hayalperestim

En son konular

» Duvar Süsleme
Çarş. Ağus. 25, 2010 10:42 am tarafından againnn

» S.a miLLet.
Salı Kas. 03, 2009 7:27 pm tarafından Ŧøŋđ

» Hangi Müzik Türünü Dinliyorsunuz?
Ptsi Kas. 02, 2009 9:37 pm tarafından beyazmelek

» Merhaba...
Salı Ekim 27, 2009 10:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» bir kız
Paz Ekim 25, 2009 2:33 pm tarafından Ŧøŋđ

» Sizce bu sezon en iyi transferi hangi takim yapti?
Paz Ekim 25, 2009 2:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» Böyle Site Url'si Olur Mu? :D
Paz Ekim 25, 2009 2:31 pm tarafından Ŧøŋđ

En iyi yollayıcılar

coll (1432)
 
PaTRoN (501)
 
TimuRLenG (403)
 
ratKo_pşaşe (327)
 
DarKinq (219)
 
Enjekte (76)
 
De'quell (55)
 
q1sKo (26)
 
D_R_A_G_O_N (14)
 
Yasak (10)
 

    Hac

    Paylaş
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Hac

    Mesaj tarafından coll Bir Çarş. Kas. 05, 2008 7:59 pm


    HAC
    Hac,
    sözlükte saygıdeğer makamlara
    isteyerek ziyarette bulunmak demektir.


    Dindeki anlamı
    ise ihrama girerek
    belli günde Arafatta bulunmak ve Kâbe'yi usûlüne uygun olarak
    ziyaret
    etmektir.


    Zamanında ve usûlüne
    uygun olarak
    Kâbe'yi ziyaret eden kimseye 'Hacı' denir. Çoğulu Hüccac'tır.


    Hac yapmak, namaz kılmak
    ve oruç
    tutmak gibi farzdır, yani Allah'ın emridir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle
    buyurulmuştur:




    "Yoluna güç
    yetirenlerin o evi (Kâbe'yi)
    ziyaret etmeleri Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar
    ederse
    bilmelidir ki Allah bütün insanlardan müstağnidir." (1)


    Peygamberimiz şöyle
    buyurmuştur:


    "İslâm
    beş
    temel üzerine kurulmuştur:
    Allah'tan başka tanrı olmadığına, Muhammed (s.a.s.)'in Allah'ın
    Peygamberi
    olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, haccetmek
    ve Ramazan orucunu tutmaktır."(2)

    Hac, Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye
    hicret etmesinden 9 yıl sonra farz kılınmıştır. Bu yıl Peygamberimiz
    Hz.
    Ebu Bekir'i 'Hac Emiri' tayin etmiş, kendileri de bir yıl sonra
    yani
    hicretin onuncu yılı da haccetmişlerdir. Bu, Peygamberimizin ilk
    haccı olduğu gibi buna "Veda Haccı" denir. Çünkü Peygamberimiz bundan
    sonra
    -vefat ettikleri için- haccetmemiştir.

    Haccın diğer ibadetlerden
    farklı yönleri vardır. Haccın dışındaki ibadetler, namaz ve oruç gibi
    ya
    yalnız bedenî yahut zekât gibi yalnız malîdir. Hac ise hem malî ve hem
    de bedenî bir ibadettir.

    Diğer ibadetler her yerde yapılabilirken
    hac, ancak belli yerde Mekke-i Mükerreme'de yapılabilmektedir. Bunun
    için
    dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve hali vakti yerinde olan
    müslümanlar
    bu ibadeti yapmak için Mekke-i Mükerreme'ye gelmek zorundadırlar.

    Ayrıca, haccın diğer ibadetlere
    göre bazı zorlukları vardır. Çünkü bu ibadet, pek çok insanın alışkın
    olmadığı,
    iklim şartlarını yaşamadığı bir yerde yapılmaktadır. Bunun içindir ki
    Peygamberimiz,
    hiçbir ibadeti yapmak için Allah'tan yardım dilemediği halde hacca
    niyet
    ederken "Allah'ım, hac yapmak istiyorum, bunu bana kolay kıl ve kabul
    eyle."
    diye dua etmiştir.

    Hac her şeyden önce Allah'ın emri
    olduğu için yapılır. Bununla beraber bütün ibadetlerde olduğu gibi hac
    ibadetinde de insanlar için pek çok yararlar vardır. Esasen Allah
    Teâla faydası olmayan hiçbir şeyi insanlara emretmez. O'nun emri
    olan her şeyde mutlaka insanlar için dünya ve ahiretle ilgili
    yararlar
    vardır. Çünkü O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Muhtaç olan bizleriz.

