hayalperestim

En son konular

» Duvar Süsleme
Çarş. Ağus. 25, 2010 10:42 am tarafından againnn

» S.a miLLet.
Salı Kas. 03, 2009 7:27 pm tarafından Ŧøŋđ

» Hangi Müzik Türünü Dinliyorsunuz?
Ptsi Kas. 02, 2009 9:37 pm tarafından beyazmelek

» Merhaba...
Salı Ekim 27, 2009 10:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» bir kız
Paz Ekim 25, 2009 2:33 pm tarafından Ŧøŋđ

» Sizce bu sezon en iyi transferi hangi takim yapti?
Paz Ekim 25, 2009 2:32 pm tarafından Ŧøŋđ

» Böyle Site Url'si Olur Mu? :D
Paz Ekim 25, 2009 2:31 pm tarafından Ŧøŋđ

En iyi yollayıcılar

coll (1432)
 
PaTRoN (501)
 
TimuRLenG (403)
 
ratKo_pşaşe (327)
 
DarKinq (219)
 
Enjekte (76)
 
De'quell (55)
 
q1sKo (26)
 
D_R_A_G_O_N (14)
 
Yasak (10)
 

    Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

    Paylaş
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:30 am




    Süleyman
    Çelebi dönemi ve sehzadeler



    I. MEHMED

    Osmanli sultanlari içinde "Mehmed" adini tasiyan
    ilk hükümdar olan Çelebi Sultan Mehmed'in gerek dogumu, gerekse Yildirim Bâyezid'in
    kaçinci oglu oldugu hakkinda farkli görüsler bulunmaktadir.


    "Nizâm-i âlem" için, kardesi Musa Çelebi'yi de
    bertarafedip 1413 yilinda Edirne'de tek basina tahta geçip idareyi ele aldigi zaman
    Osmanli ülkesinde genel bir sevinç ve memnuniyet havasi esmeye basladi. Özellikle ordu,
    büyük bir cosku ile onu alkislamaktan geri kalmadi. Çünkü o, kardesleri arasinda
    moral ve fizikî nitelikleri bakimindan en çok dikkat çekeni idi. Hemen hemen bütün
    beden eksersizlerinde maharetli olusu, güzelligi, gönül yüceligi, düsünce
    çekiciligi ile hem beden gücü hem de huy güzelligini belirten Güresçi Çelebi
    ünvanini almisti. Organlari birbirine mütenasib olarak uygundu. Halk tarafindan
    kendisine pehlivan lakabi takilmisti. Teni pembeye yakin beyazlikta idi. Gözleri ve
    kaslari kara idi. Uzun boylu, gür sakalli ve sik biyikli olmakla birlikte seklen zarifti.
    Alni açik, çenesi yuvarlak, gögsü genis, kollan uzundu. Kartal bakisli, arslan
    güçlü idi. Atalarindan farkli bir sekilde basina tülbent sarardi. Basinin etrafina kat
    kat sarilan bez, birçok çikintilar teskil ederek sirmali külahinin ucundan baska yerini
    göstermezdi. Kendisinden önceki hükümdarlarin kaftanlarina uygun bir sekilde biçilmis
    olan kaftanina, astar yerine baska bir renkle samur kaplanmis ve etrafina kürk
    dürülmüstü.


    Sultan Mehmed'i davranislarina, hareketlerinin çabukluguna
    ve vekarina ait bütün övgülerin üstüne çikaran sey, Osmanli tarihçileri gibi,
    Bizans tarihçileri tarafindan da adaleti, sefkati, gönül yüceligi, dostlugunda sebati,
    hem Türkler hem de Rumlar için iyilik severligi hakkinda belirtilen ortak sehadettir. O,
    hiristiyanlara düsmanlik göstermemekle kalmamis, ayni zamanda onlara karsi dostça
    davranmistir. Çok iyi yetismis, mümtaz bir egitim görmenin bütün sonuçlarini ve ince
    düsünürlügün örneklerini göstermistir. Osmanli tarihçilerinin deyimi ile o, Tatar
    Tufani'nin tehlikeye düsürdügü devlet gemisini kurtaran Nuh gibidir.


    împarator Manuel, müttefiki olan Mehmed'in son ve korkunç
    rakibini yendigine dair aldigi haber üzerine basarilarini tebrik edip kutlamak ve
    antlasma sartlari ile kendisinin yapmis oldugu hizmetleri hatirlatmak üzere 816 (1413)'da
    elçiler gönderir. Politikadan çok iyi anlayan Mehmed, taahhüdlerine bagli kalarak
    Karadeniz ve Marmara Denizi'nde elinde bulunan kuleler ile Teselya kalelerinin imparatora
    verilmesini çabuklastirir. Manuel'in elçilerini, hediyelerle sevindirip geri
    dönmelerine izin verdigi zaman onlara su sözleri söyledi:


    "Imparatora söyleyiniz ki, yardimi sayesinde atalarimin
    ülkesini elde ettim. Bu hizmetinin hatirasi gönlümde daima sakli kalacaktir. Onun
    hosuna gitmek için bütün firsatlari arayacagim."


    Çelebi Sultan Mehmed, ayni sekilde Sirp, Ulah ve Bulgar
    hükümdarlarinin, Yanya dukasinin, Makedonya despotunun, Ahaiya prensinin elçileri ile
    diger zevati kabul etti. Bunlarla birlikte bir sofrada yemek yiyerek hepsinin san ve
    söhretini oksayici sözler söyledi. Hepsini sulh ve selametle geri gönderdi. Bunlara
    dedi ki:


    "Hükümdarlariniza deyin ki, ben, herkes ile baris ve
    sulh içinde kalmak istiyorum. Barisi hile ile bozmak isteyen kimse, sulhün hamisi olan
    Allah'a karsi hareket etmis bulunacaktir."


    Gerçekten de Çelebi Sultan Mehmed, her seyden önce
    Timur'un istila ve yagmasiyla parçalanan, sonra saltanat kavgalari ile kani çekilen
    memleketi, tedbirli, basiretli ve uyanik bir idareci dehasiyla avucunun içine alir almaz,
    babasinin ve kardeslerinin Bizans'a karsi kullandiklari politikaya derhal son vererek
    memleketi o yönden gelecek olan tehlikelere karsi emniyete almis oldu. O, böyle
    davranmak zorunda idi. Zira idare ve iradesinin gücünü bekleyen, daha nice tehlikeler
    ve gaileler boy boy himmet ve gayret istiyordu.


