'da hanedan ve iktidar degismisti. 26
    Eylül 1371'de kazanilan bu zaferle, Osmanlilar için Makedonya'nin kapilari açilmisti.
    Eski idarecilerinin tahakkümünden bikan halk, buralarda yeni bir sistem ve adalet
    anlayisi getiren Osmanlilari bekliyordu. Zira Sirp ve Bulgarlarin idaresi Bizans'inkinden
    de kötü idi.


    Bu muharebe neticesinde Gazi Evrenos
    kuvvetleri tarafindan ikinci defa elde edilen Gümülcine'den baska Borla, Iskeçe ve
    Marolye; Kadiaskerlikten vezirlige yükseltilmis bulunan Kara Halil Hayreddin Pasa
    tarafindan da Kavala, Drama, Zihne ile Makedonya, Sirp kralliginin mühim sehirlerinden
    olan Serez ve daha sonra Karaferye zapt edildi.


    Sultan I. Murad, Serez ve havalisine
    Anadolu'dan asiretleri getirip yerlestirmisti. Osmanli Devleti'nin bu iskân politikasi,
    kurulustan itibaren devam etmekteydi. "Osmanli Devleti, kurulus devrinde
    konar-göçer Türk asiretlerini yeni alinan bölgelerin Türlestirilmesinde kullandigi
    gibi, yerlesik ahaliye nazaran savasçi vasiflari, bir disiplin ve teskilât içinde
    olmalari sebebiyle de anlari fethedilen bu bölgelere nakl etmistir. Nitekim Rumeli fatihi
    Süleyman Pasa zamaninda asiretlerin Rumeli'ye geçirilip iskân edilmelerinde, feth
    edilen topraklardan kaçan halkin yerini doldurmak gayesi de kismen rol oynamistir. Bu
    kabil iskan hareketleri, kurulus devrinde devletin sik sik müracaat ettigi sürgün
    usulü ile yapilmakta idi. Bunlarin yanisira sonradan Rumeli'den de Anadolu'ya insan
    topluluklari nakledilmistir. Osmanlilar'in daha Rumeli'ye geçtikleri andan itibaren Türk
    topluluklarinin buraya nakledildikleri bilinmektedir. Türk topluluklarinin Rumeli'ye
    nakledilmeleri sirasinda, devlet tarafindan kendilerine zengin topraklar vermek, bütün
    akrabalari ile geçecek olanlara ise yurtluk, toprak ve timar gibi imtiyazlar tanimak
    suretiyle mühaceret tesvik edilmistir. Bu durum, fütuhati tesvik amaci tasidigi kadar,
    memleketin senlendirilmesi ve iskani gayesini de tasimaktaydi."


    Çirmen zaferinden faydalanan Türk
    akincilari, bir taraftan Adriyatik sahillerini, diger taraftan Yunanistan'a inerek Attika
    yarimadasini taradilar. Bu sekilde Osmanli Devleti'nin tesir sahasi, hemen hemen bütün
    Balkanlari içine alan bir genislige ulasti.


    Çirmen zaferinin meyveleri derhal toplanmaya
    baslandi. Bunun için


    Sultan Murad, Rumeli fütûhati plânini
    emin, metin ve seri adimlarla gerçeklestirmeye çalisiyordu. Bu plânin iyi bir sekilde
    uygulanabilmesi için de gerekli tesebbüslerde bulunuluyordu. Nitekim bu maksatla Evrenos
    Bey, uc olarak kabul edilen Serez'i kendisine merkez yapti. Fakat daha sonra Bizans
    Imparâtorunun oglu olan Selanik valisi Manuel, Serez'i ele geçirmek için bir ayaklanma
    tertipledi ise de bu ayaklanma vezir Halil Hayreddin Pasa tarafindan bastirilmisti.


    Bütün bu muvaffakiyetlerden sonra Osmanli
    kuvvetleri, Vardar nehri vadilerine girerken karsilarinda durabilecek bir kuvvet
    kalmamisti. Böylece bir buçuk veya iki sene gibi, harp ve devletler tarihi için çok az
    denebilecek bir sürede Vardar'in dogusundaki yerler Osmanli hakimiyeti altina girmisti.
    Bu esnada akinci kuvvetleri de Balkan yarimadasinin batisina dogru akinlarina
    baslamislardi.