    Haccın bu yararlarına işaret etmek
    üzere; Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

    "Bir zamanlar İbrahim'e Kâbe'nin
    yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik:) Bana hiçbir şeyi ortak
    koşma,
    tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rukû ve secde edenler için evimi
    temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilân et ki gerek yaya olarak gerekse
    nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde kendilerine ait
    birtakım
    yararlar görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık
    koyunlar üzerine belli günlerde Allah'ın adını anlamaları için Kâbe'ye
    gelsinler. Artık ondan hem kendiniz hem de yoksulu yedirin." (3)

    Âyet-i kerîme'de ifade buyurulan
    bu yararların bazılarına işaret etmek yerinde olacaktır:

    İnsanlar çoğunlukla mala karşı gönül
    doygunluğuna erememiş aşırı bir istek içinde bulunur. Peygamberimiz
    insanın
    bu aşırı isteğinin kazandıkça arttığını bildirir. Şöyle buyurur:

    "İnsanoğlunun iki dere dolu malı
    olsa bir üçüncüsünü ister. İnsanoğlunun ihtiras dolu gönlünü
    topraktan
    başka bir şey doyurmaz. Şu kadar ki tevbe eden kişinin tevbesini
    Allah kabul eder." (5)

    Burada bir noktaya işaret etmekte
    yarar vardır. İslâm dini mal kazanmaktan ve ihtiyaç zamanı için mal
    biriktirmekten
    insanları men etmiş değil, bilâkis teşvik etmiştir. Hâdis-i şerifte
    bildirilen,
    ihtiras derecesinde insanlık faziletine engel olan çeşididir. İnsan
    elbette
    çalışıp kazanacak, kendisinin ve çoluk çocuğunun geçimini sağlayacak.
    Kazancının
    bir bölümünü de Allah yolunda harcayacaktır. Böyle yaptığı takdirde
    mala
    karşı olan tutkusunda bir azalma olacaktır. Böylece yoksullara ve hayır
    kurumlarına daha çok yardım etme duygusu gelişecektir.

    İşte hacda da harcanan para Allah
    yolunda harcanmış olacak ve insan için bir eksiklik sayılan ihtirastan
    onu kurtarmış olacaktır.

    Dînî ibadetler özellikle hac, dînî
    duyguları kuvvetlendirir. Yeryüzünde Allah'a ibadet için inşa edilmiş
    olan
    mabedi (Kâbe'yi) ziyaret etmek, alemlere rahmet olarak gönderilen
    Peygamberimizin
    doğup büyüdüğü, Peygamber olarak görevlendirildiği ve son semavî kitap
    Kur'an-ı Kerim'in kendisine indiği bu kutsal yerleri görmek insana
    heyecan
    verir ve onu asırlar öncesine, Peygamberimizin yaşadığı mutluluk asrına
    götürür. Bu ise hiç şüphesiz onun manevî duygularını kuvvetlendirir.

    Hac, insana zorluklara karşı dayanma
    gücü kazandırır. Hac turistik gezi değildir, oldukça yorucudur. Esasen
    her yolculukta birtakım zorluklar vardır. Yolculuk yapanlara
    ibadetlerde
    bazı kolaylıkların sağlanmış olması bundandır. Hac ise yolculukların en
    zor olanlarından biridir. Bunun için hacca niyet etmiş olan kimsenin
    her
    zamandan daha çok hoşgörülü olması, arkadaşlarını incitici ve kırıcı
    söz
    ve davranışlardan sakınması tavsiye edilmiştir.

    Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:

    "Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda
    hacca niyet ederse hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan
    davranışlara
    yönelmek, kavga etmek yoktur." (5)

    Böylece insan her zamankinden daha
    çok iradesine hakim olacak, öfkelenmemeye, çevresine rahatsızlık
    vermemeye
    özen gösterecektir. Karşılaştığı zorluklara katlanacak, erdem sahibi
    kişi
    olmaya yönelecektir.