    Bir kere kardeslerini yenip tek basina idareyi ele aldigi
    zaman, devlet bünyesinde hâsil olmus çatlak ve çöküntülerden nice yabanci ve
    zararli unsur içeri sizmis bulunuyordu. Bir yandan bunlari temizlerken, bir yandan da
    kayb olan topraklan yeniden Osmanli hududlari içine kazanmakla, memleketin sarsilmis olan
    itibarini iade ile ise basladi.


    Çelebi Sultan Mehmed, Edirne'de, bütün bir Osmanli
    ülkesinin hükümdari oldugunu ilân etti. Bundan sonra da bazi faaliyetlerde bulunarak
    memleketin bozulmus bulunan idaresini yeniden düzenlemeye çalisti. Bu cümleden olarak,
    kardesi Musa Çelebi'nin beylerbeyi yaptigi Mihaloglu Mehmed Bey'i tevkif ettirerek Tokat
    kalesine gönderdi. Öbür taraftan, ileride devletin basina büyük gaileler açacak olan
    Simavna kadisi oglu Bedreddin Mahmud'u fazl ve keremine hürmeten 1000 (bin) akça maas
    ile Iznik'te oturmaya memur eyledi.


    Daha önce de belirtildigi gibi, cülûsunu tebrik için
    gelen çevre imparator ve hükümdarlarin elçilerini kabul ederek onlarla sulh içinde
    yasama teminati verdikten sonra Anadolu'ya geçer. Otuzbir veya otuziki günden beri
    muhasara ettigi Bursa'yi yakip yikan Karamanoglu'nu te'dib etmeden önce Ohri'den kaçip
    Izmir'e gelen ve Musa Çelebi'nin taraftari olan Aydinoglu Cüneyd Bey üzerine yürür.
    Bu arada Ayaslug (Selçuk)u zapt eden Cüneyd, Mehmed Çelebi'nin üzerine gelmekte oldugu
    haberini alir almaz kurtulusu kaçmakta bulur. Bunun üzerine Çelebi Mehmed, Menemen,
    Kayacik ve Nif (Kemalpasa) kalelerini alarak Cüneyd'in ailesinin içinde bulundugu Izmir
    kalesini kusatmaya baslar. Cüneyd'in tesebbüslerinden endiselenen civarin Türk ve
    hiristiyan beylikleri, donanmalarini göndermek suretiyle Mehmed Çelebi'nin yaninda Izmir
    muhasarasina katilip ona yardimci olmuslardi. Nitekim Izmir kalesi önüne gelen Rodos,
    Midilli ve Sakiz Hiristiyan donanmalari gibi, Mentese donanmasi da Mehmed Çelebi ile
    isbirligi yaparak Izmir'in zaptinda rol oynamislardi.


    Bununla beraber ihtiyatî bir tedbir olmak üzere Izmir
    kalesinin surlarini yiktiran Çelebi Mehmed, ayni körfezde, sövalyeler tarafindan eski
    Izmir (Gavur Izmir) kalesinin yerinde yaptirilmakta olan kaleyi de bütün tehdid ve karsi
    koymalara ragmen yiktirmaktan çekinmemistir. Bununla beraber aradaki dostlugu büsbütün
    bozmak istemeyen Çelebi Sultan Mehmed, Rodos sövalyelerinin, Osmanli hakimiyeti altinda
    bulunan Mentese ilindeki


    Halikarnas (Bodrum)'da Petronion kalesini yapmalarina
    müsaade etmisti.


    Öte yandan Çelebi Sultan Mehmed, Cüneyd Bey'in annesinin
    ricasi üzerine onu affetmis ise de kendisine Anadolu'da degil, Rumeli'de Nigbolu sancak
    beyligini vermis, onun yerine de Aydin sancak beyi olarak Bulgar krali Sosmanos
    (Sisman)'un müslüman olan oglu Süleyman (eski adi: Alexandr)'i getirmistir. 816 (M.
    1413) yilinda gerçeklesen bu hareket sonucunda, Cenevizlilerin Ege sahillerinde bulunan
    kolonilerinden Foça, Midilli ve Sakiz adalari, ekonomik bakimdan da Osmanlilar'la daha
    siki münasebetlerde bulunmus ve onlarin nüfuzu altina girmis oluyorlardi.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:30 am

    BURSA KUSATMASI VE ÇELEBI MEHMED'IN KARAMAN SEFERI

    Karamanoglu Mehmed Bey, Osmanlilar'in fetret dönemi içinde
    bulunduklari ve Çelebi Mehmed ile Musa Çelebi'nin Rumeli'nde savastiklari bir sirada
    Bursa üzerine yürümeye karar vermisti. 1413 yilinda yaninda Türkmen boylari oldugu
    halde önce Sivrihisar üzerine yürüyüp burayi zapt eden Mehmed Bey, daha sonra Bursa
    önüne gelip Bursa hisarini kusatma altina alir. Otuz iki gün devam eden bu kusatma
    sirasinda hisarin subasisi bulunan Haci Ivaz Pasa, Bursa halkinin yardimi ile siddetle
    mukavemet etmisti. Bu arada burçlara yapilan hücumlari da bertaraf etmisti. Özellikle
    Karamanoglu'nun Bursa hisarina giren pinar suyunu kesmek suretiyle halkini teslime zorlama
    tesebbüsünü, zaman zaman yaptigi huruç hareketleri ile bertaraf eden Haci Ivaz Pasa,
    esir aldigi Karaman askerlerini surlar üzerinde Karamanoglu'nun gözleri önünde
    astiriyordu. Böylece onun maneviyatini bozmaya gayret ediyordu. Haci Ivaz Pasa,
    Karamanlilar tarafindan bir gece mesalelerle girisilmek istenen hücumu da tesirsiz hale
    getirip önledikten sonra hisarin Kaplica kapisini açtirarak karsi hücuma geçmis ve
    Karaman ordusunu perisan etmisti. Ivaz Pasa'nin yigitleri, büyük ganimetlerle salimen
    geri dönüp elde ettikleri ganimetleri ona arz ettiler. O da bütün ganimetleri
    askerlere taksim ederek daha nice vaadlerde bulundu.