    Bulgar Krali Sisman ile Makedonya Sirp
    Krali'nin Samakov'da birlikte maglup olduktan sonra Köstendil'in elden çikmasi beklenen
    bir hadise idi. Hammer'in ifadesine göre, birçok kaplicasi, hasmetli kubbelerle
    örtülü on iki kükürtlü suyu, sehrin her tarafina içilecek su dagitan kanallari ve
    dagdan inen irmaklarla sulanan bahçeleri ile taninan Köstendil, ayni zamanda
    yakinlarinda altin ve gümüsten para basilan bir yer olmasi bakimindan da dikkat
    çekerdi. 1372 yilinda Köstendil ile çevresi feth edilerek burada bulunan Bulgar Prensi
    Çariçe Evdokia'nin oglu Kostantin, her türlü vergiden muaf olma karsiliginda sehrin
    (Köstendil) anahtarini Sultan Murad'a teslim etti. Böylece Kostantin, Osmanli
    hakimiyetini kabul ile vergi ve gerektiginde asker vermeyi taahhud etti. Hoca Saadeddin,
    Köstendil'in fethi ile ilgili olarak sunlari söyler:


    "Adaleti ile ülkeleri tutan padisah,
    Allah'in verdigi destek ile açilan bahtini degerlendirerek cihad töresini sürdürmek ve
    yeni ülkeler zapt eylemek için bütün tedbirlerini almis bulunuyordu. Devletin
    gelismesi ile kendi öz benliginde yeni fetihlerin ve özlenen basarilarin belirmis
    olmasi, onu cihad sancaklarini açma yolunda bütün gayret ve himmetiyle çalismaya
    yöneltmisti. Rumeli uclarinda cihad yolunda ugrasan iyi niyetli beylerin, ülkeler feth
    eden padisahi çagirmalari üzerine 773 (M. 1372) yilinin baharinda büyük bir ordu ile
    tekrar Rumeli yakasina geçti. Ilk is olarak Lala Sahin'in Köstendil bölgesinde almis
    oldugu yerleri korumak ve geride kalan topraklar üzerinde kendi bayraklarini açmak için
    bu bölgeye hareket etti.


    Köstendil tekfuru olan Konstantin,
    ülkesinin genisligi ve ordusunun kalabalikligi ile çevrede taninmis, Bulgar diyarinin
    hükümdari, altin ve gümüs madenlerinin bulundugu bölgelerin de hâkimi olmakla
    söhret yapmisti. Gücünün üstünlügüne gururlanarak çevresindeki "mulûke
    itaat etmez" bagimsizlik arzusu kara kafasindan çikmazdi. Ama ülkeler açan
    padisahin heybeti yüregine tesir etmekle onun üstün gücü ve kudreti ile kendi
    ülkesine dogru gelisi, devlet ve ikbal ile üzerine yürüyüse geçtigi haberi kulagina
    ulasinca, yenilecegini anlamis ye boyun egme yolunu tutmasi gerektigini kavramisti. Bunun
    için Kostantin, padisahi kendisine layik hediyeler ve degerli armaganlarla karsiladi.
    Sahip oldugu kalelerin anahtarlarini teslim ederek kulluk yolunda gerekenleri yerine
    getirdi. Böylece padisahin iltifatini kazanmakla sevindi. Ödeyecegi cizye ve harac ta
    tesbit edildikten sonra memleketini yönetme görevinin kendisine verildigini bildiren
    fermani aldi. Zamanin hükümdari da bu basaridan sonra tekrar Bursa'ya döndü."


    Osmanlilarin, Makedonya'yi feth ederek
    Köstendil'e gelmeleri Yukari Sirbistan despotu Lazar Grebliyanoviç'i, Sultan Murad'la
    anlasmaya zorladi. Lazar, Osmanlilara vergi ile birlikte asker vermeyi de kabul ediyordu.
    Bu sekilde kral, prens ve despotlarin hakimiyetini taniyarak vergi ve gerektigi zaman
    muharebelerde yardimci kuvvet vermeleri genis ölçüde fetihlerde bulunan Türk devleti
    için büyük faydalar ve basarilar temin etti.

    Sponsored content

    Geri: I. Murad Dönemi

    Mesaj tarafından Sponsored content


      Forum Saati Ptsi Eyl. 25, 2017 1:55 am