    Hac insana mahşer gününü hatırlatır.
    İnsanlar ölecek, sonra da dirilip hesap vermek üzere mahşer yerinde
    toplanacaklardır.
    Bilindiği üzere hacca niyet edilirken normal elbiseler çıkarılır ve iki
    bez parçasından ibaret olan ihrama bürünülür. Sosyal durumları ne
    olursa olsun her seviyedeki erkek hacı adayı aynı kıyafete girmek
    zorundadır.
    Bu ise ona doğuştan herkesin Allah katında eşit olduğunu, öldükten
    sonra
    tekrar dirilip Allah'ın huzurunda dünyada yaptıklarının hesabını
    vereceğini hatırlatır ve ona o hesap günü anını yaşatır. Düşünmesi bile
    insana dehşet veren o anı hatırlaması ise, o güne kadar yaptığı pek çok
    şeye karşı pişmanlık duymasını ve tevbe etmesini sağlar.

    Hac, İslâm kardeşliğini pekiştirir.
    Toplu halde yapılan ibadetler insanların birbirleriyle tanışıp
    kaynaşmalarını
    sağlar.

    Hac, dünya üzerinde yaşayan dilleri
    ve renkleri ayrı olan müslümanları, ibadetlerinde yöneldikleri Kâbe'de
    bir araya toplar, böylece tanışır ve kaynaşırlar. Ülkeleri hakkında
    bilgi
    alışverişinde bulunurlar. Birbirlerinin dertleriyle ilgilenir, ortak
    problemlerine
    çare ararlar.

    Bütün bunlar, İslâm kardeşliğinin
    güçlenmesini sağlar.

    Hac, günahlara da kefferat olur.
    Önce konu ile ilgili hadis-i şerifleri nakledelim, sonra da İslâm
    alimlerinin
    bu husustaki değerlendirmelerine işaret edelim.

    Peygamberimiz buyuruyor:

    "Kim Allah için hacceder de hac
    esnasında kötü sözlerden ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa annesinin
    onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak) hacdan
    döner."(6)

    Ahmed b. Hanbel (164-241)'in sahih
    isnad ile Abbas (r.a.) dan rivayet ettiği bir hadis-i şerif şöyledir:

    Arefe günü falanca (Fazl İbn Abbas
    r.a.) Peygamberimizin redifi (Peygamberimizin devesinin arkasına binen
    ) idi. Bu genç kadınlara bakıyordu. Peygamberimiz ise arkasından
    eliyle birkaç defa gencin yüzünü kadınlardan çevirdi. Genç yine
    kadınlara
    bakmaya başladı. Ravi diyor ki, Peygamberimiz gence döndü ve:

    "Kardeşimin oğlu! Bugün öyle bir
    gündür ki, bugünde her kim kulağına, gözüne ve diline sahip olursa
    günahları
    bağışlanır." buyurdu. (7)

    Müslim'in merfû olarak rivayet ettiği
    bir hadis-i şerif şöyledir: Amr b. el-As (r.a.) Peygamberimize gelerek,
    bağışlanmak şartıyla kendisine biat etmek ve müslüman olmak istediğini
    söylediğinde Peygamberimiz:

    "Bilemedin mi ki İslâm, kendisinden
    önceki günahları yok eder. Hicret, kendisinden önceki günahları yok
    eder.
    Hac, kendisinden önceki günahları yok eder." (8)

    İmam Malik (93-179 ) H. Talha Ubeydullah
    b. Kürebz (r.a.)'den tahriç ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz
    şöyle
    buyurmuştur:

    "Şeytan Arefe gününden daha çok
    küçülmüş, daha fazla iyilikten uzaklaşmış, daha ziyade hakir, zelil ve
    daha çok kinli ve öfkeli olarak başka hiçbir günde görülmemiştir. Bunun
    sebebi Allah'ın bugünde rahmetinin inmesi ve büyük günahlardan
    vazgeçtiğini
    görmesinden ve bilmesinden başka bir şey değildir."(9)

    Bu hadis-i şerifler, haccın günahlardan
    arınmaya vesile olduğunu ifade etmektedir. Her ne kadar hadis-i
    şeriflerde
    işlenen hangi günahların affedileceği açıklanmıyorsa da, hadis alimleri
    bu günahların Allah'a karşı işlenmiş günahlar olup kul hakkıyle ilgili
    olmayan günahlar olduğunu söylemişlerdir. Nitekim büyük hadis alimi
    İmam
    Tirmizî (200-279) bunu söyleyenlerdendir. (10) Çünkü işlenen günah kul
    hakkı ile ilgili ise, bu haktan arınmadıkça yani hak sahibinden
    helallik
    alınmadıkça yapılacak tevbe bile sahih ve makbul değildir. (11) Hatta
    Kadı
    Iyad (476-544), İslâm alimlerinin büyük günahların ancak tevbe ile
    ortadan
    kalkacağında ittifak halinde olduklarını söylüyor.(12)