    Gerçi muhasaranin uzamasi, Bursa hisarinda bulunanlari bir
    hayli sikintiya sokmustu. Hatta Haci Ivaz Pasa bile birkaç yerinden ok yarasi almis
    olmasina ragmen anlari gizleyip kale muhafizlarina yardimda bulunuyor ve anlari teselli
    ediyordu. Bununla beraber kaledekilerin durumu gün geçtikçe zorlasiyordu. Fakat
    Karamanoglu da artik bir sey yapamayacagini anlamisti. Hele son hareket, onun maneviyatini
    büsbütün bozmustu. Böyle psikolojik bir çöküntü içinde bulunuldugu bir sirada
    Musa Çelebi'nin tabutu, dedesi Murad Hüdavendigâr'in kabri yanina defn edilmek üzere
    Bursa'ya getirilir. Karamanoglu, bundan haberdar olunca cenazenin düzme olma ihtimalini
    düsünerek bizzat kendisi kontrol etmek ister. Bu maksatla varip kefeni açar ye
    cenazenin yüzüne bakar. Cenazenin gerçekten Musa Çelebi'ye ait oldugunu görünce
    maneviyati daha fazla bozulur. Bunun üzerine sehri atese verir. O, bununla da
    yetinmeyerek dayisi Yildirim Bâyezid'in kabrine hakaret ederek ülkesine geri döner.
    Fakat gelirken takib ettigi güzergâh tutuldugundan oradan dönmeye cesaret edemediginden
    Kirmasti (Mustafa Kemal Pasa) ve Isparta üzerinden Karaman iline gider.


    Osmanli kaynaklan, bu dönüs esnasinda cereyan eden bir
    konusma daha dogrusu bir hadiseden bahs ederler ki, Karamanoglu'nun durumunu ortaya
    koymasi bakimindan dikkat çekici bir hadisedir. Buna göre Musa Çelebi'nin cenazesini
    görüp teshis ettikten sonra devlet idaresinde tek basina kalan Çelebi Sultan Mehmed ile
    basa çikamayacagini anlayinca, Bursa kusatmasini kaldirip sür'atle ülkesine dönerken
    Harman Danasi denilen ve sisman olan nedimi, kaçmaktan yorulunca Karamanoglu Mehmed
    Bey'e:


    "Hanim, Osmanoglu'nun ölüsünden böyle kaçarsin, ya
    dirisi gelmis olsaydi ne çare ederdin?" deyince bu söze gücenen Karamanoglu, onu
    bulundugu yerde bir agaca astirarak cezalandirmistir.


    Osmanli, Memlûklu ve Bizans kaynaklarinin bildirdiklerine
    göre Karamanoglu, Bursa'yi atese verdigi zaman Orhan Gazi Camiini de yaktirmistir. Keza
    o, dayisi Bâyezid'in kabrini açtirarak kemiklerini yaktirmisti. Nitekim bugün Bursa
    Orhan Camii kapisi üstünde bulunan bes satirlik bir kitabe, bu yangini açik bir sekilde
    ortaya koyup o günü hâlâ hatirlatmaktadir.


    Daha önce de belirtildigi gibi Izmir ve çevresini zapt edip
    Cüneyd'i bertaraf eden Çelebi Sultan Mehmed, yukarida belirtilen hareketlerinden dolayi
    Karamanoglu üzerine yürümeye karar vererek süratle Inegöl'e gelir. Buranin kadisi
    Mevlânâ Kivamuddin'i bir elçilik heyeti ile Memlûk sultanina gönderir. Bundan sonra
    Kastamanu hakimi Candaroglu Kasim ve Germiyanoglu Yakub Bey'le birlestikten sonra Aksehir,
    Beysehir, Seydisehir ve Konya üzerine yürümüstü. 1414 yilinda cereyan eden bu
    hadisede Karamanoglu, Konya önünde Ortakuyu mevkiinde Osmanli ordusuna mukavemet etmek
    istediyse de maglub olarak kaçmak zorunda kalir. Oglu Mustafa ise Konya kalesine siginir.
    Bu maglubiyete ragmen Karamürsel'i elçilikle Çelebi Mehmed'e gönderen Karamanoglu,
    siddetli yagmurlardan dolayi zor durumda bulunan Osmanlilar'la barismistir. Bu baristan
    sonra Canik üzerine gitmek zorunda kalan Çelebi Sultan Mehmed, çok geçmeden
    Karamanlilar'in tekrar sözlerini bozduklarini ve anlasarak Osmanlilar'a biraktiklari
    yerleri geri alma tesebbüsünde bulunduklarini ögrenir. Bunun üzerine tekrar o tarafa
    döner. Fakat Karamanoglu'nun yaptigi bu hareketten dolayi üzülür ve üzüntüsünden
    hastalanir. Bu sirada Bâyezid Pasa, ani bir baskinla Konya önünde bulunan
    Karamanoglu'nu yakalayip Mehmed Çelebi'nin yanina getirir. Çelebi Sultan Mehmed,
    Karamanoglu'nu, Karaman askeri ile Konya kalesine siginan oglu Mustafa'yi yanina getirmesi
    sartiyla affeder. Bunun üzerine yaninda Osmanli kuvvetleri oldugu halde Konya surlari
    önüne gelen Karamanoglu, hisar üstünde kendisiyle konusan oglunu ikna ederek birlikte
    Osmanli sultaninin yanina gelirler. Bu defa basini kurtarmak için öncekinden daha agir
    olan bir muahede imzalamak zorunda kalan Karamanoglu, Beypazari, Sivrihisar, Aksehir,
    Yalvaç, Beysehri, Seydisehri ve Nigde'yi Osmanlilar'a terk etmek zorunda kaldi. Hicrî
    818 (M. 1415) yilinda gerçeklesen bu antlasmaya göre Karamanoglu, gerektigi zaman
    Osmanlilar'a askerle yardimda da bulunacakti. Bu sartlarla Karamanoglu Mehmed Bey'i
    affeden Çelebi Mehmed'e karsi Karamanoglu söyle demistir:


    "Madem ki bu can bu tendedir, memleket-i Osman'a kat'a
    yaramaz nazarla bakmayayim. Eger bakacak olursam Kelâm-i Kadîm (Kur'an) benden davaci
    olsun." seklinde yemin etmis, yeminden sonra da kendisine hil'at giydirilip at, deve,
    tabl (davul) ve âlem verilmistir. Ancak koyu bir Osmanli düsmani olan Karamanoglu, daha
    ordugâhtan çikar çikmaz yeminini bozmus ve ovalara yayilmis bulunan Osmanli atlarini,
    maiyetindeki askerlerine yagmalattirmistir. Kendisine Kur'an-i Kerim üzerine ettigi yemin
    hatirlatilinca: "Bu can su tende durdukça" sözü ile kendi canini degil,
    koynunda saklamis oldugu güvercini kast etmis oldugunu söylemistir. Nitekim bu maksatla
    koynunda sakli bulunan güvercini saliveren Karamanoglu, süratle Konya'ya çekilirken
    söyle diyordu:


    "Bizim, Osmanoglu ile adavetimiz (düsmanligimiz)
    besikten mezara kadardir, isimizin geregi de ahdi bozmaktir."


    Karamanoglu'nun bu hilesi, dönemin efkâr-i umumiyesinde
    Karamanlilar hakkinda bazi fikir ve görüslerin ortaya çikmasina sebep olmustur. Nitekim
    Asikpasazâde tarihinde söyle denilmektedir:


    "Karaman'da bulunmaz dogru bir yar

    Veliler çok bile kulmas ve ayyar

    Eder kavl ü karar ahd u peyman

    Içer andlar, yalan çok, eyler inkar

    Beyi ve kadisi hem çeyhi müderris

    Hiledir isleri hem hâr u mekkâr

    Tekebbür, kel ve foduldur

    Karaman Aninçün kahr eder ani Kahhar"

    Yine bu cümleden olarak "Karaman'in koyunu, sonra
    çikar oyunu" darbimeseli, bazi degisikliklerle günümüze kadar gelmistir.


    Karamanoglu'nun bu hilesinden sonra Çelebi Sultan Mehmed
    tekrar ve süratle Konya üzerine yürümüs ve kisa bir çarpismayi müteakip müstahkem
    hisarini zapt etmisti. Osmanli saldirisina karsi koyamayan Mehmed Bey, Silifke'nin
    kuzeyinde bulunan Varsaklar arasina kaçip kurtulmustu. Bununla beraber Çelebi Sultan
    Mehmed, Memlûklular'in himayesinde bulunan Karamanlilar'i fazla tazyik etmekten de uzak
    durmaya çalisiyordu. Bu sebeple, Memlûklular'la arasinin açilmasini istemeyen Çelebi
    Sultan Mehmed, Konya'yi Osmanli ülkesine katmaktan vaz geçer.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:30 am

    VENEDIKLILER'LE YAPILAN ILK DENIZ SAVASI

    Bir kara devleti olarak kurulan Osmanli Devleti, daha Orhan
    Gazi zamanindan itibaren denizciligin önemini kavramis ve gelismesinin denizcilik
    sayesinde daha kolay olacagini anlamisti. Bu sebeple olacak ki 1321'lerden itibaren üç
    yönde denizlere çikma hareketine basladi. Yildirim Bâyezid zamaninda Gelibolu
    tersanesinin yapilmasi ile gelismeye baslayan Osmanli denizciligi, henüz Venedikliler'le
    boy ölçüsebilecek bir güce sahip degildi.


    Ege Denizi'nde Venedikliler'e bagli Andros adasi beyi olan
    Pietro Zeno, Osmanli ticaret gemilerine karsi düsmanca bir muamele içinde bulundugu
    için hicrî 818 (M. 1415) yilinda Gelibolu tersanesinde hazirlanan 30 kadirga, Çali Bey
    komutasinda Akdeniz'e çikar. Otuz gemiden meydana gelen bu Osmanli donanmasi,
    Venedikliler tarafindan Türk ticaret gemilerine karsi girisilen hareketlere mukabele
    etmek üzere Andros, Paros ve Milos adalarina hücum etmis, bir hayli de esir alip
    dönmekte iken Egriboz adasi sahilinde rastladigi birkaç Venedik ticaret gemisini de zapt
    ederek geriye dönmüstü. Bu hadiseden bir sene sonra, Venedikliler'in Pietro Loredano
    komutasinda sevk ettikleri donanma, Lapseki önlerine gelir. Venedik amirali, Türkler
    tarafindan kendisine bir taarruz olmadikça, kendisinin taarruz etmemesi hakkinda
    senatodan kesin talimat almisti. Bu talimat geregi o, Türklerden zapt ettikleri gemileri
    geri isteyecekti. Bununla beraber her iki donanma da harp tertibati almisti. Tam bu sirada
    Istanbul taraflarindan gelmekte olan bir Middili gemisini, Türklere ait oldugunu
    zannederek yakalamak isteyen Venedik amirali, geminin Osmanli donanmasina dogru kaçip
    onlara siginmasi üzerine geminin kendisine verilmesini ister. Bu istegi red eden Osmanli
    amirali, olaya müdahale ettiginden Marmara adasi ile Gelibolu arasinda siddetli bir
    muharebe meydana gelir. Henüz yeni gelismekte olan Osmanli donanmasi, bu ilk ciddi deniz
    muharebesinde maglub olurken komutani (amiral) olan Çali Bey de sehid olur (1
    Rebiülâhir 819/29 Mayis 1416). Yaralanmis olan Venedik amirali ise Bozcaada'ya çekilir.
    1417 yilinda Pietro Loredano tekrar gelerek Lapseki'yi almak istediyse de muvaffak olamaz.
    Sonunda Imparator Manuel'in araya girmesi ile iki taraf arasinda baris saglanmis ve
    esirler iade edilmisti.