    Allame İbn Nüceym "Bahr-i Raik"
    adlı eserinde, haccın -kul hakları şöyle dursun- Allah'a karşı işlenen
    günahların bir kısmını bile yok etmesi kesin değildir. Hac, Allah'a
    karşı
    işlenen günahları yok eder dediğimiz zaman, malının zekâtını ödemeyen
    kimsenin
    bu zekat borcu düşer manasına değildir. Belki borcun zamanında
    ödenmeyip
    geciktirilmesi ile ilgili günahı yok eder demektir. Yoksa borç
    zimmetinden
    düşmez. (13)

    Hülasâ hac, dünya ve âhiretle
    ilgili, kişisel ve sosyal pek çok faydaları olan bir ibadettir.
    Kendisine
    farz olan bu ibadeti usûlüne uygun olarak, her çeşit kötü
    söz
    ve davranışlardan sakınarak yapmayı başaran kimsenin -kul
    borcu
    ve zimmetindeki vacipler hariç- diğer günahları bağışlanır ve hadis-i
    şerifte
    müjdelendiği üzere annesinden doğduğu gibi tertemiz olur. Her ne kadar
    bu konuda İslâm alimlerinin farklı yorumları olsa da Allah Teâla
    dilerse bu kulunun şirkten başka bütün günahlarını da bağışlar. Nitekim
    Kur'an-ı Kerim'de:

    "Şüphesiz ki Allah, kendisine eş
    tanınmasını bağışlamaz. Ondan başkasını dileyeceği kimseler için
    mağfiret
    eder" buyurulmuştur. (14)

    Haccın bir özelliği de diğer
    ibadetlerden farklı olarak ömürde yalnız bir defa farz olmasıdır.
    Birden
    fazla yapılan hac nafiledir.

    Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayete
    göre, Peygamberimiz bir konuşmasında:

    "Ey insanlar! Allah size haccı farz
    kılmıştır, haccedin, buyurdu. Dinleyenlerden Akra b. Habis:

    Her yıl mı, ey Allah'ın Rasûlü?
    diye sordu. Peygamberimiz bu zatın sorusuna cevap vermemiş, sükut
    buyurmuştur.
    Akra sözünü üç defa tekrarlayınca, Peygamberimiz:
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Hac

    Mesaj tarafından coll Bir Çarş. Kas. 05, 2008 8:00 pm

    "Evet desem her yıl farz olur, siz
    de buna güç yetiremezsiniz. Ben sizi bıraktığım sürece siz de beni
    bırakın.
    (Yani ben sorunuza cevap verme gereği duymayınca siz de sorunuzu tekrar
    edip durmayın.) Sizden öncekiler çok soru sormaları ve peygamberleri
    hakkında
    ayrılığa düşmeleri sebebiyle helâk olmuşlardır. Ben size bir şeyi
    emredince
    ondan gücünüzün yettiği kadar yapın. Bir şeyden sizi men edince onu
    hemen
    bırakın" buyurdu. (15)

    Bu hadis-i şeriften de anlaşılıyor
    ki, hac ömürde bir defa farzdır. Birden fazla yapılan hac
    nafiledir.

    Zaman zaman sorulur: Nafile hac
    mı daha çok sevaptır, yoksa nafile hac için harcanacak paranın kalacak
    yeri ve yiyeceği olmayan veya kalabalık nüfusu sebebiyle geçim darlığı
    çeken ve bunların durumunda olan kimselere vermek mi daha sevap?

    Önce bir noktaya dikkatinizi çekmekte
    yarar vardır. Bir şeyin sevap olabilmesi için o şeyin Allah rızası için
    yapılmış olması şarttır. Allah rızası için yapılmamış olan bir şey
    sevap
    olmaz. Çünkü Peygamberimiz amellerin Allah katında niyete göre
    değerlendirileceğini
    bildirmiştir. Bir işi hangi amaçla yapıyorsanız, o iş, ona göre
    değerlendirilir.
    Hatta bir kimse gösteriş için ibadet yapsa veya hayır ve hasenatta
    bulunsa,
    Allah bu kimsenin ne yaptığı ibadete ve ne de hayrına değer vermez.
    Zira
    o bunları Allah rızası için yapmamıştır.

    Şimdi bu söylediklerimizin ışığı
    altında az önceki soruya cevap teşkil edeceğini sandığım bir olayı
    anlatmak
    istiyorum. Hüccetü'l-İslâm İmam Gazalî'nin meşhur "İhyau Ulûmi'd Din"
    adlı
    eserinde naklettiği olay şöyle:

    ""Adamın biri nafile olarak hacca
    gitmek üzere hazırlanır. Zamanın alim ve sofilerinden olan Bişr b.
    Hâris
    ( 769)'e gelir ve :

    -Ben hacca gidiyorum, bir emriniz
    olur mu? diye sorar, Bişr:

    -Ne kadar paran var? der. Adam:

    -İki bin dirhem param var, diye
    cevap verir. Bişr:

    -Hacca gitmekle zühd mü, yoksa Kâbe'ye
    olan aşkını mı, yoksa Allah rızasını mı kastediyorsun? diye sorar.
    Adam:

    -Allah rızasını kastediyorum, diye
    cevap verir. Bunun üzerine Bişr:

    -O halde evinde otururken Allah
    rızasını kazandıracak bir şeyi tavsiye edersem yapar mısın? diye sorar.
    Adam: Evet yaparım, deyince, Bişr şöyle der:

    -Şimdi sen bu iki bin dirhem, borcunu
    ödeyemeyen bir fakire, yiyeceği olmayan bir yoksula, nüfusu kalabalık
    geçimi
    dar olan bir aileye, bir yetim bakıcısına ve bunlar gibi on kişiye
    ikiyüzer
    dirhem ve hatta istersen bunların hepsini bu sayılanlardan birine ver.
    Zira müslümanı sevindirmek, düşkünlere el uzatmak, darda olanların
    sıkıntılarını
    gidermek ve zayıflara yardım etmek nafile olarak yapılan yüz hacdan
    daha
    sevaptır. Şimdi kalk, dediğim gibi yap. Şayet böyle yapmak
    istemiyorsan
    asıl kalbinde olanı bana söyle, dedi. Adam:

    -Doğrusu kalbimde hacca gitme tarafı
    ağır basıyor, dedi. Bu cevap üzerine Bişr; gülümseyerek:

    -Evet, servet şüpheli şeylerden
    kazanıldığı takdirde nefis kendi arzularının yerine getirilmesini
    ve iyi ameller yaptığını göstermek ister. Halbuki yüce Allah yalnız
    muttakilerin
    amelini kabul eder, dedi. (16)

    İlk devir tasavvufçularından olan
    ve uzun yıllar da hadis ilmiyle meşgul bulunmuş bu zatın tavsiyesine
    ilâve
    edecek bir şey olmadığını sanıyorum.


    Hac
    günleri
    değişir mi?



    Son günlerde bazı kimseler,
    haccın, Peygamberimizden itibaren bugüne kadar yapılagelmiş olan belli
    günler dışında da yapılabileciğini, bu suretle belli günlerde
    yapılmasından
    kaynaklanan izdihamın da önlenmiş olacağını söylüyorlar. Buna da Bakara
    sûresindeki "Hac bilinen aylardadır." (17) Âyet-i kerîmesini delil
    gösteriyorlar.

    Bu iddia yanlıştır. Çünkü Kur'an-ı
    Kerîm ayrıntılara inmez. Ayrıntıları Peygamberimiz uygulama ve ifade
    olarak
    açıklıyor. Kur'an-ı Kerîm Peygamberimize indirilmiş ve onu açıklaması
    için
    de görevlendirilmiştir. Nitekim:

    "Kendilerine indirileni insanlara
    açıklaman için sana Kur'an'ı indirdik. Umulur ki düşünürler" (18)
    buyurulmuştur.
    Ayrıca Kur'an-ı Kerim Peygamberimiz'e itaatın Allah'a itaat olduğu
    (19),
    emrettiği her şeyin yapılması ve yasakladığı her şeyden de sakınılması
    gerektiği (20) bildirilmiştir.

    Namaz, oruç ve zekâtın farz olduğu
    Kur'an-ı Kerim'de bildirildiği halde ayrıntılarına yer verilmemiş,
    ayrıntılar
    Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.

    Haccın sınırlı günler dışında da
    yapılabileceğini söyleyenlerin delil olarak gösterdikleri Bakara
    sûresinin:
    "Hac bilinen aylardadır" âyetinde, bu bilinen ayların hangi aylar
    olduğu
    belirtilmemiştir. Bu ayların da hangi aylar olduğu yine Peygamberimiz
    tarafından
    açıklanmıştır.

    Diğer taraftan Mekke-i Mükerreme
    hicretin 8'nci yılında 20 Ramazan'da fethedildiği halde, o yıl
    Peygamberimiz
    sadece umre yapmış ve Zilkâde ayında Medine'ye dönmüştür.