    Öyle anlasiliyor ki Osmanlilar, yeni yeni ögrenmeye
    basladiklari bu denizcilik mesleginde henüz tam bir olgunluga erismis degillerdi. Bu
    sebeple, kahramanca savasmis olmalarina ragmen Venedikliler'le basa çikamamislardi. Zaten
    Venedikliler de kendileri ile denizde rekabet edebilecek bir gücü istemiyorlardi. Bunun
    için Osmanli denizciligini baltalamaya yönelik her çareye basvuruyorlardi. Nitekim bu
    ilk savasta maglub olan Osmanli donanmasi ve askerine karsi giristikleri katliam bunun
    açik bir delili olarak tarih sayfalarinda yer almaktadir. Gerek çagdas tarihçi Dukas,
    gerekse daha sonraki tarihçiler bu katliami tafsilatli bir sekilde anlatirlar. Bunlarin
    verdigi bilgiye göre Gelibolu sahilinde cereyan eden muharebeyi seyr eden çocuk ve
    kadinlarin gözleri önünde o anda ele geçirilen Osmanli amiral gemisi ile alti kadirga
    ve alti çektirmede ele geçirilen bütün esirler, topluca öldürülerek büyük bir
    katliama tabi tutuldular. Bu arada bütün savas boyunca yirmi yedi gemi, Venedikliler'in
    eline düstü. Ertesi gün, ölümden kurtulmus bulunan esirler, tekrar gözden
    geçirildi. Bunlar içinde kendi istekleri ile Osmanli gemilerinde bulunan Ceneviz,
    Katalan, Sicilyali, Fransiz ve Giridli gibi Hiristiyan gemiciler de, gemilerin seren
    direklerine asilmak suretiyle öldürüldüler. Bu arada Osmanli amirali ile isbirligi
    yaptiklarini sandiklari vatandaslarini da amiral gemisinde iskence ile öldürdüler.
    Katliamdan kurtulan Müslüman gemici ve askerlerin bir kismi da idareleri altinda bulunan
    Ege adalarina çalistirilmak üzere götürnldüler.


    Dukas, bu muharebedeki katliami su ifadelerle nakl eder:
    "Evvela amiral Çali Bey'in kadirgasina taarruz ederek, gemide mevcud bütün erleri
    kiliçtan geçirdiler. Hatta Çali Bey'i de yakalayarak vücudunu parça parça ettiler.
    Sonra baska kadirgalara da taarruz ederek bütün Türk kadirgalarini zapt ettiler.
    Türkleri, kanlarinin ve çocuklarinin gözleri önünde merhametsizce parçaladilar. Bu
    muharebe, Gelibolu'dan bir mil kadar uzakta cereyan etmisti.


    Venedikliler, aksama dogru muharebeye son verdiler. 27 adet
    Türk gemisini alarak Bozcaada limanina girdiler. Burada tahkikat yaparak erler arasinda
    Türk aslindan olanlari kâmilen bogazladilar. Hiristiyan erler hakkinda da arastirma
    yaparak Türk donanmasina angarya olarak cebren (zorla) alinmis olanlarin hayatlarini
    bagisladilar. Ücret ve diger menfaat temini maksadiyla Türklerin hizmetine girmis
    olanlarini Bozcaada'da kazikladilar. Bütün adada çepeçevre bag kütükleri ve bu
    kütüklerden sarkmis üzüm salkimlari gibi asilmis erler görünüyordu."


    Istanbul'un fethinden tam otuz yedi sene önce cereyan eden
    bu hadise, Venedikliler'in vahsetini ortaya koymaktadir. Osmanlilar'in, simdiye kadar
    tanimadiklari ve sahidi olmadiklari böyle bir olay, onlarin daha sonra denizcilikte de
    maharet kesb etmek için çok daha ciddi çalismalarina sebep olmustu.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:30 am

    ANADOLU HAREKÂTI

    Çelebi Sultan Mehmed, Eflâk harekâtindan sonra askerî
    harekâtini bir müddet için Anadolu'ya çevirmek zorunda kaldi. Bu harekât, plânli bir
    harekattan ziyade bölgede Osmanli hâkimiyetine karsi ortaya çikip yükselen tehdidlerin
    sonucu olmustu. Nitekim Candar beyleri ile olan münasebet de böyle bir endisenin
    sonucunda baslamisti.


    Candaroglu Isfendiyar Bey, Ankara muharebesinden sonra
    Timur'un yardimi ile, daha önce Osmanlilar'in eline geçmis olan yerlerini geri almisti.
    Kardesler arasinda meydana gelen mücadelede, Isfendiyar Bey'in, Mehmed Çelebi'nin
    rakiplerini desteklemesi, aradaki dostane münasebetleri bozmus ise de sonradan anlasarak
    pek çok olayda birlikte hareket etmeye basladilar. Nitekim Isfendiyar Bey, Karaman ve
    Eflâk seferlerinde oglu Kasim Bey komutasinda birlikler göndererek Çelebi Sultan
    Mehmed'i desteklemisti.


    Osmanli tarihçilerinin bildirdigine göre Osmanlilar'la
    birlikte hareket eden Kasim Bey, Eflâk seferinden dönüste babasi Isfendiyar Bey'in,
    ülkesinin en verimli yerlerini, sevdigi oglu Hizir Bey'e verecegini duyarak Mehmed
    Çelebi'ye bas vurmus ve onun araciligi ile bazi yerlerin kendisine verilmesini
    istemistir. Bunun üzerine Mehmed Çelebi, Isfendiyar Bey'e bir mektup yazarak Kastamonu,
    Tosya, Çankiri, Küre ve Kalecik'in Kasim Bey'e verilmesini istemisti. Bu isteginin reddi
    üzerine harekete geçen Osmanli ordusu, Isfendiyar Bey'i Sinop'ta muhasara altina
    almisti. Osmanli hükümdari ile basa çikamayacagim anlayan Isfendiyar Bey, Çelebi
    Mehmed namina hutbe okutup para bastirmak suretiyle onun hâkimiyetini kabul etmek zorunda
    kalmisti. Ancak, Kastamonu ile Küre hariç olmak üzere adi geçen yerleri oglu Kasim
    Bey'e degil, Çelebi Sultan Mehmed'e birakan Isfendiyar Bey, Kastamonu'ya dönmüs ve
    bütün camilerde Mehmed Çelebi adina hutbe okutmustur(1416).

    CANIK BÖLGESININ ZAPTI

    Osmanlilar'in, Canik bölgesini ilhak etmek üzere
    ugrastiklari dönemde dogu sinirlarinda Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletleri
    vardi. Bu iki devlet, devamli olarak birbirleri ile mücadele edip bölge halkina zarar
    vermekte idiler. Hayati boyunca Timur'a düsman olmus ve onunla mücadele etmis olan
    Karakoyunlu Devleti'nin beyi Kara Yusuf, Osmanlilar'in dostu idi. Kara Yusuf, Erzincan'i
    Akkoyunlular'dan alarak kendi adamlarindan olan Pir Ömer Bey'e vermisti. Pir Ömer Bey,
    kendi sahasini genisletmek için Sarkî Karahisar Bey'i Melek Ahmed Bey'in oglu Hasan
    Bey'i tehdid ederek burayi alip kendi bölgesine katmak istiyordu. Bu tehdid üzerine
    Hasan Bey, yardim istemek üzere o dönemde Amasya valisi bulunan Sehzade Murad'a bir
    heyet göndermisti. Fakat henüz yardim gelmeden harekete geçen Pir Ömer bu beyi
    yakalayarak Sarkî Karahisar'i da zapt etmisti. Bundan sonra biri Sivas, digeri de
    Karahisar'a tabi iki Canik (bunlardan Samsun ve Çarsamba taraflari Sivas Canik'ine, Ordu
    taraflari da Karahisar Canik'ine aittir) bölgesinde de faaliyette bulunan Pir Ömer'in bu
    hareketi, Osmanli Devleti'ni endiseye sevk etmisti. Nitekim, 1418 yilinda Pir Ömer'in
    Karahisar Canik'ini, mahallî beylerden Alparslan oglu Hasan'in da Çarsamba taraflarim
    almasi, nihayet Candaroglu Isfendiyar Bey'in de Müslüman Samsun'u alarak Bafra Bey'i
    olan oglu Hizir Bey'e vermesi, Çelebi Sultan Mehmed'in harekete geçmesine sebep
    olmustur.


    Daha önce de belirtildigi gibi Sivas Canik'i mintikasinda
    biri müslüman digeri Cenevizliler'e bagli olan ve kâfir (Gavur) Samsun denen, birbirine
    yakin iki Samsun vardi. Yukarida belirtilen hadiseler cereyan ederken her iki Samsun'un
    alinmasina karar verilerek Amasya valisi Sehzade Murad'in lalasi Biçeroglu Hamza Bey,
    Cenevizliler'in elindeki Samsun'a almaya memur edildi. Bu haberi duyan Ceneviz Samsun'u
    halki, sehri atese verdikten sonra gemilere binip buradan ayrilir. Böylece bu Samsun,
    savas olmadan ele geçmis oldu. Bundan sonra da Müslüman Samsun kusatma altina
    alinmisti. Sehrin muhafizi Isfendiyar oglu Hizir Bey, mukavemet edemeyecegini anlayarak
    sehri bizzat sefere katilmis olan Çelebi Sultan Mehmed'e teslim eder. Çelebi Sultan
    Mehmed, Hizir Bey'e kardesi Kasim Bey gibi kendisinin de Osmanli Devleti'nin hizmetine
    girmesini teklif etmis ise de Hizir Bey, aralarindaki düsmanliktan dolayi kardesi ile bir
    arada bulunamayacagini belirterek özür dilemis ve babasinin yanina dönmüstür(1419).


    Çelebi Sultan Mehmed, Canik seferinden sonra Bursa'ya
    dönerken Iskilip taraflarinda bir Tatar cemaatine rastlar. Bunlar, Mogol istilasi
    zamaninda buralara getirilip yerlestirilmislerdi. Padisah, bunlarin kim olduklarini ve
    reislerinin nerede bulundugunu sorunca, kendilerinin Samagar Tatarlarindan olduklarini,
    reislerinin de Minnet Bey adinda biri oldugunu ve su anda bir dügünde bulundugunu
    söylerler. Bunun üzerine Çelebi Sultan Mehmed, "bakiniz, ben harb ederken bu Tatar
    beyleri dügün pesinde kosuyorlar ve bab-i hümayunumda görünmüyorlar" diyerek,
    ileride onlardan gelebilecek bir tehlikeye simdiden mani olmak maksadiyla onlarin
    Rumeli'ye göç ettirilmelerini emr eder. Bu emir üzerine yol hazirliklarina baslayan
    Minnet Bey, yanindaki bütün Tatarlarla birlikte Rumeli'ye geçer. Verilen emre göre
    bunlarin bir kismi Filibe taraflarina, diger bir kismi da Arnavutluk havalisine iskân
    edileceklerdi. Emre uyularak, bunlardan bir kismi Filibe civarindaki Konushisar mevkiine,
    bir kismi da Arnavutluk tarafina yerlestirilmislerdi. Filibe-Istanbul yolu üzerinde ve
    Filibe'ye yakin bir mesafede bulunan yere yerlestirilen ve sonradan Tatarpazari adini alan
    bu yer, adi geçen Tatarlar tarafindan kurulmustur. Minnet Bey'in oglu Mehmed Bey,
    sonradan burada cami, imâret ve kervansaray yaptirmistir.
    avatar
    coll
    Co Admin
    Co Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 1432
    Yaş : 23
    <hr>Tuttuğu Takım :
    <hr>Rep Puanı : 1000
    Rap Seviyesi :
    <hr>Madalyaları :
    <hr>Başarı Puanı :
    100 / 100100 / 100