    Ayrıca Peygamberimiz:"Hac ibadetinizi
    öğreniniz, benim yaptığım gibi yapınız" (21) buyurmuştur.

    Bu itibarla hac ibadetinin, Peygamberimizden
    itibaren günümüze kadar uygulanagelmiş olan şekli ve zamanı hakkında
    son
    zamanlarda ortaya çıkan farklı yorumların hiçbir değer taşımayacağı
    açıktır.


    Hac
    Kimlere
    Farzdır?



    Haccın
    farz olmasının şartları şunlardır:

    1- Müslüman olmak,

    2- Akıllı olmak,

    3- Erginlik çağına gelmiş olmak,

    4- Hür olmak,

    5- Hacca gidip gelmeye malî
    imkanı müsait olmak. Bu şart şöyledir:

    Temel ihtiyaçlarından başka, hacca
    gidip gelinceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile
    fertlerinin
    sosyal durumlarına uygun normal geçimlerini sağlayacak servete sahip
    olmasıdır.

    6- Vakit, yani haccın eda edildiği
    vakte erişmiş bulunmak.

    7- Haccın farz olduğunu bilmek.
    Bu şart gayr-ıimüslim bir ülkede İslâmiyeti kabul eden kimseler için
    sözkonusudur.

    İşte bu şartları taşıyanlara hac
    farz olur. Bu şartlardan birisi eksik olursa hac farz olmaz.

    Evet değerli mü'minler, bu şartlar
    kendisinde bulunan kimseye hac farz olmakla beraber, haccı eda
    edebilmesi
    için gerekli olan başka şartlar da vardır. Bunlara "Haccın vucûb-ı
    edasının
    şartları" denir. Bu şartlar da şunlardır:

    a) Sağlıklı olmak. Kör, felçli,
    kötürüm ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede yaşlı ve hasta
    olmamak.

    b) Tutuklu bulunmamak.

    c) Yol güvenliği olmak,

    d) Kadınların yanlarında eşleri
    veya mahremleri bulunmak. Mahrem demek evlenmeleri caiz olmayan
    yakınlar
    demektir. Baba, oğul, kardeş, amca, dayı ve damat gibi yakınlar,
    kadının
    mahremleridir.

    Bu şart, Hanefi mezhebine göredir.
    Onlar, yani Hanefiler hacca gidecek kadının bulunduğu yer ile Mekke-i
    Mükerreme
    arasında bir sefer mesafesi olduğu takdirde, kadının hacca gidebilmesi
    için beraberinde eşinin veya bir mahreminin bulunmasını şart
    koşmuşlardır.
    Bu konudaki dayanakları, Peygamberimizin hadis-i şerifleridir. Bazı
    farklı
    ifadelerle rivayet edilen bu hadis-i şeriflerden birisi meâlen
    şöyledir:

    "Allah'a ve ahiret gününe
    iman eden bir kadının beraberinde babası veya oğlu veyahut eşi veya
    kardeşi
    yahutta evlenmesi caiz olmayan bir yakını olmaksızın üç gün veya daha
    fazla
    bir süre yolculuğa çıkması helâl değildir." (22)

    İşte Hanefiler bu ve benzeri hadis-i
    şeriflere dayanarak kadının beraberinde eşi veya mahremi olmaksızın
    hacca
    gitmesini caiz görmemişlerdir.

    Kadının mahremsiz sefere çıkmaması
    ile ilgili hadislerde hac'tan söz edilmediği için, Şafiîler ve
    Malikîler,
    yasakla ilgili seferlerde haccın dahil olmadığını söylemişlerdir. Bu
    yasak
    farz olmayan seferlerle ilgilidir, hac ise farzdır ve bu yasağa dahil
    değildir,
    demişlerdir.

    Şafiîlere göre güvenilir üç kadın
    bir araya gelerek yalnız farz olan hac yolculuğu yapabilirler.

    e) Eşi ölmüş veya boşanmış kadınların
    iddet süreleri bitmiş olmalıdır. İddet süreleri içinde hacca gitmeleri
    uygun değildir.

    Değerli mü'minler!

    Konuşmamı, Peygamberimizin bir hadis-i
    şerifinin meâli ile tamamlamak istiyorum. Peygamberimiz şöyle
    buyuruyor:

    "Mebrur yani makbul olan haccın
    sevabı ancak cennettir." (23)


      Forum Saati Ptsi Eyl. 25, 2017 5:26 am