    Güçlülük :
    100 / 100100 / 100

    Aktiflik :
    100 / 100100 / 100

    Kayıt tarihi : 29/08/08

    Geri: Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

    Mesaj tarafından coll Bir C.tesi Ağus. 30, 2008 9:31 am

    IÇ ISYANLAR ve SIMAVNA KADISI OGLU SEYH BEDREDDIN MAHMUD'UN
    ISYANI


    Çelebi Sultan Mehmed devrinin en önemli hâdiselerinden
    birisi, Seyh Bedreddin Mahmud ve taraftarlarinin çikardiklari isyandir. Seyh Bedreddin,
    gerek memleket içinde, gerekse Kahire, Sam, Haleb gibi Islâm âleminin en namli kültür
    merkezlerinde uzun zaman dolasip; ciddi ve parlak bir tahsilden sonra Hüseyin b. Ahlatî
    isminde bir zata intisâb ederek seyhlik sifati almis olmasina ragmen, memleketin siyasî
    ve sosyal bünyesine vurmayi tasarladigi darbeyi vurabilecek yikici bir zekaya sahipti. O,
    ilim ve irfan üstadlarinin egitim ve terbiye nimazlarini kirarak, yerlesmis ve saglam
    sistemleri ezip geçecek kadar sakat bir yol seçmisti. Bilgi bakimindan zamaninin ileri
    gelenlerindendi. Onun bu özelligi daha önce temas edildigi gibi hayatini kurtarmis ve
    kendisine sürgün yerinde bile maas baglanmasina sebep olmustu. Gerçekten Seyh Bedreddin
    Mahmud, hem zahirî, hem de batinî ilimlerdeki vukuf ve ihatasiyla mümtaz ve müstesna
    bir mevki isgal etmisti. Islâm hukukunda zamaninin imami durumunda idi. Bu hususta
    "Câmiu'l-Fusûleyn" adli eseri, onun degerini ortaya koyma bakimindan
    yeterlidir. Bu eserinden önce fikha dair "Letâifu'l-îsârât" isimli eserini
    yazmisti. Seyh Bedreddin'in, "Kitâbu't-Teshil" adi ile kaleme aldigi eseri,
    "Letâifu'l-îsârât"in serhidir. Seyh Bedreddin bu eserini Edirne'de kadiasker
    iken yazmaya baslamis, 818 Cemaziyelâhir'in yirmi yedinci sali günü (3 Eylül 1415)
    Iznik'te ikamet ederken bitirmisti. Bedreddin'in bu eserleri ulemaca muteber kabul
    edilmislerdir. Seyh Bedreddin'in tasavvuf sahasindaki görüslerini ortaya koyan eseri,
    Vâridat adini tasimaktadir. Seyh Bedreddin'in bunlardan baska eserleri de vardir.


    Ülkeye tek basina hâkim oldugu günden beri Seyh
    Bedreddin'in hareketlerini dikkatle takib eden Çelebi Sultan Mehmed, seyhin baslattigi
    dinî, siyasî ve ictimaî mahiyetteki ayaklanmayi bastirmaya muvaffak oldu.


    Seyh Bedreddin, Misir dönüsü Haleb, Konya ve Tire'de
    dolasmaya basladi. Daha sonra Edirne'ye gidip ana ve babasina kavustu. Burada, iki seneden
    daha fazla bir süre, Osmanli tahtini kardesleri ile paylasarak saltanat sürmekte olan
    Musa Çelebi'nin takdirlerini kazanarak kadiaskerlige tayin edildi. Fakat Çelebi Sultan
    Mehmed'in kardeslerine galip gelmesi üzerine mevkiini kayb ederek Iznik'e gönderildi.
    Göz hapsinde bulunmasina ragmen Seyh Bedreddin burada rahat durmuyor, gizlice adamlarini
    yetistiriyordu. Bu dönemde Bedreddin'e, hareketlerinin sorumlulugunu yüklenecek ve
    kendisine yol açacak bir âlet lazimdi. Bu gaye ile Bedreddin, Izmir körfezinin güney
    ucunda ve Sakiz adasinin karsisinda Karaburun'da (Çesme) (o zamanki adi ile Stylaryus
    dagi) üzerinde dogmus, asagi tabakadan birini seçti. Bedreddin bu adamda, kendi
    görüslerini açiklayabilecek enerji ve heyecani buldugundan onu kendine kethuda, vekil
    ve dinî temsilci olarak seçti. Börklüce Mustafa denilen bu hizli fanatik, derhal
    kendini baba ve ruhanî reis ilân etti. Bundan dolayi da taraftarlari ona Dede Sultan
    adini verdiler. Bedreddin'e Torlak Kemal denilen bir yahudi de yardim etti. Bu yahudi, o
    zamanlarda Bedreddin'in görüslerini yaymaya çalisan dervislerin basina geçti. Onun
    görüslerinin temeli, esitlik ve fakr gibi insana cazip gelen sloganlara dayaniyordu.
    Buna göre kadinlar hariç olmak üzere her seyde ortaklik vardi. Bu meczuplar söyle
    diyorlardi:


    "Ben, senin evinde kendi evim gibi otururum. Sen de
    benim elbiselerimi giyer, silahlarimi, arabalarini kullanirsin. Sadece kadinlar
    müstesnadir."


    Bu safhada Börklüce Mustafa, Aydin, Yahudi Torlak Kemal de
    Manisa taraflarinda Rafizî Bâtinî bir Sia'nin tehlikeli hüriyeti ile faaliyetlerine
    basladilar. Bunlar, Seriat çerçevesi içine alinmis ahlâk degerlerini hiçe sayarak
    beser zaaflarina genis müsaadeler tanimak, bir taraftan da ferdî mülkiyeti, din farkini
    ve evlilik müessesesi gibi kanunun teminati altina alinmis sosyal barajlari da asip
    cemiyete yeni bir nizam tanimak yoluna koyuldular.


    Aydin ve Karaburun'da etrafina binlerce insan toplayan
    Börklüce Mustafa'nin muvaffakiyetleri, seyhin Iznik'te kalmasini tehlikeli bir duruma
    sokmustu. Bunun için ailesini Iznik'te birakarak Sinop'taki Isfendiyar Beyi'nin yanina
    kaçti. Gayesi, oradan Tatar iline geçmekti. Isfendiyar Bey, Çelebi Mehmed'den
    çekindigi için seyhe müsaade etmedi. Bunun üzerine Seyh Bedreddin, gizlice bir gemiye
    binerek Rumeli yakasina geçip Zagra'ya gider. Seyhin, nüfuz dairesi burada gittikçe
    genislemeye baslar. Seyh, bir müddet sonra Zagra'dan Silistre'ye, oradan da Dobruca'ya
    geçer. Sonra da halkinin çogunlugu Siî olan Deliorman'a yerlesir. Deliorman'dan her
    tarafa mektup ve adamlar göndererek büyük bir propaganda faaliyetine girisir.
    Asikpasazâde'nin ifadesine göre o söyle diyordu: "Bundan sonra padisahlik
    benimdir. Sancak isteyen gelsin, subasilik isteyen gelsin velhasil her arzusu olan gelsin.
    Ben, halifeyim Mustafa (Börklüce) da benim hizmetkârimdir."


    Bedreddin ile sirdaslarinin gizli amaçlari, Avrupa ve
    Asya'da bir hükümet kurmak oldugundan Hiristiyanlari ve özellikle Rumlari elde etmek
    istiyorlardi. Bu gayelerine erismek için de dervislerin görüsüne göre
    Hiristiyanlarin, Allah'a ibadet ettiklerini inkâr edenlerin kâfir olduklarini ilân ve
    kendilerine katilmak için gelen Hiristiyanlari gökten inen melekler gibi bereketli kabul
    ediyorlardi. Gerçekten de Börklüce, Dukas'in da dedigi gibi gayr-i müslimi bol olan
    Karaburun (Çesme) havalisinde Türklerden ziyade Hiristiyan ve Yahudilere taviz vererek o
    suretle bu cemaatleri basina toplayabilmisti.


    Islâm tarihindeki, Batinî Hasan Sabbah hareketinin bir
    benzeri olarak karsimiza çikan bu hadise, devletin temelini kökten sarsmaya yönelik bir
    hadise idi. Karaburun, Aydin ve Manisa çevresinde baslayan bu fesad hareketinden haberdar
    olan Çelebi Sultan Mehmed, gerekli tedbirleri almakta gecikmedi. Fakat, baslangiçta
    bütün boyutlari ile büyüklügünün farkina varilamayan bu olay, Müslüman Türk
    kanina hayli pahaliya mal oldu.


    Siî karekterli olan bu isyani bastirmak üzere harekete
    geçen Osmanli hükümdari, önce bölge beylerini bunlarin üzerine gönderecektir. Fakat
    bunlarin fazla bir varlik gösterememesi ve hatta maktul düsmeleri üzerine daha ciddi
    tedbirlerin alinmasi gerektigine kanaat getirip Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile
    târaftarlarini ortadan kaldiracaktir.


    Anadolu'nun bu bölgesinde büyük bir tehlike olarak ortaya
    çikan bu isyani bastirmak üzere harekete geçen yeni Aydin Beyi Süleyman (Aleksandr)
    Bey'in maglub ve maktul düsmesi üzerine, Manisa Sancak Beyi Kara Timurtas Ali Bey,
    asilerin üzerine yürümüs ise de muvaffak olamamisti. Bunun üzerine Amasya sancak beyi
    ve henüz on iki yasinda bulunan Sehzade Murad ile lalasi Bâyezid Pasa, âsileri büyük
    bir bozguna ugratip Yahudi Torlak Kemal ile Börklüce Mustafa'yi öldürmüslerdi. Öbür
    taraftan etrafina pek çok Hiristiyan ve Yahudiyi toplayan Seyh Bedreddin, üzerine
    gönderilen kuvvetlere mukavemet edemeyerek teslim olmus ve Serez'de bulunan Çelebi
    Sultan Mehmed'in yanina götürülmüstü. Mehmed Çelebi'nin emri ile kurulan bir ulema
    divaninda durumu tesbit edilip toplum nizamini bozmakla suçlanan Seyh Bedreddin Mahmud,
    gayet âdilane cereyan eden bu muhakemede, Türk Islâm birligine karsi giristigi bozguncu
    hareketin zararini kabul etti. Devrin en seçkin âlimlerinden mütesekkil bir mahkemenin
    karsisinda suçunu kabul eden Seyh Bedreddin için, Saadeddin Teftazanî'nin
    talebelerinden olan Heratli Mevlânâ Haydar Acemî'nin verdigi "Mali haram, kani
    helâl" fetvasi üzerine 1420 yilinda Serez pazarinda idam edilmisti.


    Dinî vecibelerin kalkmasi, kanunlarin bozulmasi, haramlarin
    helal kilinmasi, bazi kimseler için göz boyayan hos müsaadelerdi. Fakat bunlarin
    hepsinden cazip olani süphesiz ki memleketin muayyen bir zümre arasinda taksim edildi.


    Gerçekten, sayilari binleri bulan, mürid ve dervisler
    üzerinde seyhin nüfuzu o derece kuvvetli idi ki, bu adamlar, Allah birdir dedikten sonra
    peygamberligi sadece seyhlerine lâyik görüyorlardi. Seyhe ve halifelerine uyanlar
    arasinda Türklerden çok Yahudi ve Hiristiyanlar görülüyordu ki, bu da onlarin bol
    huzur ve kolayca servet temini gibi vaadleri çok cazib bulmalarindan ileri geliyordu.
    Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal gibi propagandacilar, seyhten aldiklari ilham ve hizla,
    kisa bir zamanda binlerce kisiyi ayaklandirmaya muvaffak olmuslardi. Tarihî seyri ve
    neticesi ne olursa olsun, her kaynasma ve ayaklanmada mühim olan birer figüran
    rolündeki yiginlarin çikardigi gürültü degil, bu yiginlarin gizli veya asikâr istek,
    izdirap ve zaaflarini sezip bunlari sahis ve zümre menfaatleri adina kullanmasini bilen
    anarsi merkezlerinin gayesidir. Bu belirli ihtiraslar etrafinda merkezlesen gayeler ise,
    sosyal sartlarin ve siyasî buhranlarin halk için sikintilar ortaya çikardigi devirlerde
    meydana gelen hosnudsuz ruh haletinden faydalanirlar. Nasil ki, Babaî isyanlari Selçuklu
    inkirazinin ortaya çikardigi sosyal bir çalkantinin sonucu ise, Bedreddin Mahmud da
    sahne olarak ayni cografya parçasini seçip on yildan fazla süren sehzadeler
    mücadelesinin dogurdugu siyasî ve ictimaî huzursuzluktan faydalanmasini bilmistir.


    Büyük bir mücadele ve gayret sonucu, iç yaralari sarip
    memleket bünyesinin sagligini iade eden Çelebi Sultan Mehmed'in bu vatana en büyük
    hediyesi, Ikinci Sultan Murad gibi hükümdar namzedi bir sehzade yetistirip birakmasidir.

    Sponsored content

    Geri: Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

    Mesaj tarafından Sponsored content


      Forum Saati Ptsi Eyl. 25, 2017 1:47 am